Bir Zamanlar Adana Okul Çıkışlarında Bile Satılan Lezzetli Yemek: Ciğer Tantuni
90'lı yılların başlarında okul çıkışlarında sağlık denetimi pek yoktu sanırım, her neyse bu başka konu...
o yıllarda ben adana'da ilkokula giderken; okulumun hemen çıkışında hacı emmi (öyle derdik), camekanlı tablasında, büyük bir alüminyum tencere içerisinde bundan satardı. bizim için tantuni buydu, gerçek olanını bilmezdik. çıkışta arada birbirimizi gazlar, emminin tablasının önünde sıralanır, cebimizden çıkardığımız son harçlıklarımızla bundan alırdık. ucuzdu da... emmi çeyrek somun ekmeği aralar, araladığı ekmeği önce tencereye daldırır, ciğer tantuninin salçalı şerbetinden biraz emdirir, sonra ekmeğin arasına bir kaşık ciğer tantuniyi boca eder, akabinde üstüne (çıplak) eliyle kimyon ve pul biber serpiştirir, yine sumaklı soğan tenceresine elini daldırıp aldığı bir tutam soğanı eserine yayar, en son birkaç minik domates dilimi de ekledikten sonra eserini tamamlar, saman kağıdına hızlıca sarıp elimize tutuştururdu. eline tantunisini alan hemen bir ısırık alır ve gözlerini kapatarak lezzetin verdiği hazza kapılırdı. en sonuncumuz tantunisini alıncaya kadar, ilk alan çoktan tantunisini yalayıp yutmuş olurdu. operasyon tamamlandıktan sonra, annelerimizden gizli yaptığımız bu yaramazlık hiç olmamış gibi yolumuza devam ederdik. ancak annem, ağzımın leş gibi soğan kokmasından olacak, her defasında fos akciğerden yapılmış bu sağlıksız şeyi yediğimi anlar ve çok fena kızardı. sonra da hızını alamayıp terliğini çıkarır ve kapıdan dışarı kaçmakta olan bana doğru fırlatır, istisnasız her seferinde ense kökümden vurmayı başarırdı. hacı emminin ciğer tantunisinden her yedikten sonra, eve varınca, annemle rutine bağladığımız bir mizansene dönüşmüştü bu durum.
neden sonra bir gün, hacı emmi gelmedi... ertesi gün de gelmedi... ve sonraki gün de... hepimiz sanki o sağlıksız, saçma şeyin histerisine kapılmıştık, damağımızda kalan o müthiş lezzeti delicesine özlüyorduk. sonrasında, okul çıkışlarında sofra bezi altına saklanmış lahmacun mu yemedik, külahta kimyonlu haşlanmış nohut mu denemedik, pamuk şekeri ya da macun mu tatmadık... olmuyor, olmuyor, olmuyordu... hiçbiri hacı emminin sattığı o şeyin yerini asla tutmuyordu... aradan kaç gün geçti bilmiyorum, bir gün duyduk ki hacı emmi kalp krizi geçirip ölmüş...
biz biraz daha büyüdükten sonra okul çıkışlarında artık işportacıları görmez olduk... bir yandan zabıtalar, bir yandan polis ekipleri çıkışta bekliyor, kimseye göz açtırmıyordu... her güzel şeyin bir gün sona erdiğini ilk akıl ettiğim zamanlar o zamanlar olmuştu...
ben ilkokulu bitirdikten sonra adana'dan göçüp gittik... o zamandan sonra ne bir daha ciğer tantuni yedim, ne de gördüm...