1941'de Bir Türk Askerinin Hayatını Kurtaran Spitfire Uçağının Sürükleyici Hikayesi

Anlattığı müthiş tarihi hikayelerle gönüllerde taht kuran Sözlük yazarı ''anglachelm''den bir güzel hikaye daha.
1941'de Bir Türk Askerinin Hayatını Kurtaran Spitfire Uçağının Sürükleyici Hikayesi
Spitfire / iStock.com


spitfire: olmasaydı olmazdık.

bir ingiliz bu cümleyi kursa herhalde uçak luftwaffe'yi çok hırpaladı o yüzden duygusala bağlıyor deriz ama bir türk olarak ben de kendi adıma gayet de gocunmadan bunu söyleyebiliyorum.

erzincan, 1941 aralık ayının 18 ya da 20'si. saat sabah 01:20

erzincan hava meydanı karlarla kaplı. kar lapa lapa değil öbek öbek yağıyor. 1941 yılında almanlar rusya'ya akın edip tarihin en soğuk kışlarından birini (bkz: general kış) tecrübe ederken, aynı kış bizi de vurmadan geçmiyor. hava dehşetli soğuk. termometreler -20 derecenin üzerine geceleri hemen hiç çıkmıyor. araçlardaki benzin bile donma noktasına geldiğinden askeri araçlar motor stop etmemeye çalışıyor. o kar altında pisti açık tutabilmek kar yağışı altında çok zor ve kar ekim ayının başından beri durmaksızın yağıyor. pisti açık tutmaya da pek gerek yok çünkü uçuş falan da zaten yapılamıyor. fırsat buldukça pistteki kar temizlense de o gece pistte 35-40 cm arası kalınlıkta kar var.


pistin güney çizgisine açık alana yanyana dizilmiş altı adet spitfire mk1 a uçağı bulunuyor. bunların hangara girmeme sebebi acil bir olay olursa uçuşa daha hazır olsunlar mantığı. ancak pratikte öyle bir şey mümkün değil. o hava şartlarında ufo bile uçamıyor. ona rağmen havacı erler kar yağsın yağmasın her sabah uçakların üstündeki karları fırçayla indiriyorlar. yine de ertesi sabah 20 cm kar birikmiş oluyor.

o gece pilot yzb hüseyin nöbetçi kolluğu tutuyor. hangar binasının yanında 20 metrekarelik ahşap barakada yedi er bir astsubay ile birlikte sobanın etrafını kuşatmış cızırtılar içinde rus radyosu dinlemeye çalışıyorlar. gece yayın yapan sadece onlar var. anlamıyorlar ama arada oyun havasına benzer bir şeyler çalınca değişiklik oluyor. hava -26 derece. rüzgar uğuldayarak yerdeki karları alıp bir tokat gibi camlara vuruyor. bu koşullarda statik nöbet de 10-15 dakika ancak tutulabiliyor. bir er nöbet kulubesine gidip oraya az önce varan ancak çoktan kardan adam haline gelmiş diğer askeri barakaya geri gönderiyor. o varınca bir başkası hazırlanıp az önce çıkmış olanı kurtarmaya gidiyor. böyle nöbet devridaimi yapmışlar soğuktan.

Spitfire Mk1a


yüzbaşıyı feci uyku bastırıyor ancak nöbette de uyunmuyor. ayağa kalkıp kaputunu giyiyor kemerini bağlıyor ve uykuyu açmak için pistte 10 dakika volta atmaya çıkıyor.

çıktığının onuncu saniyesinde tipi yüzünden burnunu yüzünü hissetmiyor. baraka ile en yakındaki spitfire arasında 100 metre kadar var. şu uçağa bari bir dokunup geri döneyim, sandalyeden kalktığıma değsin diye düşünüp yürümeye başlıyor. yolu yarılamışken birdenbire duruyor. pistin doğu ucunda gözünün kenarıyla bir anlık bir hareket algılıyor ama hayal olup olmadığının da farkında değil. elini gözlerine siper ederek projektörün aydınlattığı doğu istikametine daha dikkatli baktığında at gibi bir şeyin gayet hızlı bir şekilde projektörün altından geçip kendine doğru geldiğini farkediyor. mümkün değil! bu havada at eşek yarım saat bile dayanamaz. ne olabilir diye düşünürken bir anda kafasına ihtimallerin en korkuncu dank ediyor: kurtlar.


kurtlar açlıktan deli gibi kuvvetli akan murat nehrini -20'li derecelerde tipi altında buz öbekleri arasında yüzerek geçmiş ve ışığa gelmişler. ve pilot yüzbaşıya doğru koşuyorlar. adam üstüne koşan kurtları projektörün ışığı altında belli belirsiz gördüğünde korkudan ensesinden aşağı kaynar sular iniyor ve geriye barakaya bakıyor. yetmiş metre kadar var. koşmaya şu an başlasa yarısına varabilir ancak kurtlar da barakaya varamadan sırtına atlamış olur. gerisin geriye dönüp spitfire uçağına bakıyor, yirmi otuz metre kadar var. ona ucu ucuna varabilir. uçağa tırmanmak daha akıllıca görünüyor. pilot uçağa doğru koşmaya başlıyor.

son metrelerde koşarken arkasından kurtların soluk alış verişlerini duymaya başlıyor. uçağa nefes nefese varıp ayağını iskele üzengisine atıyor, oradan sol ayağını kanadın üstüne atıyor. sağ ayağıyla kokpite giriyor ve sol ayağını içeri çekiyor. kafasını çevirip baktığında resmen ayı gibi bir kurdun (bkz: dire wolf) zıplayarak kanadın üzerine atladığını farkediyor ama kurt kanadın üzerinde tutunamayarak geri kayıyor. kayarken de pençeleri kalemtraşın kara tahta üzerinde çıkardığı cayırtıya benzer sesler çıkartıyor. pilot yzb canını kurtarıyor ama kurtlar da vazgeçmeyip uçağın etrafında havlamaya ulumaya başlıyorlar.


yüzbaşı kemerinden makaralı parabellum tabancasını (bkz: luger p08) çıkartıyor, namluyu camdan çıkartıp havaya beş el ateş ediyor. ancak kuru tabanca sesi o tipide pek uzağa gitmiyor. kurtlar biraz ürküp kaçıyor ama ölesiye aç kurtlar ağızlarında salyalarla tekrar geri geliyorlar. o da ne yapacağım diye düşünürken gösterge tablosuna gayrı ihtiyari bakıyor. şansa uçağın manyeto şalterinin açık olduğunu fark ediyor. son uçuştan sonra kapatılmamış. göstergelerde ve dolayısıyla silahlarda da elektrik var. hemen dişleriyle eldivenini çıkartıp uçağın silah emniyetini açıyor ve levyedeki solenoid tetiğe basıyor. iki kanatta dörder tane 303 kalibre makinelitüfek bir anda gökgürültüsüyle çalışmaya başlayınca ortalık gündüz gibi aydınlanıyor. kurtlar arkalarına bakmadan kaçarken hava meydanında da düdükler sirenler ile birlikte alarm veriliyor. barakadaki herkes ağızlarında düdükler, süngü takılmış mavzerlerle uçağa gelip pilotu kurtarıyorlar.

bu hikayeyi pek seven üs komutanının da rızasıyla spitfire'ın burnuna o günün anısına ağzından salyalar akan ufak bir bozkurt çiziyorlar ve uçak 1940'ların sonunda hurdaya gidene kadar erzincan'da seri numarası yerine bozkurt ismiyle anılıyor.

pilot da tabii daha sonra benim dedem oluyor. o gece spitfire orada olmasa veya yerine başka bir uçak olsa gayet de bunları yazamıyor olabilirdim. 

uçağa o yüzden ailecek sülalecek hayatımızı borçlu gibi bişeyiz. ingiltere'de hava gösterisi falan olduğunda bakmaya doyamam ben buna.