Deniz Kenarındaki En Riskli Masaları Çekici Kılan Kavram: İyi Huylu Mazoşizm

Denizin kıyısında, her an bir dalganın gelip masanızı ıslatabileceği yerde yemek yemek çoğu insana garip gelebilir. Ancak psikologlara göre bu tercih, beynimizin güvenli tehlikelerden neden keyif aldığını açıklayan ilginç bir psikolojik mekanizmayla bağlantılı.
Deniz Kenarındaki En Riskli Masaları Çekici Kılan Kavram: İyi Huylu Mazoşizm

insanların, bir dalganın gelip içeceğini devirebileceği kadar denizin kıyısında yemek yemek için neden daha fazla para ödediğini psikologlar tek bir kavramla açıklar: “iyi huylu mazoşizm” (benign masochism).

bu kavram, pennsylvania üniversitesi'nden psikolog paul rozin tarafından ortaya atıldı. anlamı ise şu:

beynin, aslında sana zarar vermeyeceğini bildiği bir tehdidi heyecan ve keyfe dönüştürmesi.

acı biber yemek, lunaparktaki hız trenine binmek, korku filmi izlemek ya da dalgaların zaman zaman masanı ıslattığı bir restoranda oturmak… hepsi beynin aynı mekanizmasını çalıştırır.

bunun arkasındaki biyoloji ise oldukça ilginçtir.

dalga masaya çarptığında, sen daha ne olduğunu bilinçli olarak fark etmeden önce beynindeki amigdala harekete geçer. vücut hızla adrenalin ve noradrenalin salgılar.

kalp atışların hızlanır, göz bebeklerin büyür, duyuların keskinleşir ve bedenin olası bir tehlikeye hazırlanır.

yaklaşık yarım saniye sonra ise beynin mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks durumu değerlendirir ve şu sonuca varır:

“tehlike yok. güvendesin.”

işte tam o anda beyin dopamin salgılar. bu, hız treninden indikten sonra hissedilen rahatlama ve keyif duygusuyla aynı ödül mekanizmasıdır.

yani vücudun kısa süreliğine gerçek bir hayatta kalma tatbikatı yapmış olur ve sonunda bunun ödülünü alır.

paul rozin bunu, “zihnin beden üzerindeki zaferi” olarak tanımlar: gerçekte olmayan bir tehlikeyi atlatmış olmanın verdiği heyecan.

fakat bunun üzerine ikinci bir psikolojik etki daha eklenir:

“uyarılmanın yanlış yorumlanması” (misattribution of arousal).

kalbin aslında az önce masana kadar ulaşan dalga yüzünden hızla çarpıyordur. ancak beynin bu fiziksel heyecanı çoğu zaman bulunduğun ortamla veya karşındaki kişiyle ilişkilendirir.

bu durum, 1974 yılında psikologlar donald dutton ve arthur aron tarafından yapılan ünlü “sallanan köprü deneyi” ile gösterildi.

araştırmada, sallanan ve korku hissi uyandıran bir asma köprü üzerinde tanıştıkları kadını gören erkeklerin, güvenli ve sabit bir köprüde tanışan erkeklere göre kadını daha sonra arama olasılığı çok daha yüksekti.

çünkü beyin, korkudan kaynaklanan heyecanı romantik çekim olarak yorumlamıştı.

bu da şu anlama geliyor:

dalgaların masasına kadar ulaştığı bu çift, içeride güvenli bir masada oturan çifte kıyasla ölçülebilir şekilde daha heyecanlı ve unutulmaz bir randevu yaşıyor.

restoran da bunun farkında.

bu yüzden dalgaların ulaştığı masalar önce dolarken, içerideki sıradan masalar aynı ilgiyi görmüyor.

kısacası, bu restoranda ıslanan her peçete, ilişkinin güçlenmesine çoğu zaman yemeğin kendisinden daha fazla katkı sağlıyor.