EKONOMİ 3 Kasım 2026
152 OKUNMA     7 PAYLAŞIM

Daron Acemoğlu'nun Dünya Çapında Popüler Biri Olmasının Sebebi Nedir?

Nobel ödüllü, Ermeni kökenli Türk-Amerikalı ekonomist ve akademisyen Acemoğlu'nun ismini orada burada duyuyor ancak olayını bilmiyorsanız doğru yere geldiniz.

daron acemoğlu son dönemin en önemli ekonomisti

yazdığı her makale, yaptığı her açıklama merakla ve heyecanla karşılanıyor.,

nobel için de iş artık ödülü alacak mı sorusundan çıkıp, ne zaman alacak meselesine gelmişti. 2024 yılında da ödülü alarak alandaki liderliğini perçinledi. ancak hakkındaki tartışmalar devam ediyor. son yazdığı kitapla da ekonomi alanında yol açtığı sorulara yeni cevaplar arıyor.

kitabın adı hangi liberal ekonomi. geçtiğimiz haftalarda türkçe olarak yayınlandı.

öncelikle bilmeyenler için daron hocanın nasıl bu kadar ünlü olduğundan bahsedelim

daron acemoğlu’ndan önce akademide cevabı aranan şöyle bir soru vardı. nasıl oldu da batı ekonomik ve sosyal olarak gelişirken dünyanın diğer bölgeleri geri kaldı.

kimse parayı kölelerin emeğini sömürerek kazandık demek istemediği için bu soruya türlü çeşit bahaneler buluyorlardı. kimisi çalışma ahlakı dedi, kimisi kapitalizm dedi, kimisi işi dine, iklime bağladı. hatta cevabı ırkla açıklamaya çalışan bile oldu.

bu fikirler tabii ki dünya çapında kabul görmedi. çünkü birincisi bunlar bir aklama çabasıydı. ikincisi de insanlar batının ilerlemesine bakarak dünyanın her bölgesine uyarlanabilecek bir yöntem arıyorlardı. gelişmekte olan bir ülkeye git kendinden güçsüzleri sömür ya da gel sen de protestan ol diyemeyecekleri için de bu çağdışı fikirler görmezden gelindi.

daron acemoğlu ve çalışma arkadaşları ise ortaya farklı bir fikir attı. dediler ki iş sömürgede değil. çünkü 1900’lere kadar dünyanın her yerinde herkes birbirini sömürüyordu, eğer böyle bir şey olsa güney amerika’daki insanların karun kadar zengin olması gerekiyordu. ama durum böyle değil.

asıl cevap, ülkede güvenilebilecek, başınıza bir şey gelirse adil şekilde hakkınızı arayabileceğiniz, sesinizi duyurmanızı sağlayacak kurumlarda.

bu fikir tabii ki çok tuttu. çünkü gerçekten de demokrasinin işlediği, kurumların vatandaşı ve haklarını koruduğu her ülke ekonomik ve sosyal olarak daha gelişmişti.

ancak bu fikir beraberinde şu soruyu getirdi: peki kurumları nasıl kuracağız?

daha sonra daron acemoğlu ve çalışma arkadaşları dar koridor adında bir kitap yayınlayarak bu soruya da cevap verdi. kurum istiyorsanız, demokrasi istiyorsanız, hak, hukuk, adalet istiyorsanız kimse size bunu bedavadan vermez, halk olarak bir taraftan siz çekiştireceksiniz, bir taraftan otorite çekiştirecek, ipi dar koridora sıkıştırıp dengeyi bulacaksınız dediler.

bu yurt dışındaki eleştirileri genel olarak susturdu. en azından bu meseledeki. ülkemizde ise okuma, araştırma, fikirleri geliştirme ve sorgulama çok düşük olduğu için verilen bu yanıt pek bilinmiyor. o nedenle hala kurumlar ne olacak diye sormaya devam ediyorlar.

bu şaşırtıcı değil, asıl şaşırtıcı olan ise ülkenin aydınlarının da aynı şekilde davranması. mesela ilker canikligil’in yöneticisi olduğu flu tv’nin programlarında hala kurumlar meselesiyle dalga geçiliyor, ya da emrah safa gürkan yayınlarında aynı şekilde açıklamalar yapıyor. bu insanların yeni verilen cevaptan habersiz olduğunu ben düşünmüyorum. sanırım bir slogan bulup onu tekrar etmek ve bu şekilde izleyicilere ulaşmak, yeni gelen fikri tartışmaktan daha kolay geliyor. bilmiyorum.

yeni yayınlanan kitap ise zenginliğin paylaşılması üzerinde duruyor. çünkü liberal ekonominin temel fikri bir girişimci zenginleştiğinde kendi çalışanlarını, işletmenin olduğu bölgeyi, tedarikçileri, nakliyecileri de zengin edeceği yönündeydi.

ancak francis fukuyama’nın tarihin sonu diye belirttiği 90’lardan beri biz bunun tam tersini yaşıyoruz. zengin daha zengin olurken, alt gelir grubundaki insanların hayatı her geçen gün daha da zorlaşıyor.

kötü olansa şu, bu kitapta daha önceki çalışmalarda olduğu gibi büyük bir çözüm önerisi yok. yapılan açıklamalar daha çok bir durum tespiti ve uyarı gibi.

sonuç olarak

kitap belki bir nobel daha aldıracak bir fikre sahip değil. yine de söylem keskin. eğer zenginliği toplumun tüm kesimlerine paylaştırmanın bir yolunu bulamazsak, demokrasilerin de bozulacağı gücün tek bir noktada toplanacağı söyleniyor. ki bu da sözü geçen birinden geldiği için önemli.

not: ben ayrıca gazetede köşe yazarlığı yapıyorum. bu yazının linkini bırakıyorum, buna benzer yazıları takip etmek için yazarlar kısmından arşive de bakabilirsiniz.

https://m.egeligazete.com/…mi-sorusu&news_id=228483