Benekleriyle Dünyayı Saran, 40 Yılını Akıl Hastanesinde Geçiren Sanatçı: Yayoi Kusama

Japon avangart sanatçı Yayoi Kusama, benekleri, halüsinasyonları ve obsesyonlarını sanata dönüştürdüğü 97 yıllık hayatının ardından 14 Ağustos 2026’da Tokyo’da hayatını kaybetti. Ölümü bugün duyurulan Kusama, yaşamının son dönemlerinde de üretmeye devam etti ve geride çağdaş sanatın en tanınan dünyalarından birini bıraktı.
Benekleriyle Dünyayı Saran, 40 Yılını Akıl Hastanesinde Geçiren Sanatçı: Yayoi Kusama

puantiyeleri seven biri olarak ilgimi çekti yayoi kusama’nın ilginç ve obsesif kompulsif hayatı.

yaşamının son 40 yılını gönüllü olarak japonya’da bir akıl hastanesinde geçiren, hayatı boyunca benekler ve fallik imge hallüsinasyonları gören ve bunları önce tuvale sonra hayata geçiren japonya’nın avangard sanatçısı yayoi kusama ...

1929’da japonya’da geleneksel muhafazakâr bir ailenin bir kız, iki erkek çocuktan sonra doğan son kız çocuğuydu yayoi kusama.


sert, otoriter,aşırı kuralcı , çocuklarını sürekli olarak fiziksel ve duygusal açıdan taciz eden bir annesi olduğunu anlatır otobiyografisinde . babası çok çapkındır, birçok sevgilisi vardır ve babası metreslerini ziyarete gittiğinde annesi küçük yayoi’yi babasını izlemeye gönderir ve eve dönüşte her şeyi kendisine anlatmasını ister. 

yayoi kusama 12 yaşında benekler ve fallik imgeler içeren görsel hallüsinasyonlar görmeye başlar ve tüm yaşamı boyunca bu halüsinasyonlar devam eder. yayoi bu halüsinasyonları resmeder. kusama ile geçen yıl (2016) yapılan bir röportajda ;

“babamın bir çok aşığı vardı ve annem onun için casusluk yapmamı isterdi. annem çok sinirliydi ve bu nedenle cinsel ilişki düşüncesi bile benim için çok travmatiktir. benim sanatımdaki çıplam çıplak görüntüler her zaman kötü deneyimin üstesinden gelmek içindi ve benim görsel dilim çocukluğumdan bu yana devam eden görsel halüsinasyonlarımdan alır “ der. 


1959’da abd’ye giden ve uzun yıllar abd’de yaşayan yayoi’nin iki ana teması vardır;
puantiye, benekler ve fallus. çizdiği beneklerle fallusa ve gerçekliğe gedikler mi açmaktadır kusama, yoksa fallusu rengarenk , benek benek boyayarak ya da yüzlerce fallus içeren odalar, heykeller, koltuklar yaratarak onu derinden derine tahrip mi etmektedir? tüm yaşamı boyunca falluslar çizer , fallus heykelleri yapar, fallusa benzer heykeller içeren rengarenk dev odaları beneklerle boyar, yayoi yaratma sürecinin hastalıklı doğasını “bir ürün yaratırken ya da yaratmadan önce hastalanırım içimden mi dışımdan mı geldiğini bilmediğim, bedenimi saran obsesyonlar beni korkutmaya başlar” diyerek tanımlamaya çalışır.


dev bir tuval üzerinde çalıştığı bir gün, halüsinasyonları resimden duvarlara taşır, imgeler duvarlar boyunca devam edince kusama duvarları boyamaya başlar ve sonra fırçasını , renkli mürekkeplerini eline alır ve sokakları , insanları , ağaçları ve atları boyamaya başlar.
böylece sanat hayatı 1960’larda sanatın sokağa ve hayata ait olduğu düşüncesiyle tuvalininden dışarıya sızar.

1967’de çektiği “kusama’s self oblireration”isimli videoart gösterisinde , kırmızı uzun pelerini ile siyah bir ata binerek ormanda dolaşan kusama, bizi gizli bir düşünün izleyicisi konumuna sokar.


son yıllarında kusama’nın benekleri vuitton’un koleksiyonunu süsler. bazen de kusama, insanların eline benekler tutuşturarak onları da yaratıcı sürecine katar.

ayşe devrim başterzi

psikeart /obsesyon, saplantı, takıntı
(s.110-111)

boyunun üç-dört katı tuvallerle oradan oraya gezen kusama, new york’un popüler noktalarında, brooklyn köprüsü’nde, central park’ta ‘happening’ler düzenliyor. çıplak insanları, atları beneklerle beziyor. tabii ki barış yanlısı; abd başkanı richard nixon’a “bırak bu vietnam savaşı’nı da, sevişelim” mealinde bir mektup yazıyor. (yanıt alamamış!)

1960’lı yılların sonu ise onun yılları. bir dönem andy warhol’dan bile ünlü olduğu konuşuluyor. 1967’de bir ‘vücut boyama festivali’ düzenliyor. manhattan 5. cadde’deki st. patrick’s katedrali önünde bir pazar günü… fleetwood mac ve country joe and the fish gibi grupların müzikleri eşliğinde bir grup genç soyunup birbirlerini boyuyor, sonra öpüşüp sevişmeye başlıyor. tüm ajansların, basının önünde 60 kadar amerikan bayrağı da yakılıyor. polisler, çıplak hippilerin üzerine yürüyor. ve olaylar olaylar... bu, yayoi kusama’nın 'gösteri'lerinden sadece biri oluyor. kusama’nın etkinliklerinde ‘rol almak’ için sıraya giriliyor. feminizmin, cinsel özgürlüklerin, eşcinsel hareketin sıkı mücadele verdiği, “savaşma seviş” sloganının en popüler olduğu dönemde, kusama’nın adı ‘hippilerin kraliçesi’ olarak anılmaya başlıyor. sonra yazdığı otobiyografilerinden birinde şöyle diyor: “her etkinlikte en az 10 kanun çiğniyorduk. ama evet hippilerle takılıyordum, özgür seksi destekliyordum. ama ne uyuşturucuyla ne lezbiyenlikle hatta seksin hiçbir biçimiyle ilgim yoktu.”


abd’li sanatçı donald judd’la da kısa bir ilişkisi olmuş. ama bilinen tek uzun süreli romantik ilişkisi -onda da seks yok- sanatçı joseph cornell ile… aralarında özel bir bağ ve 26 yaş fark var. yayoi, “birbirimizi platonik olarak sevecek kadar tutkuluyduk” diyor; annesiyle yaşayan cornell’in evinde kalıyor. birbirlerinin portrelerini yapıyor, kolajlar gönderiyorlar. cornell, onun maddi durumuna üzülerek, satması için bazı imzalı resimlerini veriyor, kusama ilk japonya’ya dönüşünde onları kullanarak bir ‘sanat simsarı’ havasına da bürünüyor ama o dönemin krizlerinde başarılı olamıyor. 1972’de cornell’in ölümü onu derinden yaralıyor. hayatındaki iniş çıkışlar, akıl hastalığının artışı üzerine bu derin üzüntü de gelince, japonya’ya dönerek kendi isteğiyle akıl hastanesine yatıyor.

güncelleme: yayoi kusama, 14 ağustos 2026 tarihinde 97 yaşında hayatını kaybetti.