Herkesin Kendi Hayatından Bir Şeyler Bulabileceği En İyi Kafkaesk Filmler

Hayattaki kontrol duygusunu yitirmek ve buna bağlı olarak tuhaf hissetmek gibi duygulara Kafkaesk deniyor ünlü yazar Franz Kafka'dan esinlenerek. İşte bu kafadaki en iyi filmler.
Herkesin Kendi Hayatından Bir Şeyler Bulabileceği En İyi Kafkaesk Filmler

breaking bad'in 3. sezon 9. bölümünün adı “kafkaesque”dir. jesse pinkman “adsız uyuşturucu bağımlıları” toplantısına katılır. iş durumlarından şikayet eder. bir çamaşırhanede çalıştığını söyler. walter white’ı yine patronu olarak anlatır. onu katı bir otorite figürü olarak tanımlar. oturum lideri, jesse pinkman'a durumunun "kafkaesk" olduğunu söyler. jesse de "evet evet, tamamen kafkaesk" diyerek durumu onaylar. aslında terapistin neyden bahsettiğini açıkça anlamaz. jesse'nin yansıttığı bu anlamsız çark, aslında sinemada bireyin çaresizliğini anlatan köklü bir geleneğin parçasıdır. nitekim en basit şeylerin bile kontrolünüz dışında olduğu, bu durumun tuhaf anlaşılmazlıklar yarattığı, karanlık olaylarla dolu kafka atmosferlerinden ve üslubundan esinlenen veya bizzat eserlerine dayanan bazı filmler bu ruh halini sinematik bir dille ekrana taşır. işte bunlardan bazıları:

the fly

david cronenberg'ın yönettiği, iddialı bir deneyin korkunç bir şekilde ters gitmesi sonucu yavaş yavaş sinek şeklinde bir yaratığa dönüşen bilim adamının hikayesini anlatan film. kafka’nın dönüşüm’ünde korkunç bir şekilde böceğe dönüşen gregor samsa gibi, fly’daki kahramanımız da sinek-insan melezi bir varlığa dönüşür.

joseph kilian

pavel juracek ve jan schmidt tarafından çekilen 1963 yapımı film. sinema tarihinin en saf kafkaesk alegorilerinden biri… bir kediyi iade etmek isterken ortadan kaybolan bir dükkanı ve bürokratik bir kabusu arayan adamın 38 dakikalık absürd hikayesi. kafka’nın şato romanındaki gibi bürokrasiyi başkahraman yaklaştıkça uzaklaşan, ele geçirilemez bir yanılsama ve labirent olarak resmeder. harold’ın ne dükkanı ne de kilian’ı bulabildiği bu otoriter kaçış sürecinde, elinde kalan tek şey antiotoriter bir simge olan kedidir.

brazil

terry gilliam'ın absürt başyapıtı. yabancılaşma, paranoya ve kontrol kaybı temalarıyla kafkaesk unsurları bünyesinde barındırır. tıpkı kafka’nın dava'sındaki gibi, kahramanımız hem kaçınılmaz hem de anlaşılması imkansız görünen bir sisteme sıkışıp kalır. film, totaliter kontrolün etkileyici bir eleştirisini sunar.

class relations

franz kafka'nın yarım kalan romanı amerika’dan uyarlanan, 1984 yapımı siyah-beyaz film. sınıf çatışmalarını gözler önüne sererken seyirciyi kasıtlı olarak yabancılaştıran mesafeli oyunculuklar ve görkemli mekanlar kullanır. edebi metne neredeyse harfiyen sadık kalmasına rağmen, sinemada tamamen kendine özgü, bambaşka bir atmosfer yaratmayı başaran çok istisnai bir filmdir.

gizli yüz

senaryosunu orhan pamuk’un kara kitap romanındaki bir hikayeden yola çıkarak yazdığı, 1991 yapımı ömer kavur filmi. istanbul’un eğlence yerlerinde fotoğraf çeken genç bir adam çektiği tüm fotoğrafları gizemli bir kadına götürür. kadının aradığı özel bir yüzdür. sonunda küçük bir mahalle saatçisinin yüzünde aradığını bulur. fotoğrafçıdan saatçiyi bulmasını ister. ama fotoğrafçı bu arayış içinde, hem saatçinin hem de kadının izini kaybeder. barındırdığı tekinsizlik, kapı bekçisi benzeri motifler, arayışlar, bürokratik ve gizemli engeller filmi kafkaesk bir atmosfere taşır.

the trial

kafka'nın dava’sından sinemaya uyarlanan orson welles filmi. anthony perkins'in canlandırdığı josef k'nin, belirsiz bir suçla suçlanması ve cehennem gibi bir bürokrasi karşısında adını temize çıkarmak için bir dizi tuhaf olayla boğuşmasını konu alır. ticari bir başarı elde edememesine rağmen, welles’in eşsiz dehasıyla zamanın ötesinde bir film olarak kabul görmüştür. uyarlandığı esere sadık bir şekilde, kahramanın baskıcı bir sistemde hapsolduğu bürokratik bir labirenti gözler önüne serer, kafka'nın çaresizlik ve absürtlük temalarının altı çizilir.

being john malkovich

bir kukla ustasının insanların ünlü aktör john malkovich'in zihnine girmesine olanak sağlayan gizli bir portal keşfetmesini konu alır. komedi havasında olmasına rağmen, kabusvari sürreal anlatımı ile kafkaesk bir atmosferi vardır.

after hours

martin scorsese’nin izleyeni new york şehrinin gece hayatının karanlık ve gerilim dolu dünyasına götüren karanlık komedisi… bir kafede bir kadınla tanıştıktan sonra kendisini tuhaf olaylar zincirinin içinde bulan ve şehirde kaotik bir gece yaşayan adamın hikayesi. film boyunca tıpkı kafka karakterleri gibi, anlayış ve kontrol eksikliği yaşadığı bir dünyada hapsolmuş olan kahramanımızın kabus gibi ilerleyen macerasını ve giderek daha tuhaf durumlarla karşılaşmasını izleriz.

eraserhead

kasvetli bir apartman dairesinde yaşayan henry'nin hikayesi… karanlık atmosferlerin ustası david lynch, korku ve kaygının kabusvari bir keşfini sunar. filmin ürkütücü anlatımıyla henry’nin yalnızlık ve absürtlük dolu dünyasına ineriz. henry’nin yabancılaşmayla mücadelesi, kafka'nın karakterlerini andırır.

beau is afraid

paranoyak bir adamın annesine kavuşmak için çıktığı gerçeküstü ve kaygı uyandıran bir yolculuğu anlatan ari aster filmi. varoluşsal korkuyu kara mizahla harmanlayan, sürükleyici bir sürrealist kabus. kafka'nın kahramanlarını anımsatan beau, kendisini absürt ve baskıcı hissettiren bir dünyada kapana kısılmış bulur. ilerleme çabalarının her biri açıklanamayan engellerle karşılaşır. beau'nun suçluluk, paranoya ve absürt talihsizlikler zinciri içinde ezilmesi, kafka’nın eserlerindeki çaresizlik ve otorite temalarıyla birebir örtüşmesi açısından kafkaesktir.