Türk Öğrencilerin PISA 2025 Sonuçlarını Nasıl Yorumlamak Lazım?
türkiye'de "başarısız öğrenci" değil, "başarısız sistem" var: pisa 2025 sonuçları bize ne anlatıyor?
8 eylül'de oecd'nin taze taze yayımladığı pisa 2025 raporunu incelerken özellikle bir tablosuna takıldım: i.b1.2a.24 ismi kulağa bir uzay üssünün kodu gibi geliyor ama içeriği bayağı can yakıcı. tablo, 15 yaşındaki öğrencilerin -yani zorunlu eğitimin nihayete erdiği dönem- matematik, okuma ve fende "düşük performanslı" (yani temel yeterlilik eşiğinin altında) olup olmadığına bakıyor -ve bunu tek tek değil, üçünü aynı anda çakıştırarak yapıyor. soru şu: "bir öğrenci matematikte kötüyse, acaba sadece matematikte mi kötü, yoksa üçünde birden mi batmış durumda?"
yazının ilerleyen kısmında bu tabloyu didikleyeceğiz ama önce bir adım geri gidip "pısa da neyin nesi, bu tabloları ne zamandan beridir bizim başımıza sardı" sorusuna kısaca değinemekte fayda var. sonra da türkiye'nin 2003'ten bu yana çizdiği yolu masaya yatırıp "biz aslında nereden nereye geldik" sorusuna cevap arayacağız. sürpriz olan şey, cevabın tek cümleden ibaret olmaması.
pisa nedir, açılımı ne, ne zamandır var?
pisa, ingilizce "programme for international student assessment" kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor ve türkçe karşılığı, "uluslararası öğrenci değerlendirme programı". pisa, oecd (ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütü) tarafından yürütülüyor ve dünya çapında 15 yaşındaki öğrencilerin matematik, okuma ve fen alanlarındaki "gerçek hayat becerilerini" ölçüyor. önemli bir nüans: pisa "müfredatı ne kadar ezberledin" diye sormaz, "öğrendiklerini gerçek dünyada kullanabiliyor musun" diye sorar. yani sınavdan, bir nevi "hayata hazır mısın" testidir diyebiliriz.
ilk pisa 2000 yılında yapıldı, o zamandan beri her üç yılda bir tekrarlanıyor. bir stina hariç; 2021'de yapılması gereken test, covid-19 yüzünden 2022'ye kaydı. türkiye ilk kez 2003'te bu partiye dahil oldu -yani şu anda konuştuğumuz 2025 turu, türkiye için 8. katılımı. ilk katıldığımızda test 41 ülkeyi kapsıyordu, 2025'te bu sayı 91'e çıktı. yani hem test büyüdü hem biz büyüdük -ama nasıl büyüdük, asıl mesele orada. şimdi asıl konuya dönelim: ı.b1.2a.24 tablosu ne diyor?
önce iyi haber (evet, iyi haber de var)
ama iyi habere geçmeden önce, kısa bir ön bilgi: pisa öğrencileri matematik, okuma ve fen bilimlerinde ölçüyor. bu üçü rastgele seçilmiş değil -oecd'ye göre bunlar, bir insanın günlük hayatta, işte, gazete okurken ya da bir fatura hesaplarken ihtiyaç duyacağı en temel "hayatta kalma becerileri". yani pisa'nın derdi "kim pisagor teoremini ezbere biliyor" değil, "kim bir metni anlayıp yorumlayabiliyor, sayılarla mantıklı düşünebiliyor ve bilimsel bir iddiayı değerlendirebiliyor" sorusu. üç alana aynı anda bakmak da bu yüzden önemli: bir öğrenci teker teker her dersten geçse bile, bu üç temel beceriyi bir arada taşıyamıyorsa, işin aslında pek "geçmiş" sayılmıyor.
türkiye'de 15 yaşındakilerin %43.4'ü bu üç alanın hiçbirinde düşük performanslı değil. yani yaklaşık her 10 öğrenciden 4'ü, en azından pisa'nın "temel yeterlilik" dediği çizginin üzerinde duruyor. kötü değil -bu öğrenciler bir alkışı hak ediyorlar.
kötü haber: yarıdan fazlası çizginin altında
ülkemizdeki öğrencilerin %56.6'sı bahse konu bu üç alandan en az birinde düşük performans sergilemiş durumda. oecd ortalaması ise %49.5. yani bizde madalyonun diğer yüzü; oecd ortalamasının hayli üstünde olmamız. şaşırtıcı mı? hayır, ama genç beyinlerimiz açısından hayli düşündürücü ve bir o kadar da üzücü. asıl can alıcı kısım: "sadece bir dersten zayıfım" diye bir şey yok gibi... işte tablonun gerçek hazinesi burada saklı. ben şahsen "acaba çocuklar sadece matematikten mi kötü, yoksa genel bir sıkıntı mı var" sorusunun cevabını arıyordum ve cevap ürkütücü derecede net:
türkiye'de düşük başarı gösteren öğrencilerin %38.9'u -yani neredeyse her 10 öğrenciden 4'ü- bu üç alanın (matematik, okuma, fen) hepsinde birden düşük başarı göstermiş. oecd ortalaması ise %29.5. yani aradaki fark 9 puandan fazla, ve bu tablodaki en büyük fark.
3'ü 1 arada: fen dersinde başarısız olan 100 öğrencimizden yaklaşık 93'ü, aynı zamanda hem okumada hem matematikte zayıf (oecd ortalaması %84). yani sadece 7 öğrenci "fende zayıfım ama diğer ikisini idare ederim" diyebiliyor -geri kalan büyük çoğunluk için fendeki zayıflık beraberinde diğer ikisini de sürüklüyor. yani bir öğrenci için "fende biraz geride ama matematikte gayet iyi" cümlesini neredeyse hiç kuramıyoruz. bizde zayıflık tek bir dersle kalmıyor, adeta üçlü paket halinde geliyor.
bu da şunu gösteriyor: mesele "matematik öğretmeni yeterince iyi değil galiba" tarzında bir indirgeme söz konusu değil. daha çok, öğrenmenin temelindeki bir şeyin -okuma anlama, problem çözme, analitik düşünme gibi derslerin nihayetinde değil de altında yatan becerilerin- sistemsel olarak eksik kaldığına işaret ediyor. yani sorun müfredatın bir sayfasında değil, kitabın kendisinde.
peki matematik gerçekten en zayıf halka mı?
kısmen evet. "sadece matematikte zayıf" olan öğrenci oranımız %9.1 -oecd ortalaması %6.5. yani matematik, tek başına en fazla öğrenciyi çarpan alan. ama unutmayalım: bu grup, "üçünde birden zayıf" olan devasa %38.9'luk kitlenin yanında küçük kalıyor. matematik elbette bir sorun ama asıl resimde figüran, başrol değil.
karşılaştırma tablosu (rakamlar bazen cümlelerden daha iyi anlatır)
kategori # türkiye # oecd ortalaması
hiçbir alanda zayıf değil # %43.4 # %50.5
sadece fende zayıf # %0.3 %0.8
sadece okumada zayıf # %2.1 # %4.5
sadece matematikte zayıf # %9.1 # %6.5
üçünde birden zayıf # %38.9 # %29.5
tabloya bakınca insan istemeden "aa bak bizde 'sadece bir yerden zayıf' olmak lüksmüş" diye düşünüyor. diğer ülkelerde öğrenciler tek bir derste takılıp kalabilirken, bizde sanki zayıflık grup halinde geziyor -arkadaş canlısı ama can sıkıcı bir çete gibi.
peki neden "15 yaş"? (kısa bir ara not)
merak eden olursa diye: pisa neden belli bir sınıfı değil de 15 yaşındakileri seçiyor, çünkü bu yaş çoğu ülkede zorunlu eğitimin sonuna denk geliyor -yani "eğitim kurumu elinden geleni yaptı, şimdi bakalım sonuç ne olmuş" sorusunun sorulduğu an. sınıf düzeyine göre kıyaslasan, bir ülkede 15 yaşındaki çocuk 8. sınıfta, başka bir ülkede 10. sınıfta olabilir -bu da elmayla armut kıyaslamak olurdu. yaşı sabitleyince herkes aynı çizgide yarışıyor, hangi sınıfta olursa olsun.
şimdi zamanda geriye gidelim: türkiye'nin 22 yıllık pisa karnesi
buraya kadar hep 2025'in fotoğrafına baktık. ama asıl ilginç soru şu: türkiye bu noktaya nasıl geldi? 2003'ten bu yana ortalama puanlarımız aşağıdaki gibi seyretti (üç alanda da 0-1000 arası bir puanlama var, oecd ortalaması genelde 470-500 bandında dolaşıyor):
yıl matematik fen okuma katılımcı ülke
2003 423 434 441 41
2006 424 424 447 57
2009 445 454 464 65
2012 448 463 475 65
2015 420 425 428 72
2018 454 468 466 79
2022 453 476 456 81
2025 462 494 472 91
bu tabloya bakınca üç şey çarpıyor gözümüze
1. 2015 bir çukur, sadece bir dip değil. 2003'ten 2012'ye kadar üç alanda da istikrarlı bir yükseliş var -güzel, umut verici bir hikaye. sonra 2015'te üçü birden sert bir düşüş yaşıyor (matematik 448'den 420'ye, fen 463'ten 425'e, okuma ise 475'ten 428'e -okumada tam 47 puanlık bir çöküş). bunun sebebi genelde 2012'de başlayan 4+4+4 eğitim sistemine ve zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla daha önce sınava girmeyen, daha dezavantajlı öğrenci gruplarının da örnekleme dahil olmasına bağlanıyor. yani "birden kötüleştik" değil, "daha geniş ve daha gerçekçi bir resme baktık" demek daha doğru -ama yine de rahatsız edici bir kırılma.
2. 2018-2025 arası kademeli bir toparlanma var. 2015'in şokundan sonra türkiye üç alanda da düzenli bir yükseliş trendine girdi. fen bilimlerinde 2025'te 494 puana ulaşmak, 2003'teki 434'e göre tam 60 puanlık bir artış -bu, pısa tarihimizin en yüksek fen skoru ve gayet gurur duyulacak bir rakam. okuma da 441'den 472'ye (+31 puan), matematik 423'ten 462'ye (+39 puan) çıktı. üstelik bu artış, dünya genelinde ve oecd ortalamasında skorların düştüğü bir dönemde gerçekleşti -yani göreceli olarak aradaki fark daha da hızlı kapanıyor.
3. ama işte can alıcı çelişki burada başlıyor. eğer 22 yıldır skorlarımız yükseliyorsa, neden bu yazının başında bahsettiğim tabloda hâlâ öğrencilerin %38.9'u üç alanda birden düşük performanslı çıkıyor? cevap basit ama biraz can sıkıcı: ortalama puan yükselirken, alt tarafta kalan kalabalık kitle aynı hızda yukarı çekilmiyor. yani "ortalama" güzelleşiyor ama "dağılımın kuyruğu" -yani en geride kalanlar- sistemin görece hâlâ dışında kalıyor. bu tıpkı bir sınıfın ortalaması yükselirken, sınıfın alt yarısının hâlâ dersi anlamaması gibi bir şey: ortalamanın yukarı çıkmasının nedeni tepedeki birkaç öğrencinin notlarındaki yükseliş, aşağı çekenlerin oranındaki düşüş değil.
peki gidişat nasıl yorumlanır?
açıkçası burada hem iyimser hem kötümser olmak için sebep var, ikisini de görmezden gelmemek gerek.
- iyimser taraf: türkiye, 22 yıllık pisa tarihinde üç alanda da net bir yukarı trend çizmiş, üstelik bunu dünya geneli düşerken yapmış -bu az bulunur bir başarı ve gerçekten kayda değer. 2015'teki çöküşten sonra toparlanabilmiş olmak da sistemin tamamen çökmediğini, bir şeylerin doğru gittiğini gösteriyor.
kötümser (ya da gerçekçi) taraf: ortalamanın yükselmesi, "herkesin daha iyi olduğu" anlamına gelmiyor. 2025 verisi bize gösteriyor ki, iyileşme daha çok ortadaki ve üstteki öğrencilerde yoğunlaşmış olabilir; tabanda kalan büyük bir kitle hâlâ üç alanda birden geride. yani biz aslında "ortalamayı kurtaran ama tabanı salmış" bir eğrideyiz -sınıfın birincisi her yıl daha da parlarken, arka sıralardakiler hâlâ aynı yerde duruyor gibi bir tablo.
kısacası: türkiye'nin pisa hikayesi ne "her şey berbat" ne de "her şey harika" -ortalamada gerçek ve bir ölçüde övünülecek bir ilerleme var, ama bu ilerleme herkese eşit yayılmamış. asıl mesele bundan sonra: yükselen ortalamayı, tabandaki o inatçı %38.9'luk kesime de taşıyabilecek miyiz, yoksa her pisa döngüsünde "ortalamamız iyi ama alt tarafta hâlâ bir sorun var" cümlesini tekrar tekrar mı yazacağız?
sonuç: bu bir "matematik krizi" değil, bir "temel yapı krizi"
bu tablodan benim çıkardığım sonuç: türkiye'nin eğitimdeki asıl derdi, tek bir dersin kötü öğretilmesi değil. asıl mesele, öğrencilerin büyük bir kısmının öğrenmenin temel taşlarında -okuduğunu anlamada, mantık yürütmede, problem çözmede- aynı anda geride kalması. bu da bize şunu söylüyor: çözüm tek bir dersin yamalanması değil, daha temelden, daha bütüncül bir şey olmalı.
yoksa her sene aynı tabloyu açıp "vay be, ortalama yükselmiş ama yine 3'ü 1 arada almışız" demeye devam ederiz. ve inanın, bu paketin promosyonu hiç hoş değil.
* kaynaklar:
- oecd, pisa 2025 sonuçları (cilt 1)
https://www.oecd.org/…_73451bc5-en/full-report.html
- meb ölçme, değerlendirme ve sınav hizmetleri genel müdürlüğü, pısa 2003-2025 ülke raporları.
https://www.meb.gov.tr/…ni-yukseltti/haber/31837/tr