Eski Türkiye'nin İyi ve Kötü Yönlerini Gözler Önüne Seren Kemal Sunal Filmi: Gülen Adam

Yönetmenliğini Kartal Tibet'in yaptığı 1990 tarihli filmi hatırlayalım.
Eski Türkiye'nin İyi ve Kötü Yönlerini Gözler Önüne Seren Kemal Sunal Filmi: Gülen Adam

gülen adam... dün akşam öylesine otururken yeniden izledim bu filmi. zihnimde ve içimde bambaşka şeyler canlandı.

film 1990 yapımı. yönetmen kartal tibet.
oyuncular: kemal sunal, bilge zobu, aydan burhan, ahmet sezerel.
filmde klasik türk filmi doktorları, komşuları, bürokratları da var.

kemal sunal'ın bazı filmleri insanı gerçekten vakitsiz bir şekilde yakalıyor ve umuda sürüklüyor. işte bu filmler, eski türkiye'nin iyi ve kötü yönlerini de önümüze seriyor. öyle ki üstüne sayfalarca akademik makale okusak bu kadar etkilenmeyiz belki de.
kemal sunal öyle bir değerdir ki; insanı ağlarken gülümsetir, gülümsetirken ise ağlatabilir. umut duygusunu bir dram filminde bile seyirciye geçirebilir. böyle bir filmdir gülen adam.

tıpkı çoğu kemal sunal filminde olduğu gibi bu film de; devrimcidir, halkçıdır, emekçidir, politik gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze vurur. kendimizden, vatandaşlığımızdan, devlet büyüklerinden utandırır. zorbaları, yalancıları, diktayı yerin dibine sokar ve insana sevgiyi, umudu, kardeşliği armağan eder...

film; kemal sunal'ın (yusuf şaplak) denize işemesi ile başlar. o anda dibinde zabıta ve güvenlikler biter. sonra kemal sunal gülmeye başlar. vay sen misin gülen, yaka paça karakola götürülür.

neden denize işediği sorulur? insani bir ihtiyaç, zaten tuvalete yapınca da bu atıkları denize dökmüyor musunuz, diyerek saniyesinde seyirciye ilk tokadı atar. karakol amiri nutuk çeker; denizlerimiz senin gibileri yüzünden kirleniyor, sen vatan hainisin diye dram yaratır. üstüne üstlük görev başındaki memura gülmekten de hakim karşısına çıkarılır.


yusuf doğarken bile gülmüş, askerde gülmekten komutanını delirtmiş, köyden uzaklaşmak zorunda kalmış, her şeye güldüğü için iş güç yapamadan yaka paça işten atılan bir adam...
yusuf'un neden hep güldüğünü araştırmaya başlayan tıp dünyasının şeker doktoru (bkz: hababam sınıfı)'nın ahmet'i, ahmet sezerel yumuşak yürekliliği ile filme umut katar.

filmin baş sahnelerinden birinde doktor ve yusuf trafikte sıkışır. yusuf başlar gülmeye. neye gülüyorsun diye sorar doktor. trafiğe baksana der, gidemiyoruz. haftasonu bile böyle der, yusuf. o yakadakiler bu yakaya, bu yakadakiler o yakaya akın ediyor, neymiş pazar gezmesiymiş... ikinci tokadı yer seyirci. sene olmuş 2022, hala aynı noktadayız.
yolda grev yapanı, trafik kazasında öleni, kavga edeni, dalga geçeni binbir türlü manzara iticiliğiyle herkes mutsuzdur. bir tek yusuf güler; ağlanacak halimize güler! ne de iyi eder...

kötüler sömürür, yalan söyler, içten pazarlıklıdır. kemal sunal ise; iyi olmayı, saf bile kabul edilse iyi olanın haklı olacağını ispatlar bize filmde.

aşık olur, zabıta amiri babası kızı vermez. parası olmaz kendine tahtadan ev yapar, evini tekerlekle sırtında taşır ve sevdiği kadının tam desteğini alır. gülen adam; gülerken ağlatan adam, başı belada olsa bile iyi olmaktan vazgeçmeyen, yüreği devrimci, kalbi pamuktan, emeği altından adam...

senden öğrenecek çok şeyimiz var!