Beynin Vermediğimiz Kararları Bize Savundurması: Seçim Körlüğü
hepimiz kararlarımızı tamamen kendi irademizle, bilinçli bir şekilde aldığımızı sanırız. neyi neden sevdiğimizi, kime neden oy verdiğimizi, hangi telefonu neden kullandığımızı çok iyi bildiğimizden zerre şüphemiz yoktur. hepsinin arkasında bize ait, son derece mantıklı ve kaya gibi sağlam bir gerekçe yatar değil mi?
isveçli araştırmacıların 2005 yılında yaptığı ve literatüre “seçim körlüğü” (choice blindness) olarak geçen o meşhur deney, kendimizle ilgili bu devasa kibrimizi tek hamlede çöpe atıyor. beyin dediğimiz organın aslında sadece “kararlar alan” bir mekanizma değil, bazen “çoktan alınmış kararlara bahane uyduran” kusursuz bir halkla ilişkiler departmanı gibi çalışabildiğini yüzümüze vuruyor.
deneyin kurgusu o kadar basit ve sarsıcı ki, insan okurken kendi zihninden şüphe ediyor. araştırmacılar katılımcılara iki farklı insan yüzü fotoğrafı gösteriyorlar. “sence hangisi daha çekici?” diye soruyorlar. diyelim ki siz sağdaki sarışın kişiyi seçtiniz. araştırmacı fotoğrafları masaya kapatıp, seçtiğiniz kartı size uzatıyor ve “peki neden bunu seçtin, sana cazip gelen neydi?” diyor.
işin koptuğu yer burası. araştırmacı o kartı size uzatırken bir illüzyonist edasıyla el çabukluğu yapıyor ve aslında sizin seçmediğiniz, ilk saniyede elediğiniz o diğer fotoğrafı veriyor.
mantıken ne olması beklenir? “hop hemşerim, ben bunu seçmedim ki, diğerini seçmiştim” demeniz lazım. ama dehşet verici bir şekilde insanların büyük kısmı fotoğrafların değiştiğini, eledikleri yüzün ellerine tutuşturulduğunu fark etmiyor bile.
olay sadece fark etmemekle kalsa yine iyi. asıl beyin yakan kısım bundan sonra başlıyor. elinde kendi seçmediği o yabancı fotoğrafla baş başa kalan katılımcılar, sanki o seçimi başından beri kendileri yapmış gibi tutkulu bir savunmaya geçiyorlar. “esmerlerin o gizemli havasını hep sevmişimdir”, “gülüşü bana daha sıcak geldi” diye uzun uzun, son derece mantıklı ve tutarlı argümanlar üretiyorlar. saniyeler önce elediği yüzü, sırf an itibarıyla “benim seçimim” zannettiği için ölümüne savunuyor adam.
beyin, ortada bir tutarsızlık olduğunu itiraf edip hata verdiğini kabullenmek yerine, saniyeler içinde o açığı kapatacak sahte bir hikaye yazıp sizi buna inandırıyor. ve siz kendi yalanınızın başrolü oluyorsunuz.
şimdi bu vahşi gerçeği laboratuvardan çıkarın ve kendi hayatınızın tam ortasına koyun. o çok emin olduğunuz, uğruna internette veya masalarda saatlerce kavga ettiğiniz siyasi fikirlerinizi, takım tutar gibi savunduğunuz markaları, “asla taviz vermem” dediğiniz o keskin doğrularınızı düşünün.
acaba o kararları gerçekten rasyonel süzgeçlerden geçirerek, ince ince düşünerek mi aldınız? yoksa hayatın bir noktasında bir şekilde o masaya oturdunuz, elinize rastgele bir kart tutuşturuldu ve beyniniz o günden beri sırf çuvalladığını itiraf etmemek için size o kartın “en doğrusu” olduğuna dair masallar mı anlatıyor?
kaynaklar:
* johansson et al. - failure to detect mismatches between ıntention and outcome in a simple decision task: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/16210542/
* johansson et al. - how something can be said about telling more than we can know: https://www.lucs.lu.se/…g-more-than-we-can-know.pdf