SEYAHAT 7 Kasım 2026
16 OKUNMA     4 PAYLAŞIM

Hamburg'u Kafanızda Kesinlikle Bir Yere Oturtmanızı Sağlayacak Orijinal Bilgiler

Bu yazıyı okuduktan sonra Hamburg'a bir tarihçi gibi genel perspektiften bakabilirsiniz.

moin!

hamburg... yaklaşık bir buçuk senedir yaşadığım, denize kıyısı olmayan liman şehri; hamburg meine perle.

Moin (okunuşu moyn): Almancada "merhaba", "selam" veya günün her saatinde kullanılabilen genel bir selamlama sözüdür. (E.N.)


oysa sosyal medyada buranın "denize nazır" olduğu yazılıyor bazen. şehri ziyaret etmemiş hatta belki buradan şöyle bir geçmiş pek çoklarının paylaştığı, yaygın bir yanılgı bu. tarihinde viking akınları, korsan yağmaları olan bir şehrin elbette deniz kenarında olmasını bekler insan. 19. asır boyunca milyonlarca avrupalı'nın gemilere atlayıp amerika'ya göçtüğü bir liman şehrinden söz ediyoruz. oysa hamburg'dan bir gemiye bindikten sonra, ancak 65 mil sonra kuzey denizine ulaşabilirsiniz. bu 65 mil, elbe nehri üzerinde geçer. hamburg bir okyanusun kenarında değil; iktidarını ve hristiyanlığı kuzeye yaymak istiyen frank hanedanı şarlman'ın buyruğu ile, elbe'nin bir kolu olan alster nehrinin kıyısına kurulmuştur.

trivia: bu sulak şehrin kanalları üzerine yaklaşık 2500 köprü yer alır. bu sayı, amsterdam ve venedik'teki köprü sayılarının toplamından fazladır.

suyla bu kadar haşır neşir ve hayli zengin bir şehir olan hamburg, dünyanın en güzel memleketleri denildiğinde neden kimsenin sıralamasına en tepeden girmez? bu soruyu aşağıda kendimce cevaplayacağım. başlıkta yer alan hemen bütün entry'leri okudum. verilen bilgiler içerisinde doğrular kadar yanlışlar, paylaşılan izlenimler içerisinde katıldıklarım kadar katılmadıklarım da var. ben de naçizane, hamburg'a dair edindiğim kimi bilgileri ve gözlemleri, şehri bilinçle gezmeye veya belki buraya yerleşmeye niyetli olanlar için paylaşmak isterim.

şehrin resmi adı freie und hansestadt hamburg (kısaca hh). bu uzun isimde yer alan hür ve hansa şehri ifadeleri, bugünün hamburg'unu tarihi bağlamıyla beraber anlamamız ve şehri gezerken gördüklerimizi anlamlandırabilmemiz adına çok mühim. hamburg, ezelden beri özgür kalmayı tercih etmiş bir ticaret şehri. avrupa'nın en zengin şehirlerinden birinde herhangi bir (1!) saray yok. üniversitesi çok geç kurulmuş. sanat tarihi açısından önemli bir merkez olmamış. tarihi yapılar bu çapta bir şehre göre az. çoğunlukla büyük felaketler veya bazen de kent konseyi kararı ile pek çok mahalle ve anıt yapı yıkılmış. ayakta kalan örneklerden de çok süslü olmadıklarını görüyoruz.

peki hamburglular neden zenginliklerini anıtlaştırmaktan imtina etmişler?

mazisinde feodal, aristokrat zenginler bulunmayan, ticaretle ve yurttaş kimliği ile zenginleşen, geçmişte ve bugün halen bu kimlikleri ile gurur duyan hamburglular için bu tip gösteriş sembolleri, muhtemelen israf ve şatafat meraklısı soylulara yakışırdı. hamburg, bir avuç soyluya değil, doğrudan hamburglulara aitti. örneğin yine bu hamburglular, 2024 yaz olimpiyatları adaylığı için 2015'te yapılan referandumda hayır oyu vermişler ve olimpiyat oyunlarını şehirlerinde istememişler. olimpiyat oyunlarının dönüştürücü etkisini kabul etmemişler. alman birliğinin sembolleri birinci wilhelm ve otto von bismarck heykellerinin şehir tarihinde tartışma konusu edilmesi, özgür ve hansa şehri hamburg yurttaşı kimliğinin diğer bütün kimlikler üzerindeki üstünlüğünün bir işareti olarak da pekala okunabilir.

yine aynı sebeplerle, hamburg'un köklü bir sanat ve patronaj geçmişi yok. güzel sanatlar burada, flaman veya güney avrupalılara göre çok daha geç dönemlerde rağbet görmüş. yine de hamburger kunsthalle, koleksiyonu ve sergileri ile ziyarete değer bir müze. denizcilik ve ticaretle yoğrulmuş şehir tarihine, otomobil gibi özel ilgi alanlarına yahut çocuklara yönelik de pek çok müze var elbette.

hamburg'un hansa birliği ile başlayan zengin ticari geçmişinin izini sürebilmek adına özellikle speicherstadt ve kontorhausviertel, tabii ki hafen (hafen derken konteyner limanından değil st. pauli piers'den bahsediyorum tabii) bölgeleri ile deichstraße'yi ziyaret etmekte fayda var. buralarda hamburg şehir mimarisinin en parlak örneklerini görmek ve fotoğraflamak mümkün. ikinci dünya savaşında büyük bölümü yok edilene dek hamburg, binaların çoğunlukla kırmızı tuğladan örüldüğü bir şehirdi. bugün halen yer yer örneklerini gözlemleyebileceğimiz bu tuğla dokunun ayakta kalan en kuvvetli temsilcileri bana kalırsa, her ikisi de unesco dünya mirası listesinde yer alan, speicherstadt depoları ve kontorhausviertel bölgesi ofis binalarıdır. bilhassa chilehaus, yolumu bir şekilde düşürmeye gayret ettiğim, farklı açılardan izlemeyi, altındaki manifaktum'da vakit geçirmeyi sevdiğim, devasa bir bina. bütün bu bahsi geçen yerlerin deniz ticareti ile doğrudan veya dolaylı ilgisi var. örneğin chilehaus'u yaptıran henry b. sloman, servetini şili'de kendisine ait madenlerden ithal ettiği potasyum nitrat'a borçluymuş. bina ismini şili'den, formunu ise bu ticareti mümkün kılan gemilerden alıyor.

şehirdeki nadir şatafatlı yapıların en şöhretlisi rathaus, bugün epey kaotik bir yer olan hauptbahnhof ve bunları birbirine bağlayan mönckebergstraße aksı, modern şehircilik tarihi bağlamında önemli.

Rathaus

johann georg mönckeberg 19.yy'ın sonunda ve 20. yy'ın başında şehrin önde gelen siyasetçilerinden biriydi ve bahsettiğim bu aks da işte bu eski belediye başkanından almıştır ismini (modern hamburg'un iki mimarından diğeri ise fritz schumacher'dir.) alman modernleşmesinin şehircilik ve mimari mirasını merak edenler, hauptbahnhof'tan çıkıp mönckeberg boyunca ilerlemeli ve nihayetinde rathaus'un heybetini izlemelidir. bu aksın planlarına göre, hamburg'un yeni ve devasa tren istasyonuna inen bir yabancı öncelikle modern mönckeberg caddesinin otomobil ve yaya kalabalığı ile karşılaşacak, üzerindeki bu şoku atlatamadan rathaus'un görkemi ile yüz yüze kalacaktı. modern hamburg'un bu en iddialı projesi, ziyaretçilerin şaşkınlık hislerini tetiklemek, onları teslim almak üzere kurgulanmıştı. mönckeberg caddesi, tıpkı onu planlayanların ideallerinde olduğu gibi, bu şehrin halen en kalabalık alışveriş caddesidir. rathaus'u da muhtemelen bir turist olarak ziyaret edecek, meydanda durup sırtınıza bu sükseli yapıyı alarak bir hatıra fotosu çekileceksiniz. ben bile bu meydandan geçerken, telefonunu bana uzatan birçok mutlu turist ailesinin fotoğrafını çektim.

pek çok büyük şehir gibi hamburg da büyük yıkımlar tarihinden payına düşenlere katlanmak zorunda kalmış

her hamburglunun bir çırpıda sayacağı başlıca yıkımlar 1842 büyük yangını, 1892 kolera salgını, 1943 müttefik bombardımanı ve 1962 sel felaketidir. deichstraße 44 adresinde bulunan bir tütün dükkanında (o zaman bu bölgedeki yapıların altı dükkan, depo veya imalathane, üstü ise ev imiş) başlayan yangın neustadt bölgesinin büyük kısmını yakmış. on binlerce vatandaşı evsiz bırakmasının yanında şehrin özellikle kuzeye doğru genişlemesini, tüccar sınıfın iş yerlerini merkezde bırakarak evlerini dışarı taşımasını; o zamanlar sayfiye hatta köy yerleşimi olan uhlenhorst, eppendorf, rotherbaum ve winterhude gibi bölgelerin daha hızlı kentleşmesini sağlamış. evet, şehrin bu en gözde semtleri, çok da uzak olmayan bir geçmişte dutluktular.

hamburg'u gezmeye gelen turistler genellikle alster gölü kıyısından, hatta küçük alster'in güneyinden pek ayrılmazlar. kısıtlı zamanlarını alışveriş yaparak, en çok turistlere hitap eden yerlerde yiyip içerek geçirmek isterler. oysa şu hemen az yukarıda saydığım semtlerin art-deco kapılı zarif taş binalarının önünden yürümemek, yazın yemyeşil sokaklarında dolaşıp rastgele bir cafede oturmamak, hamburg tecrübesinin en keyifli anlarını ıskalamak demektir. buraları, yani neustadt'ın kuzeyini gezdiğinizde, kıvrılarak alster'e uzanan kanalları aşan köprülerin üzerinden geçerken, dingin akan suların üzerinde kürek çeken mutlu alman aileleri, çimlerde sohbet eden uyuşuk gençleri, onların ardında azimle koşan zinde yetişkinleri, suyu usulca öpen söğütlerin üzerindeki balkonlarda akşam güneşinin tadını çıkartan mahallelileri gördüğünüzde, hamburg'un zarif ve varlıklı bir kuzey cenneti olduğuna ikna olursunuz.

hamburg şehrinin surları 1860'larda tamamen yıkıldı. 19.yy'ın henüz başında napolyon bonapart'ın şehre herhangi ciddi bir direnişle karşılaşmaksızın girmesinden, bu surların savunma işlevini çoktan yitirdiğini anlıyoruz esasen. yine de hatırlatalım, kabaca tarif etmek gerekirse, duvarlar yıkılana kadar hamburg şehri yalnız altstadt ve neustadt bölgelerinden ibaretti. büyük yangında ve yangından bir asır sonraki korkunç bombardımanda buralar neredeyse harabeye döndü. bu nedenle, pek çok avrupa şehrinin aksine, turistik bir "eski şehir" yok hamburg'da.

hansa birliği boyunca giderek zenginleşen ve kuzey avrupa'nın en büyük şehrine dönüşen hamburg, bugünden bakınca, 19. asırda dahi hayli küçüktü. meşhur sankt pauli bile o zamanlar halen hamburg'un surlarının hemen ötesinde bir dış mahalleydi. alman ve protestan olmayan göçmenlerin hamburg'da ikametine izin verilmiyor, bunlar, hamburg limanına demirleyen gemilerden inen eğlenceye susamış denizcilerin keyiflerini hoş etmek üzere akın ettiği, liman ve ticaretle ilgili pek çok yan işkolunun yeşerdiği sankt pauli gibi dış mahallelerde barınabiliyorlardı. st. pauli'nin ana arteri olan ve geçmişte olduğu gibi bugün de gece hayatı ile anılan meşhur reeperbahn, ismini ip yapımından alır. ingilizcesi ropewalktur. gemilere yelken dikiminde kullanılan iplikler, bu uzun caddedenin üzerinde imal ediliyordu. bugün halen dışarıda kalanların temsilcisi olduğunu iddia eden st. pauli semt kültürünün ve futbol kulübünün bu iddiasının tarihi arka planına böylece değinmiş olduk ( hamburg ve spor deyince, nur der hsv!).


başlıkta birkaç kez st. pauli'nin tehlikeli bir yer olduğuna değinilmiş. şaşırdım. evet burası gerçekten farklı bir bölge ancak bu farklılık onu korkutucu değil cezbedici kılıyor. reeperbahn üzerinde yürürken junkie'ler, kaybolmuşlar, limana doğru inen merdivenlerde afrikalı torbacılar, genelev sokağının çevresindeki binaların önünde müşteri bekleyen genç kızlar göreceksiniz. caddede ve ara sokaklarda seks temalı pek çok dükkan var. sarhoş almanların yanında, sarhoş alman kızları ile şansını denemeye çıkmış esmer oğlanlar, türlü ucubeler... barlardan sokağa taşan yüksek ses, rengarenk neon tabelalar, mahşeri kalabalık, vitrinlerde kadın figürleri... gece hayatına dair tipik göstergelerin hepsi mevcut reeperbahn ve onu kesen sokakların üzerinde. bir cuma akşamı, bir zamanlar beatles'ın üzerindeki mekanlarda sayısız defa sahne aldığı meşhur grosse freiheit'ta kalabalığa karışmaktan çekinmeyin. öte yandan michelin yıldızlı restoranlar, özel butikler, hipster barlar ve cafeler, tasarım dükkanları vb. çok daha şık seçenekler de yine st. pauli'nin olmazsa olmazları. bu curcunanın içerisinde, size hitap eden bir şeyler mutlaka bulursunuz.

st pauli sizin için fazla yoğunsa veya yabancı ise, eğlenmek için sternschanze'ye yollanın. uzun yürüyüş yapmaya fırsat bulduğum günlerde planten un blomen'den geçerek karolinenviertel ve schanzenviertel sokaklarına dolaşır, vitrinlere göz atar ve sternschanze üzerindeki katze'de biramı içerim. hatta vaktiniz olursa yürüyüşü uzatın. schanze'den reeperbahn'a geçin. bu tur sizi st. pauli bölgesi hakkında epey bir fikir verecektir. schanze üzerindeki rote flora almanya'daki wokesim'in vücut bulmuş halidir. bir zamanlar hoş bir yapı olduğu halen anlaşılabilen binanın üzerindeki lgbt, feminizm, antifa grafitileri, güncel mevzulara ilişkin sloganların işlendiği afişler, merdivenlerinde yatan obdachlos'lar; bu karman çorman görüntü ilk bakışta bir parça merak uyandırır fakat hemen sonra aklı dengenize şükrettir. schanze'nin politik kimliğine dair ayrıca (bkz: 7 temmuz 2017 hamburg olayları)

günümüz hamburg'unun görünür bir parçası olan bu radikal yaşamlar, çok da uzak olmayan bir geçmişe kadar hiç de hamburglu sayılmıyordu. protestan kültürünün parlak temsilcisi; zengin, çalışkan ve ahlaklı hamburg halkı ile dış dünyanın günahlarının arasında halen şehir surlarının dikildiği zamanlarda, felekten bir gece çalmak isteyen hamburglular millerntor kapısından çıkıp sankt pauli'de günaha giriyor, çıktıkları kapıdan tekrar şehre dönerken bu defa hamburg şehrine bir "eğlence vergisi" ödüyorlardı. şıkır şıkır planten un blomen parkımızın st. pauli u-bahn yönüne bakan girişinin hemen yanında, millerntor kapısı muhafız evi gibi küçük bir yapı bulmak halen mümkün. fakat hamburg tarihine meraklı olanların mutlaka ziyaret etmesi gereken esas mekan, parkın holstenwall tarafından yer alan museum für hamburgische geschichte .

reeperbahn'ın diğer ucundaki danimarka şehri altonaise püriten hh'a göre çok daha özgür bir yerdi. bugün adı daha çok multi-kulti yapısı, bağrından çıkardığı fatih akın filmleri vb. ile anılan altona ilçesi, alman bir balıkçı kasabası iken danimarka ilhakından sonra tahtın en büyük üçüncü şehrine dönüşmüştü ve belki bunu biraz da hamburg'un dışladıklarını buyur etmesine borçluydu. reeperbahn caddesinin iki ucundaki bu şehirlerin amblemleri ise neredeyse aynıdır. arada önemli bir fark vardı tabii. hamburg amblemindeki şehir kapısı kapalı, altona'nınkinde ise açıktır.

hamburg ve altona'nın birbirine yakın ancak rekabet halindeki balık pazarları artık yok. daha doğrusu, altona hamburg'a katıldıktan sonra hamburg balık pazarı kapatıldı ve altonaer fischmarkt buruk zaferini ilan etti. burası, hafen boyunda yapacağınız gezintinin önemli bir durağı olmaya devam ediyor. cumartesi gecesini barlarda, kulüplerde eğlenerek geçiren gençler mumları burada söndürüyor. ben hayat tarzı itibariyle maalesef şahit olamadım fakat pazar sabah 07:00 sularında biralı ve balık ekmekli bir kahvaltı yapmak isterseniz buraya geliyorsunuz. hafen turunuzun bir ucu balık pazarı ise, diğer ucu da şehrin yeni sembolu diyebileceğimiz, sosyal medyadaki her hamburg paylaşımının olmazsa olmazı, elbphilharmonie binasıdır.

hafen bölgesine çok yakın olan önemli bir başka sehenswürdigkeiten ise portuguese quarter. wirtschaftswunder 'ın yol açtığı işgücü açığını karşılamak için almanya'ya gastarbeiter olarak sadece türkler davet edilmedi. bu kapsamda hamburg'a gelen portekizliler, hamburg'un merkezinde küçük bir portekiz yaratmayı becerdiler. pek çok portekiz restoranının yer aldığı küçük portekiz mahallesinde birkaç saat geçirmek, bir lokantada taze deniz mahsullerinin tadına bakmak elbette çok keyifli. aynı zamanda iskandinav ülkelerinin kiliseleri de burada bulunuyor. noel zamanında bu kiliseler birbirleriyle tatlı bir rekabete tutuşur ve kendi ülkelerine ait, geyik eti de dahil kimi lezzetleri ziyaretçilerine sunalar.

buradan birkaç basamak tırmanarak, hamburg'un 5 ana kilisesinden en önemlisi sankt michaelis'e ulaşabilir, kilisenin kulesinden; tıpkı daha önce atakule'den ankara, asansör'den izmir, galata kulesi'nden istanbul manzarası izlediğiniz gibi, bu defa da hansestadt hamburg manzarasını izleyebilirsiniz. eh, buraya kadar gelmişken üç dakika mesafedeki peterstraße'ye de uğrayıverin. peterstraße, deichstraße ile birlikte, hamburg'da "altstadt" tadına en çok yaklaşacağınız, şehrin eski dokusunu orjinaline en yakın biçimde hissedebileceğiniz yerdir. burada küçük bir kompozitör müzesi de bulunur. şehrin kiliselerinde çalışmış, burada doğmuş veya yolu yine buradan geçmiş şöhretli kompozitörlerin ( hasse, telemann, mendelssohn, ikinci kuşak bir bach, mahler ve elbette brahms vb.) kimi eşyaları ve hikayeleri yer alır.

bu şehirde yapacak elbette çok daha fazla şey, gezilecek onlarca güzel park, hoş mahalle var. dik yamaçlara serpiştirilmiş evlerin arasından elbe'ye doğru inerken insana akdeniz kıyısındaymış hissi veren blankenese, şehrin en hoş parklarından biri de olan ohlsdorf mezarlığı, alman gençler devasa speakerlar ile gündüz partileri düzenlerken göçmen ailelerin mangal tüttürdüğü stadtpark, 1943 bombardımanında gotik kulesi dışında hemen tamamı harap olmuş st. nikolai kilise müzesi vb. görmek isteyen gözler için hamburg türlü güzelliklerle doludur.

 Blankenese

fakat hamburg, sosyal medyada pek çok insanın da değindiği üzere, pek turistik bir şehir sayılmaz. yaşamak için bence harikulade bir yer ama standart turist beklentisini karşılayacak tipik tecrübelerin pek azını vaat ediyor. akşam güneşi yüzünüze vururken şarabınızı yudumlayacağınız, neşeli turistlerle dolu cici bici medyanlar veya turizm faaliyetinin olmazsa olmazı sahte bir otantizm yok. burası, her şeyden önce, güzel yaşanan; başka şehirlerden ve ülkelerden buraya göçmüş sakinlerini de bonkörce kucaklayan, yabancıların da zamanla onu sevip aidiyet duydukları bir başka memleket. heimat ist kein ort, sondern ein gefühl.

bir de lütfen, buraya gelmeden önce planınızı mutlaka hava durumuna göre yapın

ışıltılı, cıvıl cıvıl weihnachtsmarkt fotoğraflarının çekici olduğunu biliyorum fakat kuzey avrupa ayazında poponuz donarken glühwein içmenin keyfi de insanı bir yere kadar tatmin eder. karanlık, soğuk ve uzun kış aylarında uzun yürüyüşler yapmak veya uzun süre dışarıda kalabilmek elbette çok zor. üstelik şehir yukarıda saydığım pek çok güzelliğini de gizleyecektir. daha tatminkar bir ziyaret için, mümkünse mayıs-eylül aralığında kalan beş ayda gelin.

şimdiden herzlich willkommen.