SAĞLIK 15 Ekim 2026
272 OKUNMA     4 PAYLAŞIM

Çin’de İnsan Sağlığını Hiçe Sayan Akılalmaz Gıda Sahtekarlıkları

Çin’de bebek mamalarına katılan zararlı kimyasallardan kanalizasyondan toplanan yağların yeniden satışına kadar uzanan gıda skandalları, insan sağlığının daha fazla kâr uğruna nasıl hiçe sayıldığını gözler önüne seriyor.

çin'in yakın tarihinde aklınızın kesmeyeceği türden çok acayip gıda skandalları var ve bunların bizim lahmacuncuların kıyma yerine biraz soya basalım çakallığıyla mukayese edilmesi mümkün değil. şaka yapmıyorum, dünyanın her yerinde gıda üretminde her türlü çakallık var ama çinlilerin yaptıkları bunun çok ötesinde, simya sanatı seviyesinde işler. pezevenkler maliyeti düşürmek için gıdanın içine hile katmıyor, bildiğin sıfırdan sentetik gıda yaratıyorlar.

bakın bu anlatacaklarım da şuradaki bazı dürrüklerin zannettiği türden bir anti-çin propagandası değil. hepsinin gerçekliğini internetten 0.30 saniyede teyit edebilirsiniz. yani salak saçma mesajlar atmayın diye önden uyarıyorum. çin'in gıda terörü konusunda ulaştığı seviyeye ekürisi hindistan bile ulaşamaz. özellikle dolandırıcılık veya para hırsıyla başlayıp bazı durumlarda milyonları etkileyen o kadar çok vaka var ki hangi birisini anlatsam bilemedim. o yüzden uzun uzun detaylarına girmeden şöyle kısa özetlerle potpori halinde salıyorum;

fuyang bebek maması skandalı veya koca kafalı bebekler vakası

olayın özeti şu, gözünü para hırsı bürümüş birtakım kansız şerefsizler, içinde zerre kadar protein, vitamin veya mineral bulunmayan, temelde sadece nişasta, sükroz ve esanstan oluşan karışımları şekil şükül ambalajlara koyup besleyici bebek maması diye piyasaya sürüyorlar. üstelik bunu da bilinçli olarak kırsal kesimdeki, eğitim seviyesi düşük ve ucuz ürünlere yönelmek zorunda kalan fakir ailelere satıyorlar.

aylarca bu sahte mamalarla beslenen, midesi dolan ama aslında kelimenin tam anlamıyla açlıktan ölmekte olan zavallı bebeklerde şiddetli protein eksikliği* baş gösteriyor. çocukların vücutları eriyip iskelete dönerken, aşırı sıvı birikimi ve ödem yüzünden kafaları balon gibi şişmeye başlıyor. çin medyası ve halkı bu duruma koca kafalı bebek hastalığı adını takıyor.

en kötü tarafı da, gariban ailelerin çocukları gözlerinin önünde erirken başlarda demek ki iyi besliyoruz, baksana çocuğun yanakları falan nasıl tontişleşti, kafası büyüdü diye düşünerek bu zehri çocuklara yedirmeye devam etmeleri.

bir sürü bebek öldü, bir çoğu ömrü boyunca çekeceği kalıcı fiziksel ve zihinsel hasarlar aldı. olay nihayet ulusal basına yansıyıp ayyuka çıkınca da çin hükümeti adet olduğu üzere göstermelik birkaç kelleyi uçurdu, sahtekarlara idam cezaları falan verildi ama bu vakaların ardı arkası kesilmedi.

detaylarını öğrenmek isterseniz olayı baştan sona anlatan şu videoyu izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=zxrwfwpfm1m

özet kaynak: https://x.com/blackym25/status/2110017216867623245

ardı arkası kesilmedi derken ciddiyim. diğer olay sanki küçükmüş gibi 2008'de daha büyüğünü icat ettiler. bu olaya da melanin skandalı diyorlar.

bu sefer çin'deki büyük süt üreticileri ki başta o dönemin piyasa devi sanlu olmak üzere tam 22 şirket daha fazla para cukkalamak için sütü suyla seyreltiyorlar. gelgelelim sütü sulandırdığın zaman içindeki protein oranı da doğal olarak düşüyor. normalde devletin veya alıcı firmaların kalite kontrol testlerinde, gıdadaki proteini ölçmek için azot seviyesine bakılır. işte bu edepsiz şerefsizler, test cihazlarını kandırmak için süt tanklarına melamin basıyorlar.

melamin ise, bizim melamin tabaklardan bildiğimiz, laminant parke, ne bileyim beyaz yazı tahtalarının yapımında kullanılan endüstriyel bir kimyasal. türkiye'de yıllarca mutfak malzemesi olarak da kullandık, hatta kahvehanelerdeki çay tabakları hala melaminden üretilir. bu formundayken zararsızdır ama bu kimyasal azot açısından inanılmaz zengindir. bunu sıvı halde süte bastığınızda da, kalite kontrol cihazı azotu algılar ve hay maşallah be, süt değil adeta protein bombası diye rapor verir. böylece bildiğin plastik hammaddeli zehirli suyu, a kalite süt diye piyasaya çaktılar.

melamin vücutta parçalanamadığı için doğrudan böbreklerde çökelip devasa kristaller oluşturur. normalde bebeklerde böbrek taşı görülmesi mucize gibi bişeydir ama o dönem çin'deki hastaneler, idrar yapamayan, böbrekleri iflas etmiş, acı içinde kıvranan yüz binlerce bebekle dolup taşıyor. yahu evcil kedimizin böbreği taş bağlasa, hayvan acı çekse üzülüyoruz. yüz binlerce bebek, çocuk bu duruma düştü bu ülkede.

resmi rakamlara göre bu vakada da en az 300.000 bebek bu zehirlenmeden etkilendi. 54 binden fazla bebek böbrek yetmezliği ve ağır hasarla hastanelere yatırıldı, en az 6 tanesi ise bağıra bağıra öldü ki çin'in gerçek rakamları nasıl hasır altı ettiğini düşünürseniz, bu sayıların çok daha yüksek olduğunu tahmin edebilirsiniz. hala da bu sürecin etkilerini çeken insanlar var.

özellikle süt, içeriği kolayca değiştirilebimesi ve başka malzemeler ekleyerek maliyeti düşürülebilen bir ürün olması hasebiyle çin'de sütle alakalı o kadar çok skandal var ki hangi birisini anlatacağını şaşırıyor insan. mesela okullarda çocuklara dağıtılan sütlerde dahi dolandırıcılık yaptıkları için yine milyonların etkilendiği bir sürü vaka var.

en meşhuru, 2011'deki devletin öğrenci beslenme iyileştirme projesinde patlamıştı. kırsaldaki fakir köylü çocuklarımız yetersiz beslenmekten ötürü cılız kalıyor, bunlara japonya'daki gibi her gün okulda bedava süt ve besleyici yemekler verelim diyerek devasa bir bütçe ayırıyorlar. kağıt üzerinde muazzam bir sosyal devlet projesi ama işin içinde çinliler olunca neticeyi tahmin edersiniz.

yerel parti yetkilileri ve okul müdürleri, devletin verdiği parayla kaliteli süt almak yerine, ihaleleri kendi yandaşlarına peşkeş çekiyorlar. çocuklara gerçek süt vermek yerine, şekerli su, yapay aroma ve kıvam arttırıcı dolu sütlü içecek veriyorlar. maliyeti gerçek sütün onda biri, aradaki fark ise tabi ki bu şerefsizlerin cebine giriyor.

bu arada neredeyse 7 yıl boyunca sürekli başka bir yerden patlamasına rağmen devlet müdahale etmiyor. 2018 yılındaki bir olaya kadar şikayetler bi şekilde hasır altı ediliyor. sonra 2018 sonunda weibo'ya bir video düşüyor. videoda ilkokul çocukları okulun dağıttığı kutu sütleri sıraya girip şarıl şarıl kanalizasyona, su oluklarına döküyorlar. ilk başta videoyu izleyen çinliler, nimet çöpe dökülür mü, fakiriz diye ağlıyorsunuz bir de süt beğenmiyorsunuz edepsizler diyerek çocukları linç etmeye kalkıyorlar.

bu işten çıkarı olan yerel yetkililer de anında fırsattan istifade edip, havalar çok soğuktu, çocuklar soğuk süt içmek istemedi, çöpe atmak yerine de kanalizasyona döktüler kavlinden bizimkileri aratmayacak kadar yüzsüz, aptal saptal bir yalan uydurdular.

tabi ki gerçekler çok geçmeden ortaya çıktı. çocukların kanalizasyona döktüğü şeyin süt olmadığı, yerel bir firmanın ürettiği, besin değeri olmayan bir üründü. çocuklar mideleri bulandığı, içtiklerinde ishal oldukları için okul yönetiminin zorla verdiği bu çöpü gizli gizli döküyorlardı. lavuklar parayı cukkalayıp, çocuklara bunu içiriyorlardı. sonrasında yapılan araştırmalarda bu sahte sütü üreten şirketlerin, hiçbir altyapısı olmayan derme çatma tesisler olduğu ve ihaleyi tamamen tanıdık vasıtasıyla aldıkları ortaya çıktı.

sütü geçtim, hepinizin bildiği kanalizasyon yağı veya gutter oil olarak bilinen vaka bugün bile devam ediyor

buna bir çözüm bulamıyorlar mı yoksa bulmak mı istemiyorlar bilmiyorum.

bunu anlatınca da insana çin düşmanı diyorlar. lan oğlum bu taşak geçilecek bir konu olmadığı gibi dış güçlerin bir oyunu da değil. yüz milyondan az nüfusuyla türkiye'de ekonomi bozuldukça gıda sektöründe yapılan dalavereleri biliyorsunuz. bunun 1.5 milyarlık nüfusla ve çinli ahlakıyla çarpın işte. biz kumpirden üç kişi ölünce günlerce tartışıyoruz. bunlarda milyonlar etkileniyor da sikine takan olmuyor. burada şaşırılacak bir şey yok. iğrenç ama anormal değil.

konuyu hiç bilmeyenler için özet video:
https://youtu.be/gu6yjyi97zi?si=ckzzuahwl1wujdnw

90'ların sonu ve 2000'lerin başında çin'de devasa kentleşme dalgası başladı. milyonlarca fakir köylü, iş bulmak için devasa şehirlere göç ettiğinde, bu devasa işçi sınıfını doyurmak için doğal olarak dev bir sokak yemeği ve ucuz restoran sektörü patladı. çin mutfağı, özellikle hızlı sokak yemekleri bildiğiniz gibi bizim sac tavaya benzeyen wok tavalarda bol yağ ile yapılan kızartmalara dayanır. o yüzden sıvı yağ, restoranların en büyük maliyet kalemiydi.

haliyle bi noktada, maliyetleri düşürmek için alternatif yollar aradılar. burada devreye bir sürü mafya ve fırsatçı çeteler girdi. bunların bulduğu yöntem de kanalizasyona dökülen yağları toplamak oldu. bu çeteler gece, mekanlar kapandıktna sonra büyük restoranların, mezbahaların ve otellerin arkasındaki kanalizasyon ızgaralarını açıp içeride birikmiş, çürümüş, leş gibi yemek artıklarını, donmuş hayvan yağlarını ve lağım sularını kepçelerle varillere doldururak topluyorlar.

sonra bu lağım atıklarını derme çatma, gizli merdiven altı tesislere götürüp büyük kazanlarda günlerce kaynatarak katı pisliklerden arındırıp, yağın suyun yüzeyine çıkmasını sağlıyorlar. tabi ki yağ bu haliyle kapkara ve leş gibi oluyor. bu şerefsizler de endüstriyel kimyasallar, ağartıcılar ve koku gidericiler kullanarak yağı rafine ediyorlar. neticesinde dışarıdan bakıldığında markette satılan tertemiz bir ayçiçek veya soya gibi gözüken bir yağ çıkıyor. bunları da piyasadaki gerçek ayçiçek yağı fiyatının çok altına restoranlara satıyorlar.

bu yağ, ağır metaller, fare boku, bakteriler ve en kötüsü de karaciğer kanserine doğrudan yol açan ve siyanürden 100 kat daha zehirli olduğu bilinen aflatoksin ile dolu. bakın bu olaylar ayyuka çıkana kadar çin halkının büyük kısmı da bilmiyordu. insan evladı, melaminsiz süt emmiş olan bir profesörün aylarca süren saha araştırmaları sonucu öğrendi bütün dünya. o dönem çin halkı da şoka girdi. uzmanların o dönemki tahminlerine göre, çin'de tüketilen her 10 porsiyon restoran yemeğinden 1'i kanalizasyon yağı ile yapılıyordu. yani yılda en az 2 ila 3 milyon ton civarında lağım yağı tüketmişti çinliler.

skandal dünya medyasına yansıyınca, çkp yine idam ve hapis şovuna başladı. yüzlerce yasadışı atık yağ fabrikası basıldı, çete liderleri idama mahkum edildi ama ucuz olduğu için sokak satıcıları bu yağı bilerek ve isteyerek almaya devam ettikleri sürece bitecek gibi durmuyor.

bu olayların boyutlarını anladıysanız başka örneklerle midenizi bulandırmaya devam edeyim: sentetik gıda vakaları

sahte yumurta. evet, tavuğun götünden çıkan ve maliyeti zaten kuruşlarla ifade edilen bir gıdayı bile laboratuvarda sentetik olarak üretip kar edecek kadar kafayı yemiş orospu çocukları.

https://youtube.com/…wfjjvukwym?si=f48gl4tccondkvnc

sodyum aljinat yani deniz yosunu özü, jelatin, şap, kalsiyum klorür ve biraz da sarı pigmenti alıp kimyasal bir çorbada karıştırıyorlar. bu iğrenç pelte de yumurtanın akı ve sarısı oluyor. dış kabuğunu ise kalsiyum karbonat, parafin ve alçı tozu karışımından kalıplayarak yapıyorlar.

görünüşte bayağı yumurta. öyle ayırt edilebilir gözükmüyor. kırıyorsun, tavaya atıyorsun, cızır cızır pişiyor ama yediğinde ne protein var ne vitamin. sadece böbrekleri yoran, düzenli tüketimde hafıza kaybına ve bunamaya yol açan endüstriyel bir zehir. üstelik bu sahte yumurtanın maliyeti, gerçek yumurtanın onda biri olduğu için hala her gün milyonlarca adet üretiliyor ve satılıyor.

etin ise her türlü sahtesi üretiliyor.
https://www.youtube.com/watch?v=vnto5ofinro

benim favorim ise sıçan, tilki ve vizon etinden yapılan ama kuzu şiş olarak satılan ürün. çin'de sokak satıcılarında ızgara et çok popülerdir. bizim kuzu şiş gibi düşünün. çeşitli soslarla satılan bin çeşit şiş yemeği var çin'de. yalnız genelde domuz şiş alırlar çünkü çin'de kuzu eti ve sığır eti nispeten pahalıdır. ucuz dana veya kuzu eti satan dükkan önünde yığılma olur.

bu açığı gören çinli boş durur mu? lağım farelerini, kürkü için yüzülüp eti çöpe atılan tilkileri ve vizonları topluyorlar. sonra bu leş gibi etleri, gerçek kuzu veya sığır eti gibi kokması, kırmızı görünmesi için boyuyorlar. sonra jelatine, nitrata ve envaiçeşit kimyasala banıyorlar. en sonunda bunları şişlere dizip sokaklarda halis kuzu şiş diye millete afiyetle yediriyorlar.

polis bu şebekelere 2013'te devasa operasyonlar yaptığında, sadece bir şebekenin elinde 20 bin ton. yanlış okumadınız, 20 bin ton sıçan ve tilki eti ele geçirildi. bu olayın etkisi bazı bölgelerde o kadar etki etti ki veganlıkta artış gözlenmiş. ha gerçi köpek etini hapır hupur yiyen insanlar sıçandan mı iğrenecek derseniz o olay tam olarak öyle değil. köpeği siz bile isteye, pazardan alıyorsunuz. şişi ise sokakta nasıl üretildiğini bilmeden tüketiyorsunuz. yani ben kendi sıçanımı kendim pişiririm, dışarıda içine ne katıyorlar belli değil gibi bi mevzu var.

favorim ise sahte pirinç ve sahte noodle, erişte ürünleri

bildiğiniz gibi pirinç ve erişte asya toplumları için buğdaydan çok daha önemli ve kritik ürünler. eriştede ise kıvam çok önemlidir. batılının chewy dediği sakızımsı, dişe damağa dokunur, çiğnenebilir dokusunu bütün asya'da sevilir. çünkü normalde bu tür eriştelere yumurta katılır, kaliteli unun glüteniyle kıvam kazanır.

e tabi ki un ve glüten pahalı olunca bu şerefsizler hamurun içine basıyorlar boraksı. boraks dediğin de, hamamböceği zehiri veya ağır sanayi deterjanı yapımında kullanılır. mideye girdiğinde kusma, ishal yapar. uzun vadede karaciğeri ve böbrekleri iflas ettirir. sırf hamur iki kuruş ucuza gelsin ve lastik gibi esnesin diye millete yıllarca deterjan yedirdiler.

konu üzerine güzel bir araştırma izlemek isterseniz:
https://www.youtube.com/watch?v=5oqbcoz9nlu

burada noodle içine boraks dışında formaldehit, sanayi tipi mürekkep ve parafin hatta şap atıldığını anlatılıyor.

pirinç için de patates ve tatlı patates nişastasını alıp içine endüstriyel sentetik reçine yani bildiğiniz plastik karıştırıyorlar. sonra bunu makinelerde presleyip birebir pirinç tanesi şekline sokuyorlar. bu plastik pirinci, gerçek pirinç çuvallarının içine belli oranlarda karıştırıp piyasaya sürüyorlar ki asıl çakallık da burada. komple bu ürünü koyarsanız piştiğinde erimiş plastik haline dönüşür ama atıyorum bir kilo pirince 50 gram katarsanız, zaten lapa pirinç seven çinliler arada yutar geçerler.

zaten bu plastik pirinci kaynatıldığında tam olarak yumuşamıyor, hafif diri kalıyormuş. tüketildiğinde ise midede naylon poşet yemişsin gibi bir etki yaratıyormuş. uzmanlar o dönem 3 kase bu pirinçten yiyen birisi, bir adet naylon poşet yemiş kadar olursunuz diye açıklama yapmışlardı. sindirim sistemini felç eden, bağırsak düğümlenmelerine yol açan bu rezalet ise sırf çuval başına birkaç dolar daha fazla kar etmek için yapıldı.