SİYASET 20 Ekim 2026
145 OKUNMA     9 PAYLAŞIM

Fransa Protestolarının Sebebi Nedir? Olaylar Nasıl ve Neden Başladı?

17 Ekim'de Fransa'da başlayan ve kısa sürede ülkenin geneline yayılan protestoları detaylı takip etmediyseniz her şeyi özetleyen bir yazıyı şuraya bırakıyoruz.

önce bir adres verelim: creteil. paris’in güneydoğusunda, turist rehberlerinin hiç uğramadığı, -banliyö- denince akla gelen o halka (aklıma athena filmini getiriyor ister istemez).

eylül ortasında saint-exupery lisesinde öğretmenler greve çıkıyor, ertesi günlerde öğrenciler okulun kapısını kapatıyor. talepleri de öyle atla deve filan değil, son derece mütevazi: eksik öğretmenler atansın, 35 kişiyi aşan sınıflar bölünsün, çatısı akan bina tamir edilsin. bir öğrenci video çekip -bütün liseleri aynı şeyi yapmaya davet ediyorum- diyor ve fransa’daki liseler bu daveti kabul ediyor. bir hafta içinde ülke çapında bini aşkın eylem gerçekleşiyor. kolektif bilinç de biraz böyle bir şey anlayacağınız.

burada durup şunu sormak lazım: neden bir okulun çatı akıntısı bütün bir ülkeyi ayağa kaldırdı?

cevap basit, çünkü o çatı akıntısı tek bir okulun değil. fransa yıllardır kendini -cumhuriyetçi eşitlik- üzerinden anlatan bir ülke. herkese aynı okul, aynı bac, aynı şans. ama gerçekte devlet, çoğunlukla varlıklı ailelerin çocuklarının gittiği özel liseleri de sübvanse ediyor. kamu okulunda ise çocuk 15 yasında bir yol ayrımına konuyor: ya genel lise, ya meslek lisesi. 15 yasında verilen bu karar, çoğu zaman çocuğun değil, ailesinin gelirinin kararı. sonra (bkz: parcoursup) geliyor, şeffaf olmayan, stresli, algoritmik bir sıralama makinesi. kim nereye gidecek, kim -yetenekli- sayılacak, kim meslek lisesinden fabrikaya ya da gig ekonomisine yollanacak, hepsi bu makinenin içinde. yani creteil’deki çocuklar aslında çatıyı değil, -sınıf- dediğimiz şeyi protesto ediyor. hem okul sınıfını hem de o öteki sınıfı.

devletin cevabı noldu? önce sessizlik, sonra çöp. coplar, plastik mermiler, biber gazı, ses bombaları. 15 yasında bir çocuk lens’te elini kaybetti. içişleri bakanı laurent nunez ancak bundan sonra liselerdeki eylemlerde ses bombası kullanımını -geçici olarak- askıya aldı. düşünün, bir devletin öğrencilere karşı ses bombası kullanmayı ancak bir çocuğun eli koptuktan sonra yeniden değerlendirmesi ve bu geçici askıya alma da yetmedi: ikinci bir eylemcinin elini kaybettiği haberi de geldi. paris’te öğretmenlerin polisle öğrencilerin arasına girip etten bir duvar örüskeni gördüğümüz görüntüler var. bu kare, bu hareketin bel kemiği aslında. öğretmen, öğrencisini kendi devletinden koruyor.

bütçe tarafına gelince

hükümet eğitim bakanlığına 1.2 milyar euro ek kaynak koydu ve bunu büyük bir halt gibi sundu. aynı haftalarda paris -yapay zeka egemenliği- için kırmızı halı seriyor, teknoloji devleriyle milyar dolarlık yatırım fotoğrafları veriyordu. kamu açığı bahane edilerek okullara kırıntılar dağıtılırken, sermayeye her zaman yer var. bu yeni bir hikaye değil, kemer sıkma politikalarının fransa versiyonu sadece. hesap her seferinde aynı kişilere, pardon sınıfa kesiliyor.

işte tam bu noktada hareket okullardan taştı. ekimde enflasyon son iki yılın zirvesine çıktı, cgt devreye girdi: daha yüksek ücret, daha yüksek emekli maaşı, daha düşük fiyatlar, gerçekten ihtiyaca cevap veren kamu hizmetleri. aynı günlerde çiftçiler traktörleriyle paris’e girip mercosur anlaşmasına karşı yürüyordu. 17 ekim’de, nunez’in kendi verişine göre 550 bin kişi sokaktaydı. çocuklar kapıyı kırdı, ebeveynler, öğretmenler, sendikalar ve çalışanlar arkadan geldi. yanında sarı yelekleri de gördük. bir ülkede hayat pahalılığı ile eğitimdeki eşitsizlik aynı yürüyüşte buluşuyorsa, orada artık -öğrenci olayları- demek yetmez. orada sınıfsal bir öfke vardır. bunun benzerini saraçhane'de de yaşadık ama sözde muhalifleirn nasıl söndürdüğünü de izledik. yiğidim aslanım filan.

ana akım medya tabii yanan arabaları, yağmalanan dükkanları, lyon’daki turizm ofisini manşete taşıyor. evet, bunlar oldu, yüzlerce gözaltı var. ama birkaç yüz kişinin yaptığı şeyi yarım milyon kişinin taleplerinin önüne koymak da bir siyasi tercih. (bkz: marine le pen) eylemlerin -isyancılar- tarafından zehirlendiğini söylüyor, yani her zamanki gibi asayiş üzerinden konuşup meseleyi bastırmaya çalışıyor. (bkz: jean-luc melenchon) ve lfi ise en başından hareketin yanında, vekilleri ilk günlerde creteil’deki okula gitti. bu da sağın "çocuklar kullanılıyor" argümanına malzeme oldu. oysa hiçbir 17 yaşındaki, sınıfında 36 kişiyle oturduğunu bir partinin söylemesine ihtiyaç duymaz. bunu her sabah yaşıyor.

emmanuel macron için ise bu, yaklaşık on yıllık iktidarının son aylarında gelen bir fatura. -yatırımcıların başkanı- olarak anılan bir adamın dönemi, liselilerin ve emekçilerin aynı meydanda buluştuğu bir tabloyla kapanmak üzere. ironik olan şu ki, başkanlık kampanyasının gündemini bugün ne macron’un halefi ne de le pen belirliyor. 17 yaşındaki çocuklar belirliyor.

bazıları mayıs 68 karşılaştırması yapmış ama onun için erken, belki de yanlış. 68 üniversitelerin, özgürlüğün, bir kuşak çatışmasının hikayesiydi. 2026 ise daha çok bir ekmek ve sınıf hikayesi: okul binası, öğretmen sayısı, burs, kira, market fiyatı. daha az romantik, daha çok maddi ve belki tam da bu yüzden daha tehlikeli.

son olarak

fransa’da sokak bir kurumdur, bunu herkes bilir. ama bu sefer farklı olan şey, yetişkinlerin çocukların peşinden yürümesi. bir toplumda çocuklar önde, büyükler arkadaysa, orada büyüklerin yıllarca susarak biriktirdiği bir borç var demektir. bu borç artık -bu da geçer- denerek ödenmiyor. biz de evlerimizden onları büyük bir -hayranlıkla- izliyoruz.