Galatasaray'ın Bursaspor Şampiyonluğuyla Sonuçlanan 2009-2010 Sezonu Hikayesi

Fenerbahçe taraftarları için en acı sezonlardan biri olan 2009-2010 sezonunu Galatasaray'ın tarafından okuyacağınız, ve okuyunca da yaşamış kadar olacağınız sıkı bir yazı.
Galatasaray'ın Bursaspor Şampiyonluğuyla Sonuçlanan 2009-2010 Sezonu Hikayesi

galatasaray'ın 2009-2010 sezonu hikayesinde bir hegemonyanın yıkılışına şahitlik edeceğiz. süper lig'de ilk defa dört büyüklerin dışında bir takım ipi göğüsleyen taraf olacak. sivasspor'un iki sezondur yarım bıraktığı işi ertuğrul sağlam'lı bursaspor tamamlayacak. her ne kadar dört büyükler sezona şampiyonluk parolasıyla çıksa da son maçta yaşanan olaylardan dolayı en fazla kahrolan takım fenerbahçe'dir. kısacası bu hikayede yanan sarı lacivertliler olacaktır. baştan söyleyeyim; bu hikayede fenerbahçeli dostları derin bir hüzünden fazlası beklemiyor.

haziran

geçen sezon yaşanan başarısızlıktan sonra bülent korkmaz ile yollar ayrılmıştı. yönetim bu ayrılığı açıkladıktan kısa bir sonra frank rijkaard ile anlaşıldığını duyurdu. geçen sezonki başarısızlığın farkında olan yönetim kolları erkenden sıvamıştı. teknik direktörünü bulan galatasaray'da sıra transfere gelmişti. basında ise her transfer döneminde olduğu gibi bu transfer döneminde de neredeyse yazılmayan isim yoktu. manşetlerde kimler yoktu ki; saviola, ricardo oliveira, kanoute, ryan babel, mensah, sidney govou, pablo hernandez, deco, djibril cisse... yazılan yüzlerce isimden sadece birkaçı.

galatasaray taraftarının transfer konusundaki beklentisinin sebebi ise yazılan isimlerden çok haldun üstünel'in geçen sezon transferdeki başarısıdır. hem bu beklentiyi karşılamak hem de erken açılacak sezonda bir hata yapmamak için transferde hızlı davranıyorduk. yönetimin ikinci bir hata lüksü yoktu. ilk transfer hamlesi yurt içinden geliyor ve bursaspor'la sözleşmesi sona eren mustafa sarp ile anlaşılıyordu. ikinci transfer mondragon'dan sonra bir türlü dikiş tutmayan kaleci transferiydi. geçen sezonun bitmesine yakın istanbul'a gelerek kalacağı evi tutan leo franco, atletico madrid ile sözleşmesi bitince galatasaray'ın yolunu tutmuştu. bu iki transferin ortak noktası, her iki oyuncunun da geldikleri takımların bu sezon kupa sevinci yaşayacak olmasıdır. bursaspor süper lig'de, atletico madrid ise uefa avrupa ligi'nde mutlu sona ulaşacaklardı. haziran ayının son transferi cam adam gökhan zan oluyordu.

gelenlerin yanında gidenler de oluyordu. ilk ayrılık 2008'de takımı şampiyonluğa taşıyan antrenör cevat güler'le yaşanıyordu. öte yandan ümit karan ve hasan şaş ayrılıkları kırgın oluyordu. iki futbolcu da ayrılırken yönetime sitemliydi. hasan şaş, kariyerine nokta koyarken; ümit karan, yoluna eskişehirspor ile devam edecekti. eskişehir ile anlaşan bir diğer isim de volkan yaman'dı. genç ferdi elmas, beklentiyi karşılayamayınca sözleşmesi feshedilmişti. lincoln'ün ayrılışı ise tam bir arap saçına dönmüştü. yeteneği birçok kulübü celp etse de oyuncunun disiplin sicili bozuktu. galatasaray'daki kazandığı paradan az bir maaşı kabul etmeyen brezilyalı teklifleri reddetmiş ve herhangi bir kulüple anlaşamamıştı. galatasaray ise oyuncuyu kadro dışı bırakmıştı. lincoln'ün bu arafta hali yarım sezon devam edecekti.

servet çetin'in ayrılığına ise bir ölüm mani oluyordu. marsilya, servet için 8 milyon euro teklif etmiş ve galatasaray bu teklifi kabul etmişti. artık transferi an meselesiydi. hatta bir antrenman çıkışı servet ''ufak pürüzler kaldı'' demişti. ancak marsilya'nın sahibi hayatını kaybedince ufak pürüzler büyük bir hal alıyordu. bu ölümle birlikte marsilya başkanı pape diouf yönetimi de düşmüş ve yeni gelen yönetim transferi veto etmişti. böylece servet yuvada kalıyordu. bu arada servet için 8 milyonu gözden çıkaran devrik başkan pape diouf, geçtiğimiz nisan ayında virüsten hayatını kaybetmiştir.

haziran ayı sona ererken gündeme bomba gibi bir haber düşüyordu. aziz yıldırım, arda turan'ı istiyordu. basında yazılana göre aziz yıldırım bu transfer için 15 milyon euro önermişti. servet çetin transferinden gelecek paranın yalan olmasıyla bu 15 milyonluk teklif ilaç gibiydi galatasaray için. adnan polat her ne kadar gelecek tepkileri kestirse de o dönem için 15 milyon iyi bir paraydı. adnan polat, topu arda'ya atıyor ve aziz yıldırım'a ''ben kabul etsem bile arda, kabul etmez.'' diyordu. aziz yıldırım ise ''10 dakika konuşsam ikna ederim.'' demişti. iddialara noktayı koyan isim arda turan olacaktı. kaptan: '' benim yolum belli. önce galatasaray sonra avrupa.'' diyecek ve transfer dedikodusuna noktayı koyacaktı. bu transfer gerçekleşir miydi? arda kabul etse adnan polat satar mıydı? olası bir transferde taraftarın tepkisi ne olurdu? bilemeyiz ama küçük çaplı bir arşiv araştırması sonucu ve adnan polat & aziz yıldırım yakınlığını da düşününce sanırım adnan başkan bu trasfere tavdı. ancak bu transfer sonucunda taraftarın tepkisi ne olurdu orayı pek tahayyül edemiyorum.

bu transfer döneminde fenerbahçe, sivasspor'dan bilica ile anlaşmıştır. galatasaray'ın hikayesinde ne alaka şimdi diyebilirsiniz. ancak kendisinin capone ile bir ilişkisinin olmasından dolayı buraya taşımak istedim. alakası demiyorum. ilişkisi. tabi bu bir iddia. gerçekliğine dair hiçbir zaman net materyal sunulamamış. ben bu haberi o zaman ya kaçırmışım ya da ucu hem fenerbahçe'ye hem bize dokunduğu için çok gündem olmadı. ancak bu olay brezilya'da bir hayli gündemde kalmış. hatta buna bir isim bile vermişler. ''poltrona 36'' yani ''36. koltuk''. bu yaygarayı koparanlar ise gremio'nun ezeli rakibi internacional taraftarları. yaygaranın sebebi ise yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan birinin yazısıdır. yazıda gremio kulüp başkan yardımcısı helio dourado'nun bilica ve capone'yi takım otobüsünde uygunsuz bir biçimde yakaladığı yazılmış. yüzüncü yılında küme düşen gremio taraftarının tepkisini çekmiş bu olay. tam ''biz neredeyiz bu müptezel pezevenkler nerede'' olayı. yaşanan bu vukuattan sonra gremio otobüsünde 36 numaralı koltuğun söküldüğü söylenmiş. bu durum kulüp başkanına sorulduğunda koltuğu kaldırmalarının sebebi uzun seyahatlerde teknik ekibe çalışma ortamı oluşturmak için olduğunu söylemiş. olay doğru veya yanlış halen net bir şey yok. ancak zamanında baya brezilya'da bir tantanası olmuş. küçük bir bilgi: o dönem 20 yaşındaki felipe melo da takımın bir parçasıymış.

temmuz

temmuz ayıyla birlikte sezonu da açıyorduk. ilk hazırlık maçımız almanya'nın kleve takımıylaydı. bu karşılaşma 2-2 sona ermişti. ''bir dünya, bir top'' sloganıyla zayton cup adı altında bir turnuva düzenlenmiş ve bu turnuvaya galatasaray da çağrılmıştı. farklı kıtalardan takımların çağrıldığı turnuvanın çeyrek finalinde al ahli'yi, yarı finalde ise casablanca'yı 1-0'lık skorlarla geçerek finale kalmıştık. finalde bayern leverkusen'e 1-0 kaybederek turnuvayı ikinci tamamlamıştık.

hazırlık etabını bitiren galatasaray, ilk ciddi sınavına uefa avrupa ligi ikinci tur eşleşmesinde fc tobol karşısında çıkıyordu. tobol deplasmanında henüz ikinci dakikada 1-0 geriye düşmüş ve ilk yarı bu skorla tamamlanmıştı. gol gelmeyince rijkaard arda ve baros'u ikinci yarı oyuna almış, arda'nın asistinde baros'un golüyle skor 1-1'e gelmişti. maç bu skorla tamamlanmış ve tur için avantajı elde ederken oynanan futbol beklentinin altında kalmıştı. rövanşta 2-0 kazanacak ve bir sonraki turda rakibimiz maccabi netanya olacaktı. galatasaray, fc tobol maçlarına eski formasının üzerinde yeni sponsoruyla çıkmıştır. galatasaray'ın yeni formaları henüz tanıtılmamıştı ancak türk telekom ile sponsorluk anlaşması sağlanmıştı. yönetim ise çözümü eski formadaki ''avea'' yazısı üstüne ''türk telekom'' bandı çekmekte bulmuştu.


forma demişken, madem nostalji yazıyoruz biraz daha derine inelim. galatasaray'ın uefa kupasını kazandığı marshall sponsorlu formayı sadece o sezon kullanmıştır. cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle gsm şirketleri bir atılım gerçekleştirmişti. 2000-2001 sezonunda ''telsim'' galatasaray ve fenerbahçe'ye sponsor olmuştur. bu birliktelik de bir yıl sürmüş ve 2001-2002 sezonuyla birlikte ''aria'' sponsorluğuna geçilmiştir. 3 sezon bu forma kullanılmış ve 2004 yılında avea ile sponsorluk anlaşmasına varılmıştır. aslında sadece isim değişmiştir. şirket aynıdır. o dönem bir başka gsm şirketi aycell ile aria birleşmiş ve şirketin yeni adı avea olmuştur. avea sponsorluğu ile beş sezon geçiren galatasaray 2009'da türk telekom ile anlaşma sağladı ve 2015 yılına kadar bu birliktelik devam etti. cep telefonlarının yaygınlaşması ile sabit hat kullanımı azalmaya başladı ve türk telekom çareyi avea'yı satın almakta buldu. yani kısacası galatasaray, 2001-2002 ve 2014-2015 sezonları arasında 14 yıl boyunca aynı şirkete ait 3 farklı isim sponsorluğunda maçlara çıkmıştır.

dönelim tekrar uefa avrupa ligi'ne. ön eleme 3. turda karşılaştığımız maccabi netanya ile ilk maçımız deplasmandaydı. cimbom ilk defa bir israil ekibiyle karşılaşmış ve 4-1 kazanmıştır. goller hakan balta, kewell, sabri ve baros'tan gelirken 3 asistle arda maçın yıldızı oluyordu. galatasaray tur kapısını sonuna kadar açıyordu.

maçın özeti


temmuz ayının iki yıldız transferi keita ve elano'ydu. özellikle elano transferi büyük yankı uyandırmıştı. kaka, ronaldinho, baptista gibi yıldızların olduğu brezilya milli takımında kendine yer bulmuş ve bu futbolcularla forma rekabetine giren bir isimdi. ancak ne yazık ki galatasaray'da bekleneni veremeyecekti. geçtiğimiz nisan ayında bir fourfourtwo dergisi'ne röportaj veren elano, galatasaray'a transferini şöyle anlatmıştır: ''her şey bir gecede oldu. menajerim aradığında evdeydim, otelde benimle görüşmek isteyen bir türk'ün (haldun üstünel) olduğunu söyledi. gece yarısıydı. şehir merkezine yaklaşık yarım saatlik mesafede oturuyordum. görüşmeye gittiğimde tanıştığımız kişi 'hadi türkiye'ye gidelim' dedi. 'sakin ol, eşimle konuşmalıyım. çocuklar için iyi bir okul bulmalıyım' dedim. ancak her şeyi onlar halletti. ertesi gün anlaşma açıklandı. belli şartlar vardı ama hızla halledildi.''
elano ile ilgili bir başka dipnot ise bu futbolcu beşiktaş'ın da transfer listesindeydi. hatta o dönem mustafa denizli bir basın toplantısında ''delgado yerine düşündüğüm biri var. eğer gerçekleşirse büyük transfer olur.'' diyecek sonrasında bu ismin elano olduğu basına düşecekti. elano'nun galatasaray'a gitmesiyle beşiktaş da gaziantepspor'a rodrigo tabata için 8 milyon euro verecekti.

temmuz ayında bayern münih'in servet çetin için 9 milyon euro vermeyi düşündüğü ancak oyuncunun yabancı dil problemi olduğu için bu transferin suya düştüğü de konuşulmuştur. ayrıca manisasporlu sezer öztürk bir röportajda galatasaray'a gitmek istediğini hatta takım arkadaşı ufuk ceylan'ın da galatasaray'ı istediğini söylemiş, ufuk galatasaraylı olurken sezer transferi gerçekleşmemişti.

ağustos

elano transferiyle adnan polat ''bana göre transfer bitti.'' derken rijkaard, hala bir transferin yapılabileceğini söylüyordu. transferin son günü açıklanan caner erkin.(kiralık) ve ufuk ceylan transferleriyle sezona girecektik. ufuk ceylan transferinde orkun uşak, mehmet güven ve yaser yıldız bonservisleriyle manisaspor'a verilecekti.

takım kurulmuştu. yıldız transferler yapılmış, takımın başına barcelona'nın temellerini atan adam olarak görülen rijkaard getirilmişti. başarı için uygun zemin oluşturulmuştu. sezon başlangıcı da harikaydı. uefa avrupa ligi rövanş mücadelesinde maccabi netanya ağlarına yarım düzine gol bırakıyorduk. nonda hat-trick yaparken barış iki gol katkısı vermişti. diğer gol ise yeni transfer, doğum günü çocuğu keita'dandı. bu gol aynı zamanda avrupa kupalarındaki 300. golümüzdü. aydın yılmaz üç asistle iyi bir performans sergilemişti. aldığımız galibiyet ile avrupa kupalarındaki galibiyet sayımız, yenilgi sayımızın üstüne çıkıyor, 6-0'lık sonuç bir türk takımının avrupa kupalarındaki en farklı galibiyeti oluyordu. daha sonra 2012'de bursaspor'un kups'u, 2018'de ise beşiktaş'ın torshavn'ı aynı skorlarla yenmesiyle bu rekora ortak olacaklardı. gecenin can sıkan tek noktası ise linderoth'un sakatlığıydı. müzmin sakata dönen isveçli yine sakatlanmıştı.

bu maça o sezonun simgelerinden biri olacak mor forma ile çıkmıştık:


sezon sonu dünya kupası olduğu için ligler erken başlamıştı. geçen sezon ligi son üçte tamamlayan konyaspor, kocaelispor ve hacettepe küme düşerken; olaylı bir sezon geçirecek olan diyarbakırspor ile bir yıllık aradan sonra süper lig'e dönen kasımpaşa ile manisaspor ligin yeni ekipleri oluyordu. bu sezonla birlikte tff formalarda oyuncu numarasının üstüne ve kollara da reklam alınabileceğini açıklamıştır. ayrıca bu sezonla birlikte pazartesi günleri süper lig maçları oynanmaya başlanmıştır.

ligi gaziantepspor deplasmanında açıyorduk. 2-3 kazanırken goller; arda, mustafa sarp ve nonda'dan geliyordu. arda iki de asist yaparak maçın yıldızı oluyordu. keita, bir ikili mücadelede boğazına dirsek darbesi alınca yere yığılmış ve dili soluk borusuna kaçınca titremeye başlamıştı. ilk müdahale arda'dan gelmiş, keita'yı yan yatırarak olası bir geç kalmayı engellemeye çalışmıştır. neyse ki keita ayağa kalkmış ve oyuna devam etmiştir.


ligde ikinci randevu denizlispor'laydı. 1-0 geriye düştüğümüz maçta 4-1 kazanıyorduk. goller kewel(2), arda ve keita'dan geliyordu. tribünde ise günümüzde hasretini çektiğimiz nevizade şovu vardı. (tribünde bu beste günümüzde söylenmiyor veya ben rast gelmiyorum. sebebi bilen varsa yeşillendirsin lütfen)

mevzubahis şov


uefa avrupa ligi play off turunda levadia talinn ile eşleşiyorduk. gruplardan önce son eşleşmeydi bu. ilk maçtan işi bitiriyor ve 5-0 kazanıyorduk. keita 2 gol atarken elano ilk maçına çıkıyordu.

ligde rakip tolunay kafkas'lı kayserispor'du. 22'de baros ile öne geçerken 31'de makukula maça dengeyi getiriyordu. makukula dört dakika sonra bir gol de kendi kalesine atınca 2-1 öne geçiyorduk. ikinci yarı oyuna giren elano ceza sahası dışından attığı mükemmel golle farkı ikiye çıkarmış 88'de son sözü yine baros söylemişti. (4-1) sakatlanan hakan balta'nın yerine uğur uçar oyuna girmiş ve yaklaşık 40 dakika sol bek oynamıştır. bu maçta elano'nun golünden sonra aklıma direkt lincoln gelmişti. elano ilk maçında harika bir gol atmıştı. lincoln'ün de galatasaray formasıyla ilk golü yine ceza sahası dışından harika bir goldü. bu benzerlik bende büyük bir beklenti oluşturmuştu ama sonu hayal kırıklığı oldu. elano ve lincoln bir elmanın iki yarısı gibiydi. lincoln genelde çıktığı her maç gol veya asist katkısı veriyordu ama o maçlara da canı isterse çıkıyordu. elano ise maça çıkıyordu ama gol veya asist katkısı çok azdı. lincoln'ün skorerliği ile elano disiplinini bir arada görebileceğimiz bir 10 numara (sneijder) için bi 3.5 sene daha bekleyecektik. bu arada yukarıda gol benzerliği daha çok ilk maçlarında ceza sahası dışından atmalarından dolayıdır.

lincoln'ün şu golü, elano'nun golüne daha çok benzer


bu maçtan sonra avrupa ligi'nde talinn'e yedek ağırlıklı bir kadro ile çıktığımız rövanş mücadelesinde 1-1 berabere kalarak gruplara kalmıştık. gol nonda'dan, asist elano'dan gelmişti. grupta rakiplerimiz: panathinaikos, sturm graz ve dinamo bükreş oluyordu. bu arada galatasaray ile alacakları sebebiyle mahkemelik olan necati ateş de antalyaspor ile anlaşmıştı.


ağustos ayının son karşılaşması ankaraspor ile deplasmandaydı. 0-2 kazanırken goller oyuna sonradan giren iki oyuncu kewell ve nonda'dan gelmişti. bu maçtan iki hafta sonra ilginç bir kararla ankaraspor küme düşürülecek ve skor hükmen 0-3 şeklinde güncellenecekti. bu maçla birlikte transfer sezonu sona ermiş ve milli araya girilmişti.

transfer dönemiyle ilgili birkaç noktaya değinmek gerekirse

frank rijkaard'ın yardımcılığına johan neeskens getirilmişti. bu ikili barcelona zamanında da birlikte çalışmışlardı. neeskens, basit bir yardımcı olmamıştır. sözüm ona bir levent şahin veya ümit davala değildir. daha aktif bir rol üstlenmiştir. hatta rijkaard onun için ''johan benim yardımcım değil, galatasaray'ın iki hocası var.'' demiştir.

bu transfer döneminin en uzun konuşulan isimlerinden biri de mehmet topuz olmuştur. bir dönem galatasaray ile de ismi anılsa da beşiktaş ve fenerbahçe bu oyuncu için kıyasıya bir yarış içine girmişti. bu yarıştan fayda sağlayan ise kuşkusuz menajerler olmuştur. koskoca iki kulübü ellerinde oynatmışlardır. kayserispor yöneticisi süleyman hurma oyuncunun fenerbahçe ile anlaştığını duyurduktan kısa bir süre sonra mehmet topuz'un siyah beyazlı forma ile verdiği pozlar basına sızdırılmıştı. bu fotoğraflardan kısa bir süre sonra ise fenerbahçe oyuncuyu transfer etmişti. bu rekabetin sonucunda 3 liralık oyuncu 9 liraya gitmiş aradaki 6 liralık fark menajerlerin cebine kalmıştı. mehmet topuz ise fenerbahçe'de 3 liralık bir oyuncu performansı göstermiştir.

galatasaray'ın bu yaz bir başka transferi ise tercüman mert çetin olmuştur. mert çetin, gençlerbirliği'nde çalışmaktaydı. bülent korkmaz kendisini gençlerbirliği antrenörlüğü zamanından tanıyordu. o zaman söylenilene göre bülent korkmaz galatasaray'dan ayrılmadan önce bu ismi galatasaray'a önermiş hatta ilhan cavcav'la bizzat görüşüp mert çetin'i istemiştir. böylece galatasaray camiasına dahil olan mert, 12 yıldır bu kulübün değişmeyen tek ismi olmuştur. frank rijkaard, gheorghe hagi, fatih terim, roberto mancini, cesare prandelli, hamza hamzaoğlu, mustafa denizli, jan olde riekerink, igor tudor ve tekrar fatih terim. isimler sürekli değişirken mert çetin kulübede değişmeyen isim olarak kalmıştır.

son olarak bir parantez de serdar eylik'e açmak lazım. genç oyuncu frank rijkaard geldikten sonra a takıma kazandırılmış ve iyi de bir hazırlık dönemi geçirmiştir. ancak tobol maçında talihsiz bir sakatlık yaşamış sonrasında rijkaard ona zaman zaman görev verse de beklenilenin altında kalacaktı.

eylül

rüzgarı arkasına alan cimbom rakiplerini birer birer geçiyordu. beşinci hafta rakip, son şampiyon beşiktaş'tı. rakibimizi 3-0'la sahadan silerken goller baros (2) ve mustafa sarp'tan geliyordu. iyi gidişat avrupa'da da devam edecekti. rakip, grubun güçlü ekiplerinden panathinaikos'tu. pana'nın başındaki isim rijkaard'ın barcelona'dan yardımcısı henk ten cate'ydi. bu zor deplasmandan 1-3'lük galibiyetle ayrılıyor ve gruplara iyi bir başlangıç yapıyorduk:


bu hafta içerisinde tff'den ilginç bir hamle gelmişti. ankaraspor alınan bir kararla küme düşürülüyordu. gerekçe olarak ise ankaragücü ile aralarındaki bağın rekabete zarar verebileceğiydi. geçtiğimiz yıllarda dört ankara takımının birlikte mücadele ettiği sezonlar yaşanmıştı. o dönemlerde bile bu durum bir problem olmamışken bu sezon pat diye böyle bir karar alınmıştı. küme düşürülme olayının ardından sorulan sorulara hiçbir zaman kamuoyunu tatmin edecek bir cevap alınamamıştır.

- ankaraspor ile ankaragücü'nün adı henüz bir şaibeye karışmamış olmasına rağmen sadece bir öngörü ile küme düşürümesi ne kadar doğruydu?

-ankara takımlarının birbirine yardım edebilme ihtimali varsa gençlerbirliği neden halen süper lig'deydi?

-ikinci lige düşürülen ankaraspor bir sezon sonra şampiyon olduğu takdirde nasıl bir muamele uygulanacaktı?

- hepsi bir yana, neden ankaragücü değil de ankaraspor küme düşürülmüştü?

bu soru işaretlerinin arasında tek bir gerçek vardı. o da ankaraspor maçları artık bay geçilecekti. galatasaray'ın 2-0 kazandığı maç da 3-0 olarak güncellenmişti.

6. hafta kasımpaşa deplasmanındaydık. ligin zirvesiyle dibini karşı karşıya getiren mücadele bizim açımızdan sıkıntılı geçiyordu. önce hakem ilker meral, ali güneş'in adeta bir kaleci gibi uzanıp çizgiden elle çıkardığı pozisyonu es geçmiş ve bir penaltı ile kırmızı kart güme gitmişti:

mevzubahis pozisyon


maç tam bu esnada kopabilecekken devam kararı çıkmıştı. üstüne bir de 26'da moritz'in golüyle geriye düşmüş ve devre bu skorla tamamlanmıştı. ikinci yarı baros'un yerine nonda oyuna girmiş ve maçın kader adamı olmuştur. 77'de beraberlik golünü atmış ve 89'da takımını öne geçirmiştir. uzatmalarda bir gol daha atan nonda, yaptığı hat trick ile bu deplasmanda takımın kurtarıcısı olmuştur. bu maçla birlikte son 12 resmi mücadelede 40 gole ulaşıyorduk. maç başı neredeyse 4 gol ortalamasını bulduğumuz bir seriyi geride bırakmıştık. lige altıda altı ile başlamış aynı seriyi yakalayan ezeli rakibimiz fenerbahçe ile amansız bir yarışın içine girmiştik. bu galibiyet serisi, galatasaray'ın lig tarihindeki en iyi sezon başlangıcıydı. ancak sonraki iki haftada gelen puan kayıpları ile hava bir anda değişecekti...

maçın özeti


kasımpaşa deplasmanından bir gün sonra basına bir fotoğraf düşmüştü. arda turan ve aziz yıldırım bir alışveriş merkezinde beraber görüntülenmiş, bu durum bomba etkisi yaratmıştı. ancak işin aslı sonradan öğrenilecekti. arda, transfer için buluşulmadığını sadece rast gelince selam verdiğini açıklamış ancak yönetim, ertesi gün arda ile apar topar sözleşme yenilemişti. bu aceleden anlaşıldığı üzere adnan polat bir şeylerin önünü kesmek istemişti. arda'yı sağlama alan galatasaray'da bu sefer rijkaard'ın ayrılma ihtimali gündeme geliyordu. milan, hollandalı çalıştırıcıya kancayı takmıştı. ancak ne hocanın ayrılmaya ne de yönetimin kendisini bırakmaya niyeti yoktu.

eylül ayının son karşılaşmasında rakip, geçen sezon bir türlü diş geçiremediğimiz eskişehirspor'du. rakibimizi bu sezon da yenemeyecektik. evimizde 1-1 berabere kalırken golümüz, keita'nın harika asistinde nonda'dan geliyordu.


rıza çalımbay; ümit karan, youla ve burak yılmaz üçlüsüyle ofansif bir kadro sahaya sürmüştü. bu maç ile birlikte 6 maçlık galibiyet serimiz son buluyor, sezonun ilk puan kaybını yaşarken liderlik koltuğunu da fenerbahçe'ye bırakıyorduk. maçtan sonra ise rijkaard'a yeni bir talip vardı. valencia takımdan gönderdiği unai emery'nin yerine hollandalı'yı düşünüyordu.

maçtan sonra youla-keita muhabbeti


ekim

ekim ayını sturm graz deplasmanında açmış, iki topumuzun direkten döndüğü karşılaşmada sahadan 1-1 beraberlikle ayrılmıştık. maçtan sonra arda için barcelona'nın devreye girdiği yazılıyordu.


4 ekim günü ankara'da sürpriz bir sonuç çıkıyordu. 83. dakikasına 0-0 girdiğimiz ankaragücü maçından 3-0 mağlup ayrılıyorduk. maç sonunda ise rijkaard'ın hedefinde fatih terim vardı. sakatlığı nedeniyle 5 haftadır maç oynamayan gökhan zan'ın milli takıma çağrılması ve oynatılmasını doğru bulmamıştı. fatih terim de rijkaard'ın yanıltıldığını söylemiş, yapılan sağlık taramasında oyuncunun oynayabilir durumda olduğunu belirtmişti. bu olaydan kısa bir süre sonra da fatih terim zaten milli takımdan ayrılmıştır. o dönem atletico madrid'in fatih hoca için girişimleri olmuş ancak sonrasında laudrup ile anlaşılmıştır.

maçın hikayesi


bir sonraki hafta iyi bir sezon geçiren trabzonspor ile evimizde oynuyorduk. kewell ve servet'in golleriyle 2-0 öne geçerken tayfun ve colman ile trabzonspor beraberliği yakalıyordu. 69 ve 71'de arda ve baros tekrar takımını öne geçirmiş, 86'daki colman'ın golü trabzonspor'a puan için yeterli olmamıştı.


sonraki maçta bi dört gol de dinamo bükreş'e atıyorduk. 4-1 kazanırken goller kewell, nonda (2) ve elano'dan geliyordu. dinamo bükreş'te yolu türkiye'den geçen veya ilerde geçecek olan birçok isim vardı. gabriel tamas, alexe, torje...


bükreş, o gece tam bir türk ızdırabı yaşamış başkentin diğer ekibi steau bükreş'i de fenerbahçe deplasmanda 0-1 yenmiştir.

bükreş'e sıkıntılı bir gece yaşatan iki ekip bu sefer aralarında kapışacaktı. maçtan önce sevindirici haber tekerlekli basketbol takımımızdan gelmişti. engelsiz aslanlar üst üste ikinci defa kıtalararası şampiyon oluyordu. kadıköy'de ise 3-1 kaybederken yine olaylı bir derbiyi geride bırakıyorduk. maçtan önce baroni ile arda arasında bir gerginlik yaşanmış ve yardımcı hakem tarık ongun'un başı yarılmıştı.


maçın henüz beşinci dakikasında ise emre'nin yaptığı faulde baros'un ayak tarak kemiği kırılmıştı. baros, bu sakatlıkla birlikte yaklaşık 5 ay sahalardan uzak kalacaktı. alex'in golleriyle 2-0 geriye düşmüş, hakan balta ile farkı bire indirmiştik. saha içerisinde sık sık karşı karşıya gelen elano-gökhan ve keita-carlos ikililerinin arasında sürekli bir gerilim vardı. keita'nın carlos'a attığı yumrukla bu gerilim kendini göstermiş ve keita kırmızı kartla oyun dışı kalmıştı. son dakiklarda guiza ile üçüncü golü bulan fenerbahçe sahadan 3-1 üstün ayrılan taraf oluyordu. maçtan sonra fenerbahçe'ye 2 maç seyircisiz oynama cezası verilirken bilica'nın arda'ya, keita'nın ise carlos'a attığı yumrukların bedeli üçer maç oluyordu. maç sonu rijkaard ''oyuna geldik'' derken puan farkı 5'e çıkıyordu. bu maç fenerbahçe'nin bize karşı bir maçta ikiden fazla gol attığı son karşılaşma olacaktı.

özet


ekim ayını tamamlarken rakip kupada bucaspor'du. sezonu tff 1. lig'de ikinci tamamlayacak olan izmir ekibi süper lig'e yükselecekti. mehmet batdal ise ileride galatasaray ile anlaşacak, galatasaray ise onu mehmet trabzonspor batdal olarak hatırlayacaktı. zorlandığımız mücadelede kewell ve arda'nın golleriyle 2-1 kazanarak gruplara kalıyorduk.


grupta rakiplerimiz: trabzonspor, orduspor, denizli belediyespor ve ankaragücü'ydü. bu arada ispanya kupası'nda ilginç bir sonuç çıkıyordu. ronaldo, alonso, kaka ve benzema gibi yıldızlara sahip real madrid ispanya 3. lig ekiplerinden alcorcon'a 4-0 kaybederek kupaya veda ediyordu. ingiliz basınında ise bir transfer iddiası konuşuluyordu. servet çetin için tottenham ve arsenal'in devrede olduğu yazılmıştı.

kasım

11. hafta rakip evimizde sivasspor'du. bu maç, sebebi bilinmeyen bir şekilde şifresiz yayınlanmıştı. kimine göre lig tv'nin bayram jestiydi. maçı 2-0 kazanırken kewell'ın golü muazzamdı. hafta içerisinde ercan saatçi katıldığı bir programda galatasaray'a küfredince tribünler de kendisini güzel bir şekilde anacaktı.

tekrar avrupa ligi'ne dönüyorduk. dinamo bükreş deplasmanında 0-3 kazanırken goller kewell, nonda ve mehmet topal'dan geliyordu. nonda attığı bu golle avrupa kupalarında 11 golü bulunan jardel'i geride bırakıyordu. bu galibiyetle birlikte gruptan çıkmayı garantiliyorduk. mehmet topal, attığı golle tribündeki hagi'nin futbolculuk yıllarını hatırlatıyordu. idman tv de maçı canlı olarak vermiş ve azeri spiker adeta galatasaray taraftarına tercüman olmuştur. ercan saatçi'yi eleştiren tural dadaşov, derbide fenerbahçe'nin attığı ilk golde roberto carlos'un ofsayt olmasından yakınacaktı.

8 kasım'da diyarbakır deplasmanındaydık. diyarbakırspor olaylı bir sezon geçiriyordu. bursaspor maçında yaşanan olaylardan sonra kulüp ligden çekilebileceklerini açıklamış hatta kılüp başkanı bu hafta galatasaray maçına çıkmamayı düşündüklerini söylemişti. kulüpler birliği araya girerek başkanı ikna etmiş ve maç oynanmıştı. 1-2 kazanırken zirveyle puan farkını (3) koruyorduk.

bu maçtan sonra milli araya giriliyordu ama gündem yoğun geçecekti. gündeme kewell&semih takası haberi düşmüş hem fenerbahçe hem de galatasaray aynı gün bu haberi yalanlamıştı. futboldaki gerginlik basketbola da sıçramış ve galatasaray- fenerbahçe arasında oynanan basketbol karşılaşmasında kavga çıkmıştı. aynı günün sabahında ise bir dönem türkiye'de de futbol oynamış antonio de nigris'in ölüm haberi duyulmuştu.


de nigris deyince akıllara o maskeli sevinci gelir


nisan 2009'da meksika'dan dünyaya yayılan domuz gribi galatasaray'ı da vuruyor ve aralarında arda turan'ın da bulunduğu yedi kişi virüse yakalanıyordu. dünya genelinde 800 binin üzerinde vaka görülmüş ve 8 binin üzerinde insan hayatını kaybetmişti. bu ölümlerin fazlalığı o zamanlar gündemi bir hayli meşgul etmişti. tabii bunun 11 yıl sonra yaşanacakların sadece bir fragmanı olduğundan habersizdik.

göğsümüzü kabartan haber rusya'dan geliyor, hasan kabze ve gökdeniz'li rubin kazan şampiyon oluyordu. daha sonrasında rusya süper kupasını da müzesine götüreceklerdi. stjepan tomas ve sergey rebrov da şampiyon takımın bir parçasıydılar.

13. hafta fenerbahçe'nin beşiktaş deplasmanında 3-0 kaybetmesiyle "yenersek lideriz" durumundaki bir maçta 2 puan kaybederek otoriteleri yanıltmıyorduk. evimizde karşılaştığımız manisaspor karşısında kewell'la 1-0 öne geçerken 82'de joshua maça dengeyi getirmiş ve bir puana razı olmuştuk. zirveyle puan farkı ikiye inmişti.

14. hafta bursa deplasmanındaydık. hamile olan eşi rahatsızlanınca rijkaard ülkesine gitmiş maça takımın başında neeskens ile çıkmıştık. volkan şen'in deco'ya dönüştüğü maçta ne yazık ki 1-0 yeniliyor ve kötü gidişata dur diyemiyorduk.


zirve yarışındaki iki ekipten biri kaybederse diğeri de kaybeder kuralı yine devreye girmiş ve bir gün sonra fenerbahçe evinde 1-3 kaybetmişti. liderle puan farkı aynı kalırken 4. sıraya kadar geriliyorduk. zirve yarışındaki takımların puan kaybıyla aralık ayına (14. hafta) gelindiğinde ilk 5 şu şekilde sıralanıyordu:

1-fenerbahçe 31
2-beşiktaş 30
3-bursaspor 29
4-galatasaray 29
5-kayserispor 28

aralık

avrupa ligi'nde gruptan çıkmayı garantilemiştik. kendi sahamızda panathinaikos'u gilberto silva'nın kendi kalesine attığı gol 1-0 yenerek liderliği de garantiliyorduk. maçı kazanırken gökhan zan'ı kaybediyorduk. formasına tekrar kavuştuğu ligin son maçını göz ardı edersek sezonu kapatıyordu. böylece baros ve müzmin sakat linderoth'tan sonra gökhan da sakatlar kervanına katılıyordu.

15. hafta büyük bir talihsizlik yaşıyorduk. zirve yarışında hem fenerbahçe hem beşiktaş puan kaybetmişti. yendiğimiz takdirde liderlik koltuğuna oturacağımız istanbul b. bld. maçının son dakikalarına 1-0 önde girmiştik. acaba ''zirve yarışındaki bir takım puan kaybederse diğeri de kaybeder'' talihsizliğini kırıyor muyuz dediğimiz anlarda ceza sahası dışından hasan ali'nin (durtuluk) golü geliyor ve maç berabere bitiyordu. maçtan sonra mustafa sarp formasını yırtmış, sebebi sorulduğunda ise ''hakeme küfretmemek için yaptım'' demiştir.

işte o an


tabi bu açıklaması da cezası kalmayacak ve bir maç ceza alacaktı. zirve yarışındaki beş takımdan dördü puan kaybedince kayserispor kendini bir anda zirvede buluyordu. kayserispor, beşiktaş, fenerbahçe 31'er puandayken galatasaray'ın 30, bursaspor'un 29 puanı bulunuyordu.

bir sonraki hafta antalya maçında, 20 dakikada orhan ak ve jedinak'ın attığı gollerle 2-0 geriye düşmüş, direklerin de yardım ettiği maçı 2-3 çevirmiştik. goller keita, elano ve kewell'dan gelmişti. bu maçta antalyaspor'un üç topu direkten dönerken leo franco'dan daha fazla katkı sağlamışlardı. böyle bir geri dönüşü en sonra şampiyonlar ligi çeyrek finalinde real madrid'e karşı yapmıştık. (2-0'dan 3-2)


liderliği garatilediğimiz uefa gruplarında son maça yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkıyorduk. galatasaray'a avusturya'da 50 kişilik özel anti-terör timi eşlik etmişti.


o dönem dtp'nin kapatılmasıyla pkk'nın avrupa'nın çeşitli noktalarında eylem yapacağı öğrenilmiş ve maçtan önce böyle bir önlem alınmıştı. maçı 1-0 kaybetmiş bu yıl avrupa kupalarındaki ilk mağlubiyetimizi almıştık. ayrıca avrupa'da 10 maç aradan sonra bir deplasmandan mağlup ayrılıyorduk. bu maçta genç çetin güngör sonradan oyuna girmiş ve sarı kırmızılı formayı ilk kez terletmişti. grupta oluşan puan durumu:

1-galatasaray 13
2-panathinaikos 12
3-dinamo bükreş 6
4-strum graz 4

devrenin son maçında gençlerbirliği'ni konuk etmiş ve 1-0 galip ayrılmıştık. tribünlerde ise golü atan harry kewell'a sevgi seli vardı. ayrılacağı gündemde olan avustralyalı için ''stay with us harry'' pankartları açılmıştı. oz büyücüsü 1.5 yıl daha kulüpte kalacaktı. lig yarılandığında puan tablosunda ilk altı şu şekilde sıralanıyordu.

1-fenerbahçe 37
2-galatasaray 36
3-bursaspor 35
4-kayserispor 34
5-beşiktaş 32
6-trabzonspor 27

türkiye kupası gruplarındaki ilk maçımız, kupayı müzesine götürecek olan trabzonspor'laydı. 39'da caner, galatasaray formasıyla ilk golünü atmış, maça forvet çıkan arda'yla farkı ikiye çıkarmıştık. son sözü eski galatasaraylı song söylemiş ve maç 2-1 sona ermişti.(özet) bu maça 11 yerli ile çıkmış, berkin aslan sonradan oyuna girerek ilk forma sevincini yaşamıştı. ayrıca 81'de sabri'nin yerine oyuna dahil olan linderoth, galatasaray'daki son 9 dakikası için sahadaydı. oyuncunun devre arasında sözleşmesi feshedilecekti. linderoth geldiğinde birçok galatasaraylı gibi ben de çok sevinmiştim. özellikle isveç milli takımında çok iyi performans sergiliyordu. yıllar sonra ön libero mevkisine iyi birini bulduk derken sakatlıklar peşini bir türlü bırakmadı. zaten galatasaray'dan sonra da emekli olacaktı. şu an isveç'in alplerinde bir üçüncü lig takımını çalıştırmaktadır. hep bir ukde olarak kalacak. son kez galatasaray formasını terletecek diğer isim alparslan erdem'di.

Linderoth

ocak

ocak ayıyla birlikte transfer dönemi açılmıştı. galatasaray için yekta kurtuluş, ali turan, önder turacı, ricardo costa gibi isimlerin adı geçse de bunların hiçbiri transfer edilmeyecekti. yekta transferi başka bahara kalırken, önder turacı için galatasaray'dan ''ilgilenmiyoruz'' açıklaması gelecekti. ali turan konusu ise çıkmaza girmişti. kurallara göre sözleşmesinin sona ermesine 6 ay kala oyuncular başka kulüplerle sözleşme görüşmesi yapabilirdi. ali turan için de galatasaray devreye girmiş ancak kayserispor bu duruma tepki göstermişti. bundan sonra kayserispor ali turan'ı ne kullanacak ne de satacaktı. ali turan ise galatasaray'a imza için sezon sonunu bekleyecekti.

kupada ordu maçının hazırlıkları esnasında antrenmanda elano-servet gerginliği yaşanıyordu. defansa yardıma gelmeyen elano'ya servet çıkışmış, elano tersleyince ikili arasında itişmeler yaşanmıştı. takım arkadaşları araya girerek olayın büyümesini engelliyordu.

ordu deplasmanından 0-3'lük galibiyetle dönüyorduk. kaleci ufuk ilk kez forma sevinci yaşamış, goller arda ve nonda'dan (2) gelmişti. bu goller nonda'nın galatasaray formasıyla son golleri olacaktı. üç puanı üç golle alırken kewell sakatlanıyordu. yıldız oyuncu 4 ay sahalardan uzak kalacak ligin son 3 maçına yetişebilecekti. sakatlar kervanına bir oyuncu daha ekleniyordu. bu maçın ertesinde, geçen yıl sezon başından beri peşinde olduğumuz lucas neill transferinde mutlu sona ulaşıyorduk.

bir hafta sonra rakip yine kupada grubun zayıf ekibi denizli bld.spor'du. maça paftan a takıma dahil edilen emre çolak damga vurmuştu. biri penaltı diğeri frikikten iki gol atan genç yetenek dikkatleri üzerine çekiyordu. 5-1 kazanırken diğer goller caner ve barış'tan (2) gelmişti. bir transfer haberi de bu maçtan sonra geliyor, brezilya jo yarım sezonluğuna kiralanıyordu. takıma bir yıldız daha dahil olmuştu.


ligin ikinci yarısını gaziantepspor ile açıyorduk. yeni transferlerden neill 11'de başlarken jo, oyuna sonradan dahil olacaktı. karlı havada sahaya beyaz formayla çıkınca adeta yok gibiydik. aslında yok da sayılırdık. tel tel döküldüğümüz ve nonda'nın bir penaltıdan yararlanamadığı maçı 75'te mustafa sarp'ın golüyle galip tamamlıyorduk. bu maç, ligin ikinci yarısındaki çöküşümüzün habercisiydi adeta. zaten bu maçtan sonra bizi zor bir fikstür bekliyordu. sıradaki altı maçın beşi deplasmandaydı. maçla ilgili bir ayrıntı da kurtuluş kardeşlerin rakip olmasıdır. uzun bir aradan sonra ilk 18'de kendine yer bulan serkan kurtuluş ile gaziantepspor'da on birde başlayan abisi (serdar) birbirlerine rakipti. bir maç bir transfer sıralamasını bu maçtan sonra da devam ettirmiş ve rijkaard'ın eski öğrencisi giovanni dos santos kiralanmıştı. barcelona'da ikinci messi olarak görülen dos santos, o çıkışı bir türlü yapamamış ve tottenham'a satılmıştı. tottenham'da da forma şansı bulamayan meksikalı çareyi eski hocasının yanına gelmekte bulmuştu. giovanni dos santos deyince ilerde galatasaraylılar'ın aklına hep o deyim gelecektir: "bal yapmayan arı."

tekrar kupa mesaisine başlıyor ve ankaragücü deplasmanında buz gibi havaya sahada da buz gibi futbol eşlik ediyordu . bu maç, akıllara [(bkz: 0 0 bitmis lecce cagliari macini banttan seyretmek) lecce-cagliari] karşılaşmasını getirmiştir. bu maçta o sezon ilk defa kırmızı forma ile sahadaydık. ligin ikinci yarısıyla birlikte piyasaya sürülen bu formayı 4-5 maçta daha kullanacaktık. maç başladığı gibi biterken nonda, galatasaray'da son maçına çıkmıştı. maçtan sonra sözleşmesi fesh edilen kongolu'nun futbol hayatı da çok uzun sürmeyecek ve kısa bir süre sonra emeklilik kararı alacaktı. genç semih kaya da gaziantepspor'a kiralanmıştı.


19. hafta denizli deplasmanındaydık. eksiklerin çok olduğu maçta ligin zayıf ekibini 1-2 mağlup ederken jo da ilk golünü atıyordu. maçtan bir gün sonra transferin son günüydü. son gün, altay'dan genç oyuncu musa çağıran transferi açıklanırken; aydın yılmaz, eskişehirspor'a kiralanmıştı. bu transferlerle transfer dönemini kapatıyorduk.

şubat

şubat ayı galatasaray için yoğun geçecekti. 26 günde 7 resmi karşılaşma bekliyordu. ilki kupada antalyaspor'a karşıydı. gruptan lider çıkmış, bir sonraki tur antalyaspor ile karşılaşmıştık. antalyaspor, 2-1 kazanırken ikinci gol necati'dendi. maçta yalçın'ın faulünden sonra jo sakatlanıyordu. brezilyalı 3 hafta yoktu. faulden sonra galatasaraylı futbolcular yalçın'a tepki göstermişti. tepkinin nedeni ise maçtan sonra anlaşılacaktı. iddiaya göre jo'nun sakatlığından sonra yalçın '' jo'nun işini bitirdik rahat oynayabiliriz'' demişti. basın toplantısında da rijkaard'ın hedefinde yalçın vardı. rijkaard, yalçın için ''kasti sakatlama yapıyor. tam bir kasap'' demişti. bu cümlelerden sonra yalçın rijkaard'a dava açacaktı.
rövanşta ali sami yen'de 3-2 kazansak da deplasman golü kuralı gereği eleniyorduk. gollerimiz arda, emre çolak ve caner'den gelirken; antalyaspor'da necati, attığı iki golle galatasaray'ı eleyen isim oluyordu. o sezon kupayı, finalde fenerbahçe ile karşılaşan trabzonspor müzesine götürecekti.

ligde ise iki maçlık galibiyet serimiz kayseri deplasmanında son buluyordu. zaten ligin ikinci yarısında oynadığımız maçlarda üst üste üç galibiyet alamayacaktık. kayseri'den 0-0'lık sonuçla ayrılıyorduk. maçtan önce galatasaraylı yöneticiler ali turan'ı evinde ziyaret etmişti. maçtan sonra ise lincoln'den haber gelmişti. brezilyalı futbolcu, ülkesinden palmeiras takımıyla anlaşmaya varmıştı. galatasaray bu transferden 2 milyon euro artı sonraki satıştan %50 pay alacaktı. ancak palmeiras'tan coritiba'ya bedelsiz gideceği için sadece 2 milyonla yetinecektik.

21. hafta maç oynamadan liderliğe yükseldiğimiz hafta oluyordu. bay geçtiğimiz haftada fenerbahçe manisa deplasmanında berabere kalınca liderlik de bizim oluyordu.

avrupa ligi'nde grubu lider tamamlasak da bunun bir faydasını görmemiş ve bir sonraki turda, kupayı kazancak olan atletico madrid ile eşleşmiştik. ispanyol ekibinin en gözde zamanlarıydı. kadroda kim yoktu ki: de gea, forlan, agüero, ujfalusi, reyes, mendes, simao, raul garica... o sezon biz de fena bir kadro kurmamıştık ancak sakatlıklardan çok çekiyorduk. baros ve jo sakattı. nonda da devre arası takımdan gönderilmişti. ispanya deplasmanında forvette keita ile çıkmıştık. reyes'in frikikten attığı harika gole, galatasaray'da kariyer maçını oynayan keita ile cevap vermiştik. maç 1-1 sona ererken istanbul'a avantajlı dönüyorduk.

futbol içinde barındırdığı hikayeleriyle güzel. galatasaray-atletico maçı da içinde çok hikaye barındırıyordu. galatasaray, 2000 yılında uefa kupası'nı kazanırken çeyrek finalde mallorca'yı eleyerek kupaya uzanmıştı. mallorca'nın kalesinde o dönem leo franco vardı. bu maçtan 10 yıl sonra atletico madrid, leo franco'lu galatasaray'ı eleyerek uefa kupasını kazancaktı. ayrıca o maçta sahada olan futbolculardan arda, ilerde atletico'ya; ujfalusi de galatasaray'a transfer olacaktı.

22. hafta rakip beşiktaş'tı. beyaz forma ile sahadaydık. beşiktaş da siyah formayı tercih edince sahada adeta 22 kişiden oluşan bir beşiktaş koreografisi vardı. 67'de arda ile öne geçmiş 81'de sivok'un golüne engel olamamıştık. maç 1-1 bitmiş ancak fenerbahçe de bursa'ya 3-2 kaybedince liderliği korumuştuk.


bu maçtan dört gün sonra atletico madrid ile rövanş maçına çıkıyorduk. 62'de simao ile 1-0 geriye düşmüş, üç dakika sonra keita ile dengeyi sağlamıştık. maç bu skorla devam ederken hakem gianluca rocchi ceza sahası içerisinde bariz elle oynamayı es geçmiş ve bir penaltıdan olmuştuk.


o sezon uefa altı hakemli sisteme geçmişti. kale arkasında da bir hakem bulunuyordu ve bu pozisyon da kale arkası hakemin dibinde olmuştu. ancak ne yazık ki karar devamdı. o gece rezalet bir performans sergileyen caner, 80. dakikada üst üste iki sarı kart görerek oyun dışı kalmış ve tüyü dikmişti. en azında uzatmalara götürelim diye umarken 89'da forlan sahneye çıkmış ve bizi tunuva dışına itmişti. o sezon ligde çok iyi olmasak da uefa'da başarılı bir grafik çizmiştik. sakatlıklara rağmen atletico madrid'le de başa baş bir eşleşme oldu. ancak servet'in 41'de amel defterini kapattığı agüero'nun yerine oyuna giren forlan son dakikada ipi çekmişti. bu turu geçseydik kupayı kazanabilir miydik? sonraki turda liverpool, juventus, benfica, valencia, marsilya gibi takımlara karşı nasıl peformans sergilerdik? bunların hepsi muamma. ancak bir gerçek var ki kıl payı elendiğimiz atletico madrid o sezon kupayı kazanmıştı. yani neden olmasındı ki?

o sezon uefa avrupa ligi'nde türkiye'den dört takım mücadele etmişti. bizimle birlikte gruplara kalan tek takım fenerbahçe'ydi. geçen sezon ligi ikinci bitiren sivasspor, şampiyonlar ligi ön elemede anderlecht'e elenmiş ve uefa'ya düşmüştü. uefa'da da ön elemede iki maçta beş gol yediği shakhtar kendilerini saf dışı bırakmıştı. trabzonspor da play off turunda toulouse'ya elenerek gruplara kalamadan turnuvaya veda etmişti. fenerbahçe, üçüncü ön eleme turundan başlamış ve bu turda honved'i eleyerek gruplara kalmıştı. twente, sheriff ve steau bükreş'in yer aldığı gruptan lider olarak çıkmış ve bir sonraki turda lille'e elenerek bizim gibi onlar da son 32 turunda avrupa defterini kapatmıştı.

elde sadece lig kalmıştı. kasımpaşa, karşısında 4-1 kazanırken galatasaray taraftarı son kez umutlanacaktı. istanbul bld karşısında kaybeden fenerbahçe ile puan farkı beşe çıkıyordu. goller arda, keita(2) ve jo'dan gelirken kasımpaşa'nın tek golü ilerde galatasaray forması giyecek olan yekta'dandı. o sezon son kez haftayı lider tamamlıyorduk.

kasımpaşa maçı


mart

mart ayını tugay kerimoğlu haberiyle açıyorduk. galatasaraylı tugay yuvasına dönmüştü. geçtiğimiz yaz kariyerini noktalayan tugay, galatasaray'da alt yapının başına geçiyordu. galatasaray ile uefa kupası sevincini yarım sezonla kaçıran tugay, 2000 yılının ocak ayı'nda glasgow rangers'ın yolunu tutmuştu. kısa süre iskoç futbolunda adından söz ettirmiş ve premier lig ekiplerinden blackburn rovers'ın yolunu tutmuştu. sekiz yılını geçirdiği blackburn'ün efsanleri arasına adını yazdırmıştı. ayrıldıktan on yıl sonra ait olduğu yere, galatasaray'a geri dönmüştü.

ligin 24. haftası liderlik koltuğunu bursa'ya bırakıyorduk. maçtan önce acı haber elazığ'dan gelmiş, meydana gelen depremde 51 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. maçta ise ruhsuz futbola bir de hakem hataları eklenince mağlubiyet kaçınılmaz olmuştu. (eses 2-1 gs)

ertesi hafta ankaragücü'ne ilk devredeki maçın diyetini ödetiyor ve bu sefer 3-0 kazanan biz oluyorduk. goller jo, keita ve dört buçuk ay sonra sahalara dönen baros'tan gelmişti. galibiyetten çok baros'a seviniyorduk. tribünde ise yaşanan arbedede bir taraftar kapalıdan aşağıya düşmüş ve ağır yaralanmıştı.


26. hafta, gündemi yoğun bir hafta olacaktı. maçtan önce antrenmanda birbiriyle çarpışarak sakatlanan arda ve mehmet topal maç kadrosundan çıkarılmıştı. maçta ise emre güngör'ün basit hatasından yediğimiz golle trabzonspor'a 1-0 kaybetmiştik. bu hata emre'nin galatasaray kariyerini bitiren en büyük sebeptir. zaten sezon sonu yollar ayrılacaktı. bu mağlubiyet ile liderin beş puan gerisine düşüyorduk. bu sezon dış sahada yokları oynamıştık. iç sahada ise bileği zor bükülen bir ekiptik. bu maça kadar iç sahada oynadığımız 13 maçta 10 galibiyet 3 beraberlik alırken, deplasmanda 13 maçta 6 galibiyet ve 2 beraberliğimiz bulunuyordu. trabzon deplasmanı da puansız ayrıldığımız başka bir deplasman olmuştu.

talihsiz gol


maçtan bir gün sonra eski başkan özhan canaydın'ın vefat haberi geliyordu. taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanan, 6-0 kaybettiğimiz fenerbahçe maçından sonra bile rakibi alkışlayıp centilmenliğini göstererek herkesin saygısını kazanan bir başkan olmuştu. vefatından sonra atılan bir gazete manşeti aslında onu anlatan en güzel özettir: ''dışımızdan biri''.

bu manşetin hikayesi şöyledir: 2007 yılında kötü gidişattan sonra özhan başkan'ın istifası istenir. o dönem divan kurulunda liseli-alaylı tartışması vardır. ali sami yen'de oynanan bir maçta, galatasaray taraftarı bu tartışmalara gönderme yaparak özhan canaydın için ''dışımızdan biri'' pankartı açmıştı. fenerbahçe'nin başarılı geçirdiği bu yıllar da özhan başkan zamanına denk gelmiştir. hem buna atıfta bulunmak hem de rakibe bir gönderme yapmak için fenerbahçe taraftarı ertesi hafta kadıköy'de ''içimizden biri'' pankartı açmıştı. bu karşılıklı pankart atışması o dönem bir süre gündemde kalmıştı. konudan bağımsız düşünüldüğünde özhan canaydın gerçekten de ''dışımızdan biriydi''. kendisinin yönetimsel tarafını ben de çok eleştirdim ama kişilik olarak çok seçkin bir insandır ve bu yönünü futbol içinde de koruyabilmiş nadir şahsiyetlerdendir. rahmetle...


bu vefattan 3 gün sonra galatasaray'da iki adnan'lı seçim vardı. adnan polat ve adnan öztürk'ün yarışında polat, yeniden başkanlığa seçilmişti.

bu hafta içerisinde en önemli gündem maddesi şike olaylarıydı. bochum savcılığının yürüttüğü ve dünya çapında bir soruşturmanın türkiye ayağında çoğunluğu alt liglerden onlarca futbolcu gözaltına alınmıştı. kenan hasegiç, taner gülleri, fatih akyel'in de aralarında bulunduğu faal ve emekli isimler gözaltına alınmıştı. soruşturma geçirenler arasında bir dönem tepecikspor forması giyen alişan da vardı. bu soruşturmadan bir şey çıkmayacak çoğu serbest kalırken birkaç ismin sorgulanmasına devam edilecekti.

27. hafta derbi haftasıydı. maçtan birkaç saat önce bayan basketbol takımımız türkiye kupası finalinde fenerbahçe'yi yenerek kupaya uzanmıştı. futbolda ise gülen taraf fenerbahçe olmuştu. selçuk şahin'in kariyer golünü attığı maçta 0-1 mağlup olmuştuk. leo franco'nun goldeki payı selçuk'tan çoktu. zaten franco bir daha forma yüzü göremeyecekti. son dakikalarda ceza sahası içinde lugonu'nun dos santos'u çekmesine hakemler devam deyince fişimiz çekilmişti. lig yarışı bizim için zor bir hal alıyordu. bu maç ali sami yen stadı'ndaki son derbiydi.

nisan

nisan ayında mağlubiyet yüzü görmesek de alacağımız iki beraberlikle şampiyonluk yarışından kopacaktık. bu kopuşun ilk ayağı sivas'taydı. 0-1 öne geçmemize rağmen 90+1'de mehmet yıldız beraberlik golünü atmış ve bu puan kaybıyla liderin beş puan gerisinde kalmıştık. fenerbahçe maçında yediği hatalı golle eleştirilen leo franco sivas'a götürülmesine rağmen on sekiz kişilik kadroya alınmamıştı. ayrıca cezalı baros ve caner ile sakatlığı bulunan arda da bu deplasmanda takımını yalnız bırakmıştı. bu arada maçta sivaslı hayrettin'in dili boğazına kaçmış ve hastaneye kaldırılmıştı. neyse ki sağlık durumu iyiydi. maçtan sonra jo'nun alem haberlerinin ilki gündeme düşüyordu. maçtan sonra bir gece kulübünde sabaha kadar eğlenmişti. ülke gündeminde ise şike olayından sonra yasadışı dinleme skandalı vardı. emekli bir polis memurunun elebaşı olduğu skandalın futbolla ilgisi ise rıdvan dilmen'di. rıdvan dilmen, sevgilisini ve tanju çolak'ı dinlettiği gerekçesiyle göz altına alınmış, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı. iddialarda rıdvan'ın pele kod adıyla isminin geçtiği, aralarında maradona kod adıyla sevgilisinin de olduğu beş kadını dinlettiği söylenmişti.

29. hafta ali sami yen tribünlerinde protestolar vardı. derbi mağlubiyeti, jo'nun alemleri, arda'nın sevgilisi için sinema kapatması ve maçtaki kilolu görüntüsünden sonra taraftarın sabrı taşmıştı. baros'un hat trick yaptığı, lucas neill'in galatasaray formasıyla ilk golünü attığı karşılaşmada diyarbakırspor'u 4-1 yeniyorduk. farklı galibiyet taraftarın sinirini yatıştırmamış aksine gollerden sonra futbolcular ıslıklanmıştı. bitiş düdüğüyle tribünlerde tek ses vardı: ''sevgimiz renklere, sizlere değil.'' maçtan sonra rijkaard eleştirileri haklı bulurken ayırılıp ayrılmayacağı konusundaki söylentilere adnan polat noktayı koymuş ve seneye de rijkaard ile devam edileceğini söylemişti. özet

30. hafta manisa'yı 1-2 yenerken beş maç aradan sonra deplasman galibiyeti alıyorduk. franco yine yedekti. goller baros ve keita'dandı.

31. hafta lider bursaspor ile oynayacaktık. öncesinde oluşan puan durumu şöyleydi:

1-bursapor 65
2-fenerbahçe 64
3-galatasaray 60
4-beşiktaş 57

maçtan önce fenerbahçe cephesinden galatasaray'ın bursapor'a maçı vereceği yönünde algı yapılıyordu. böyle bir atmosferde bir de basına kavga haberi düşüyordu. antrenmanda arda ve caner kavga etmiş, caner'in dudağı patlamıştı. görüntü ciddi olsa da olay hemen tatlıya bağlanmış antrenman sonunda ikili basının karşısına çıkarak problem yok mesajı vermişti. bu arada antrenmanda yer alan bir başka isim de ali turan'dı. devre arasında kulübü tarafından kadro dışı bırakılan turan, galatasaray ile antrenmanlara çıkmaya başlamıştı. böyle bir havada çıkılan bursaspor maçında 0-0 berabere kalarak hem şampiyonluk konusunu tamamen kapatmış hem de fenerbahçe'ye liderlik yolunu açmıştık. bitime üç hafta kala fenerbahçe 67 puanla lider, bursapor 66 puanla ikinci sıradaydı. onları 61 puanla biz takip ediyorduk. denizlispor ise sezon başı küme düşürülen ankaraspor'dan sonra lige veda eden ikinci takım oluyordu. horozları dokuz yıllık süper lig özlemi bekliyordu.

mayıs

32. hafta deplasmanda istanbul b. bld'yi 0-1 yenerken gol baros'tan geliyordu. baros daha sonra sakatlanıp oyundan çıkarken yerini sakatlıktan dönen kewell'a bırakıyordu. avustralyalı dört ay aradan sonra formasına kavuşmuştu. zaten ümitlerin tükendiği şampiyonluk yarışında zirvede hata yapan olmayınca matematiksel olarak da şansımız sona eriyordu. maçtan sonraki hafta içinde büyük umutlarla transfer edilen leo franco ile yollar ayrılacaktı. mondragon'dan sonra kalede fetret dönemi devam ediyordu. bu sıkıntılı dönem zapata ile gelecek sezon da devam edecekti. sonrasında ise süper lig'in seyrini değiştiren o adam gelecekti (nando).

kalan iki haftayı galatasaray açısından yazmak istemiyorum. evimizde antalya ve deplasmanda gençlerbirliği ile oynadığımız mücadelelerden 2-1'lik mağlubiyetlerle ayrılacak ve sezonu averajla üçüncü sırada tamamlayacaktık. bu süreçte jo'nun alemleri, adnan polat'ın sonradan ''dostça bir buluşmaydı'' diyeceği fatih terim'le bir araya gelmesi konuşulacaktı. mehmet topal 5 milyon euro karşılığında valencia'nın yolunu tutmuş, emre aşık gençlerbirliği maçıyla kramponlarını asmıştı. ayrıca bu maçta galatasaray paf takımdan yetiştirdiği altı oyuncu ( sabri, uğur, cumhur, arda, emre çolak, berk) ile sahaya çıkmış ve rijkaard'ın gelecek planları yaptığı anlaşılmıştı.

son hafta fenerbahçe'nin kaybettiği şampiyonluğa değineceğim ama öncesinde 33. hafta oynanacak olan ankaragücü-fenerbahçe maçı öncesi melih gökçek'in açıklamalarına değinmek lazım. melih gökçek katıldığı bir televizyon programında oyuncuları broggi'yi maçtan bir gün önce birilerinin aradığını ve 200 bin euro para teklif ettiklerini söylüyordu. bu para karşılığında broggi'nin maçın 15-20 dakika arasında kırmızı kart yemesi gerektiği söylenmişti. broggi daha sonra bu telefon görüşmesini kulüp yönetimine bildirmişti. aynı gün içerisinde ankaragücü amigosu tarafından ankaragücü kalecisi serkan kırıntılı'ya hatalı gol yemesi için 100 bin euro önerildiği iddia edilmiş, bu iddia melih gökçek'e sorulduğunda bununla ilgili bir duyum aldığını ancak konuşmayacağını ifade etmişti. melih gökçek'in bu açıklamaları elbette çok ciddiydi ama sonrasında üstüne gidildi mi, soruşturma hangi aşamaya kadar ilerledi orayla ilgili bir bilgiye ulaşamadım. konunun devamındaki gelişmelerle ilgili elinde kaynak olan yazarlar yeşillendirirse buraya ekleyebilirim.

gelelim tarihe geçen o son haftaya. 16 mayıs 2010 fenerbahçe taraftarının hatırlamak istemeyeceği günlerin başında gelir belki de. aslında her şey güzeldi fenerbahçe için. kötü götürdükleri sezonda ezeli rakiplerinin lider bursa'ya çelme takmasıyla bitime üç hafta kala kendilerini bir anda zirvede bulmuşlardı. sonraki iki haftada şampiyonluk mücadelesi veren iki ekip de hata yapmamış ve son haftaya bursaspor rakibinin bir puan gerisinde girmişti. fenerbahçe, 11 gün önce kupa finalinde kaybettiği trabzonspor ile evinde karşılaşıyordu. bursaspor ise beşiktaş'ı konuk ediyordu. 31. haftada olduğu gibi fenerbahçe cephesinde yine algılar başlamıştı. beşiktaş'ın bursa'ya yatacağını düşünüyorlardı. ancak beşiktaş da son şampiyon ünvanıyla girdiği sezonu kötü geçirmişti ve ligi üçüncü bitirip uefa kupası elemelerinde avantaj sağlama ihtimalleri vardı. ayrıca bursapor ile beşiktaş arasında öteden beri devam bir tribün polemiği vardı. bu maçlar mini derbi tadında geçiyordu. ama fenerbahçe yendiği takdirde bursa maçı çok da önemli değildi. kendi göbeğini kendi kesebilirdi. maçtan önce fenerbahçe tribünlerinde o sezon sıkça söylenen dünyaları yakarız bestesi yankılanıyordu. maçtan sonra ise dünya değilse de kadıköy yanacaktı.


maç başlamış ve fenerbahçe dakika 13'te guiza ile öne geçmişti. kadıköy bayram yeriydi. sonrasında 23'te burak yılmaz'ın attığı gol ve ardından bursa'dan gelen gol haberiyle kadıköy'de hava bir anda değişiyordu. devre biterken bursaspor bir gol daha bulmuş ve skoru 2-0'a getirmişti. fenerbahçe'ye galibiyet gerekiyordu.

ikinci yarıyla birlikte fenerbahçe yükleniyor ancak onur kıvrak'ı geçemiyordu. maçta heyecan dozu öyle yüksekti ki melih gümüşbıçak bile artık duygularını bastıramıyordu:

fenerbahçe-ts


88'de fenerbahçe'yi umutlandıran gol haberi geliyordu. bursa'da maç 2-1 olmuştu ama halen fenerbahçe'ye galibiyet lazımdı. fenerbahçe yüklenmeye devam ediyordu. ta ki 90+2'de gelen anonsa kadar. geçilen anonsta, bursa'da maçın 2-2 olduğu söylenmesiyle tribünlerde sevinç vardı. artık bu skor fenerbahçe'ye şampiyon olmak için yetiyordu. futbolcular da kenardan gelen 2-2 işaretinden sonra oyunu rölantiye almaya başladılar. maç bittiğinde ise o hazin tablo oluşmuştu. bursa'da maç 2-1 sona ermiş fenerbahçe taraftarı şampiyon olmuş gibi sahaya inmişti. oyuncular omuzlara alınmış, timsah yürüyüşü ile rakibe gönderme yapılmıştı. çok geçmeden gerçek şampiyonun anons edilmesiyle fenerbahçe bir sezondur söylediğini yapmış ve stadı ateşe vermişti. stat çıkışında öfkesi dinmeyen taraftar ile polis arasında arasında arbede yaşanmıştı. rivayet odur ki serkan yetkin'in halen uykularından 2-2 diyerek uyandığı ve psikolojisinin o günden sonra düzelmediği söylenir.


maçın tamamı

bu olay fenerbahçe tarihinde ilk değildir. 70-71 sezonunda da fenerbahçe ligi ikinci bitirdiği halde kendini şampiyon zannedip sevinmiştir. o sezon son haftaya ikinci giren fenerbahçe galip gelip galatasaray'ın puan kaybetmesini bekleyecekti. fenerbahçe, beşiktaş karşısında son dakikalara önde girerken tribünde bir taraftarın radyodan dinlediği galatasaray maçının berabere olduğunu söyleyince haber çığ gibi büyümüş. kısa sürede futbolcuların da kulağına giden bu duyumla maç sonu inönü'de fenerbahçeliler şampiyonluk kutlamış. tabi sonrasında galatasaray'ın ptt'yi 7-1 yendiği öğrenilince sevinç yerini hüzne bırakmış. o gün acaba nasıl bir üzüntü yaşamışlardırın cevabını 39 yıl sonra canlı canlı izleyecektik. kaynak

şampiyon ise ertuğrul sağlam'lı bursaspor olmuştu. 26 yıl sonra süper lig kupası yeniden istanbul dışında bir takımın ellerinde havalanmış, yeşil beyazlılar dört büyüklerin hegemonyasına son vermişti. türkiye'nin beşinci büyüğü ne yazık ki dokuz yıl sonra küme düşecekti.

en çok maça çıkan 5 oyuncumuz

1- mustafa sarp 49
2- arda turan 47
3- servet çetin 41
4- keita 39
5- hakan balta 39

en çok gol atan beş oyuncumuz

1- milan baros 16 (sezonun büyük bölümü sakattı)
2- shabani nonda 16 (devre arası takımdan ayrıldı)
3- harry kewell 14 ( dört ay sakatlık dönemi var)
4- arda turan 11
5- abdulkader keita 10

ligdeki en skorer beşimiz

1- arda turan 21 (7 gol 14 asist) - ligin asist kralı
2- abdulkader keita 17 ( 5 gol 12 asist)
3- milan baros 13 (11 gol 2 asist)
4- harry kewell 13 (9 gol 4 asist)
5- shabani nonda 8 ( 7 gol 1 asist)