KOMİK 19 Ekim 2026
309 OKUNMA     8 PAYLAŞIM

Kapısı Yehova'nın Şahitleri Tarafından Çalınan Sözlük Yazarının Yaran Diyalogu

Enteresan bir Hristiyan topluluğu olan Yehova'nın Şahitleri'nin yolu bu sefer Sözlük'ten birinin evine düşmüş.

Nedir bu Yehova'nın Şahitleri?

Farklı dinî geleneklerden özellikle Yahudilik ve Hristiyanlık kaynaklı öğelerin bir araya getirilmesiyle şekillenmiş, yaygın misyonerlik faaliyetleriyle tanınan bir dinî topluluktur. Hareket, 19. yüzyılın sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkmıştır. Bu topluluğun adı, Kutsal Kitap temelli bir ifadeye dayandırılmakta olup, Tanrı'nın ismi olarak kabul edilen "Yehova"ya ve onun ilahî kimliği ile tasavvur edilen amaçları hakkında tanıklık etme anlayışını yansıtmaktadır. (Kaynak: Wikipedia)

Mevzubahis diyalog

yehova'nın şahitleriyle benim aramda tuhaf bir hukuk var. kendilerini dünyanın farklı ülkelerinde, farklı şehirlerinde o kadar çok gördüm ki kapımı çaldıklarında daha ağızlarını açmadan tanıyorum artık.

kapıya gelenler genellikle iki kadın oluyorlar. son derece temiz, düzgün giyimli, güler yüzlü insanlar. alakasız bir saatte insanın kapısını açınca karşısında görmeyi beklediği tipler değiller. dini tebliğe değil de belediyeden anket yapmaya gelmiş insanlar gibi gözüküyorlar.

bir de artık eskisi gibi konuya hiçbir zaman doğrudan dinden girmiyorlar. biliyorsunuz bunlar batı ülkelerinde daha cüretkarlar ve ısrarcılıklarıyla meşhurlar. sokakta, do you have a moment to talk about our lord and savior jesus christ? muhabbetine maruz kalmayan yoktur.

işte son yıllarda taktik değiştirmişler. mesela merhaba, sizi yehova'nın şahitleri cemaatine davet etmeye geldik demiyorlar. önce sağlıklı yaşam, aile huzuru, insanın iç dünyasıından falan bahsediyorlar. bir keresinde hayatımdaki stresle nasıl başa çıktığımı sormuşlardı. kadıncağıza o gün sabahtan beri internetin çalışmadığını, modemle kavga ettiğimi, müşteri hizmetlerindeki kızın da bana sürekli modemi kapatıp açmamı söylediğini anlatmaya başladım.

kadın bir ara sözümü kesip, peki sizce bütün bu sorunların bir gün ortadan kalkması mümkün mü? dedi.

valla abla, altyapı değişirse mümkün tabii. kutuda yer yok diye diye anamı ağlattılar. eve elon musk'ın internetten alasım var. dedim.

kadın gülümsedi ama pek memnun olmadı cevabımdan. sonradan fark ettim ki kendisi insanlığın çektiği acılardan bahsediyormuş. e bu da acı değil mi *mına koyim?

neyse, dün yine kapım çaldı. açtım, iki kadın. daha merhaba demeden tanıdım. hatta bir an içimden ahaa gelmiş bizimkiler! dedim. çünkü bunlarla sanki konudan hiç haberim yokmuş gibi muhabbet etmeyi çok seviyorum.

- merhaba, nasılsınız?
+ iyiyim, sağ olun. siz nasılsınız?
- biz de iyiyiz, teşekkür ederiz. size bir şey sormak istiyoruz. sizce insan daha mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek için neler yapmalı?

şimdi normalde bu soruya güzel bir cevap verilir. insanın kendine vakit ayırması, ne bileyim sevdikleriyle birlikte olması falan denir. ben kapıyı açmadan iki dakika önce mutfakta bir şeyler kemiriyordum. ağzımda hala lokma var. üzerimde yırtık ev kıyafetleri. bir çorabım ayağımda, öbürü ortada yok. kapıda iki kadın durmuş benden insanlığın mutluğunun formülünü istiyor.

+ bence önce maddi sıkıntıları çözmek lazım! dedim.
- evet, ekonomik sorunlar insanları gerçekten çok etkiliyor

tabii abla. mesela benim bir arkadaş var, adamın maddi durumu çok iyi. hiç mutsuz gördüğümü hatırlamıyorum. geçen boşanmış, gittik geçmiş olsun dedik, lavuk altına yeni araba çekmiş. yılan gibi bi rus manita yapmış. biz adamı teselli etmeye gittik, adam bizi teselli etti.

kadınlar güldü. ben de cesaretlendim. halbuki insanın böyle ortamlarda ilk esprisine gülünmesi çok tehlikeli. hemen ikinciyi yapası geliyor.

- peki sizce dünyadaki bütün kötülüklerin sona erdiği bir hayat mümkün olabilir mi?

+valla abla, ben insanlardan pek umutlu değilim. bizim apartmanda asansöre çöp bırakan bi orzbu çocuğu var afedersin. üç senedir bulamadık pezevengi. düşünün, adamla aynı binada yaşıyoruz, her gün aynı asansöre biniyoruz, o kadar kamera neyin var hala bulamadık. siz bütün dünyadaki kötülükleri bitireceğiz diyorsunuz.

kadınlardan biri bu defa ciddi ciddi dinlemeye başladı.

aslında tam da bununla ilgili size göstermek istediğimiz bir şey var. dedi ve çantadan küçük bir kitapçık çıkardı. aha dedim içimden, işte climaxe geldik.

kadın bana dünyada kötülüklerin neden var olduğunu, insanların neden acı çektiğini, gelecekte nasıl bir hayatın mümkün olabileceğini anlatmaya başladı. ben de dinliyorum. dinlerken bir yandan da kadının bu işi ne kadar iyi yaptığını düşünüyorum. yani kadın öyle bir anlatıyor ki biraz daha devam etse ben de kapı kapı dolaşmaya başlayacağım. yalnız benim insanlara verebileceğim doğru düzgün bir öğüt yok. apartmanda sağa solan sıçan varsa yehova yarattı demeyin zopaylan dövün derim.

- peki sizin dini konulara ilginiz var mı?
+ var tabii olma mı? çok okurum, araştırırım.
- çok güzel. bizim de düzenli olarak yaptığımız toplantılarımız oluyor. isterseniz siz de katılabilirsiniz.

işte o anda, nedenini bugün de tam olarak bilmediğim bir şekilde, kendimi çok zeki zannederek:

+ aman abla, şahit mahit yazarlar, başımıza iş almayalım hohohaayt! dedim.

gülmediler.

ama nasıl gülmediler. insan bazen espri yapar, karşısındaki anlamaz, sonra açıklarsın, beraber gülersiniz. burada öyle bir durum da olmadı. kadınlar espriyi anladılar. gayet iyi anladılar. sadece komik bulmadılar

ben yine de bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.

+ hani şahit ya... mahkemeye falan çağırırlar insanı.
- yok, bizim toplantılarımız herkese açık.
+ yok yok, biliyorum. ben şaka yaptım.
- anladık.

işte bu anladık beni mahvetti. keşke anlamasaydınız abla. ben de size güzelce anlatırdım, siz de ayıp olmasın diye gülerdiniz. şimdi ikimiz de biliyoruz ki ben kapının önünde durup hiç tanımadığım iki yabancı kadına saçma sapan bir espri yaptım.

bir de insan böyle durumlarda susamıyor. illa kendisini kurtaracak bir şeyler söylemesi gerekiyor.

+ ben sizi aslında çok eskiden beri tanıyorum dedim.

kadınlar bi şaşırdı.

- öyle mi, daha önce görüşmüş müydük?
+ yok, yani sizi değil. sizin arkadaşları. başka ülkelerde de karşılaştım. rusya'da, japonya'da, türkiye'de... başka şehirlerde... hep böyle ikişer kişi geliyorsunuz.

kadın gülümsedi.

- evet, biz dünyanın pek çok yerinde insanlarla konuşuyoruz.
+ biliyorum abla, vallahi biliyorum. hatta bazen siz gelmeden anlıyorum.

bunu söyleyince biraz daha şaşırdılar. ben de konuşmayı kurtarmak için yanlış anlamayın, tipinizden belli oluyor dedim.

ulan niye öyle dedim ben şimdi? sanki kadınlara eşkal tarifi yapıyorum.

yani kötü anlamda değil. çok düzgün giyiniyorsunuz, güler yüzlüsünüz. hep ikişer kişi oluyorsunuz. insan artık tanıyor.

öndeki kadın teşekkür ederiz dedi.

bir insanın söylediği teşekkür ederiz bazen gerçekten teşekkür anlamına gelmiyor. bazen de peki, seninle işimiz bitti anlamına geliyor.

neyse, kitapçığı verecekler sandım. onu da vermediler. onun yerine üzerine qr kod olan bi kartvizit verdiler. eğer bende bi potansiyel görselerdi çantalarında kurabiye, şeker neyin oluyor. ondan da veriyorlar. bu sefer kitapçığı bile vermemelerine çok bozuldum ama belli etmedim. normalde toplantıya geleceğimi zannederek mutlu ederdim onları ama bu sefer olmadı. başaramadım.


internet sitelerinden bilgi alabileceğimi söylediler. ben teşekkür ettim. kadınlardan biri son olarak umarız hayatınızda size huzur verecek şeyler bulursunuz dedi. sağ olun abla, siz de dedim. sonra kapıyı kapattım.

iki dakika kadar kapının arkasında dikildim. aklıma yaptığım espri geldi. bir daha düşündüm, güldüm. bence gayet komikti amk. şahit mahit yazarlar başımıza iş almayalım. güzel espri lan. insan yalandan bir tebessüm eder.

sonra aklıma geldi, kadınlar bana ne kadar zamandır bu işi yaptıklarını söylememişlerdi. belki de yirmi senedir dünyanın dört bir yanında kapı çalıyorlar. kim bilir bugüne kadar kaç kişi aynı espriyi yapmıştır. belki benden önce üç apartman dolaştılar, oralarda da birer tane benim gibi dalyarak çıktı. kadınlar sabahtan beri şahit mahit dinlemekten bıkmış olabilirler.

o an biraz üzüldüm. kadınlar dünyanın sonunun geleceğini, insanlığın kurtulacağını, ölümden sonraki hayatı anlatmak için ta nerelerden kalkıp benim kapıma geliyorlar. ben de karşılarına geçmişim, karakolda ifade vermekten korkan esnaf gibi şaka yapıyorum.

ama yine de hakkımı teslim etmek lazım. kendileri bana sonsuz mutluluğun mümkün olduğunu anlatmaya çalıştılar. ben beş dakikada ikisini de mutsuz ettim. kapıyı açtığımda bana daha huzurlu bir hayat ister misiniz? diye sormuşlardı.

isterim abla, istemez miyim. kim istemez *mına koyim?