Yeşilçam'ın En Güzel Filmlerinden Şekerpare'ye Farklı Bakmanızı Sağlayacak Bir Karakter Analizi
belki de döneminin en iyi kara mizah yapan filmlerinden biri olan şekerpare; turgut özakman'ın bir şehnaz oyun adlı tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmıştır. atıf yılmaz'ın yönettiği 1983 yapımı film ilk bakışta osmanlı döneminde geçen bir komedi filmi gibi görünse de arkasında hicivsel ve derin konular taşımaktadır.
en başta şöyle başlayalım isterseniz. filmin dekor kıyafetler ve konu içerisindeki meslek gruplarına bakıldığından 1850'lerden sonrası yani geç osmanlı’ya işaret ettiğini düşünüyorum.
hatta biraz ileri gidecek olursak, filmde ziver bir ilçe emliyet müdürü kıvamında ve cumali'ninde oraya tayin olduğunu düşünürsek ortada bir bürokrasinin ve sistemin olduğu açıktır. hal böyle olunca dönemin ıı. abdülhamid dönemi olduğu aşikar gibi durmaktadır. çünkü 1879 yılında zaptiye nezareti kurulmuş, polislik askeri bir yapıdan çıkarılarak tamamen sivilleştirilmiş ve modern polis sisteminin temelleri atılmıştır.
ayrıca ilk resmi umumhaneler yani genelevler 1884 yılında ıı. abdülhamid'in izniyle galata ve pera bölgelerinde faaliyete başlamıştır. ne tesadüftür ki filmin mekanı galatadır. son olarak da şunu ekleyecek olursak o dönem osmanlı ekonomik gücünü tamamen kaybetmiş durumdadır ve düyun-ı umumiye (osmanlı genel borçlar idaresi) kurularak osmanlı ekonomisi bir nevi yabancıların eline geçmiştir.
neyse bu tarihsel olayları bir kenara bırakarak filmimize geri dönsek iyi olur. o dönemler galata, farklı toplumsal sınıfların, ticaretin, eğlencenin, yoksulluğun ve iktidar ilişkilerinin iç içe geçtiği bir mekan. işte filmde de karakol, meyhane, esnaf, genelev ve konaklar gibi mekanlar ve buralardaki toplumsal düzen bize gösterilmektedir.
hemen olaya ziver'le başlayacak olursak
filmde nazır yani bakan damadı olan ziver bey temelde gücünü yalnızca silahından veya makamından almamaktadır. onun arkasında bir nüfuz ağı, toplumsal ilişkiler ve dokunulmazlık sağlayan bir aile bağlantısı bulunmaktadır. hal böyle olunca yalnızca basit bir üçkağıtçı değildir ve en dikkat çekici özelliği ise ikiyüzlülüğüdür.
normalde üniforması, kamu hizmetinin simgesi olduğu halde bunu kişisel tahsilatın aracına dönüştürmüştür. ve bir yandan da haraç toplarken günümüz foncuları pardon siyasetçileri gibi rüşvetin ve haraççılığın toplumu çürüten hastalıklar olduğunu anlatan bir nutuk çekmektedir. üstelik bunu öyle bir özgüvenle ve cerrah inceliğinde yapıyor ki filmdeki cumali karakteri de onun gerçekten dürüst bir yönetici olduğuna inanıyor.
işte burada çok önemli bir ironi mevcuttur aslında. ziver bey, yalan söylemekle yetinmez, hem üç maymunu oynarken, hem de yalanı bir ahlak söylemiyle örtmektedir. yani kısacası ziver kendi çıkarlarını korumak için toplumun ihtiyaç duyduğu değerleri kullanır. adaletten, namustan ve dürüstlükten söz ederek aslında bunların tam tersini yapar. filmin burada sunduğu hicivse tam bu durumdur. çünkü iktidarlar yalnızca zor kullanarak ayakta kalmaz. insanların ona inanmasına da ihtiyaç duyar. hal böyle olunca insanlar da bir süreliğine kendi sömürücülerini kurtarıcıları zannederler.
ziverden sonra şıracası hurşit'le devam edelim
biliyoruz ki kötülük tek başına örgütlenmez, kendini destekleyen akıllı ve aptal yardakçıları vardır. işte hurşit'te böyle biridir. ziver'in baş yardımcısıdır. haraç toplama işlerini yürütür ve ziver'in emirlerini ikiletmeden düzenin devam etmesini sağlar. şimdi şunu düşünün güya sıkı denetlenen bir yerde vurgun yapılıyor ve bunun bir kişi olması mümkün değildir. onları oraya atayanında tutunda görmezden gelen ve nemalanan herkesin suçu vardır. yani ziver'in kurduğu düzen, yalnızca onun kişisel becerisiyle ayakta durmaz.
hurşit gibiler olmasa, diğer görevliler bu düzene katılmasa ve esnaf buna boyun eğmese sistem aynı şekilde işleyemez.
işte bu noktada film bize, bir tür küçük ölçekli soygun ve soysuz iktidarının anatomisini resmeder. en önemlisi kötülük her zaman olağanüstü kötü insanların eseri değildir der. ve bazen sıradan insanların sorgulamadan sürdürdüğü devamlılık yanan ateşin odunudur der.
şimdi filmin adını taşıyan karaktere gelelim
şekerpare, genelevde çalışmaktadır. dolayısıyla toplumun saygınlık ölçütleri bakımından dışarıda atılmış vesikalı bir kadındır. fakat filmde karşılaştığımız ahlaki çelişki çıkar. ziver ne kadar soysuz ve hırsız olsa da toplum onu görmez. iş şekerpareye gelince yaptığı iş bakımından ahlaksız diye tabir edilse de ziver ve yandaşlarına göre çevresi dayanışma içindedir. birbirlerine yardım ederler, dayanışma ve vefa gibi değerlere sahiptirler. yani şekerpare'nin mesleği onun ahlaki değerlerini belirlemez ya da ziver'in makamı da onu ahlaklı yapmaz.
son olarak cumali'den devam edelim
temelde ilyas salman'ın canlandırdığı cumali, ziver bey'in tam karşısında durur. yani hem ziver'e göre iyi bir insandır hem de dünyayı algılama biçimi bakımından da onun zıddıdır. çünkü ona göre görev ve üniforma önemli kutsallardır. makam sahibi olmak, insanlara hükmetme veya çalma hakkı vermez. onun için hizmet etme büyük bir sorumluluktur. cumali bir yandan da garip bir karakterdir aslında içinde bulunduğu düzenin nasıl işlediğini bilmez. ziver'i dürüst bir insan zanneder. ona saygı duyar. hatta onun gibi olmaya çalışır. işte burada da film bize yalana çabuk inanıp onu içselleştiren halkı gösterir.
ayrıca filmde yozlaşmış bir sistemde dürüst insanın varlığı bile huzursuzluk yaratır. fakat sorgulayıcı olmadı taktirde iyi niyet, insanı iyi yapabilir ama tek başına doğruyu görmesini sağlamaz. bu da filmin önemli mesajlarından biridir.
birkaç cümleyle sözümüze son verecek olursak
film ahlak, iktidar ve toplum üçgeninden güzel ironiler yapar. ayrıca yıllar geçiyor, yönetimler değişiyor, kurumlar yenileniyor, insanların kıyafetleri ve kullandıkları kelimeler değişiyor olsa da. insanın çıkar karşısındaki tutumu ve gücü eline geçirdiğinde sergilediği davranışlar her zaman aynı hızla değişmiyor hırsız gene hırsız, soysuz gene soysuz kalıyor.
son...