Modern İnsanın Söyleyemediği Şeyleri Onların Yüzüne Vuran Düşünür: Alain de Botton

Felsefeyi ve büyük düşünürlerin fikirlerini anlaşılır, eğlenceli ve günlük hayata uyarlanabilir bir dille anlatan İsviçreli yazar Alain de Botton'u (d.1969) tanımak lazım.
Modern İnsanın Söyleyemediği Şeyleri Onların Yüzüne Vuran Düşünür: Alain de Botton

sabah beşte kalkıp buz gibi duş alan adamların.. hayallerinin peşinden koş diyen mezuniyet konuşmalarının.. sen özelsin diye başlayan her cümlenin tam karşı kutbudur bu adam. ve tam da bu yüzden son otuz yılın en çok okunan aynı zamanda en çok küçümsenen ve bence en yanlış anlaşılan popüler düşünürüdür. de botton'un en bilinen metni sanırısam new york times'ta yayımlanan you will marry the wrong person "neden yanlış kişiyle evleneceksiniz" diye bi' yazıydı.

tezi basit aslında evlilikten ya da uzun ilişkilerden beklediğimiz şey tarihsel olarak yeni ve gerçekdışı bir beklenti. 250 yıl önce romantizm bize şunu öğretti bir yerlerde tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak, sizi kelimeler olmadan anlayacak hiç sıkılmayacağınız biri var. onu bulmak müge anlı meselesi. bulamadıysanız ya yeterince aramadınız ya da yanlış birine razı oldunuz. de botton bunun bir mutluluk reçetesi değil acıyla alakalı olduğunu söylüyor. çünkü her insan bir başkasını sinirlendirir. hayal kırıklığına uğratır. çileden çıkarır. bunlar ilişkinizin bozuk olduğunun kanıtı değil. aksine insan olmanın koşulu. ona göre birine bağlanmayı seçmek aslında hangi tür acıyı çekmeye razı olduğunuzu seçmektir. uyum aşkın önkoşulu değil başarısıdır. yani birbirimize çok uyuyoruz bir ilişkinin başlangıç şartı değil on yıl sonra ulaşılan bir zanaat. bize uygun kişi her zevkimizi paylaşan kişi değil öyle biri yok zaten de... anlaşmazlığı iyi yönetebilen kişidir gibi düşünebiliriz.

bunu ilk okuduğunuzda bir iç çekişle rahatladığınızı fark ediyorsunuz. çünkü de dotton'un bütün yöntemi bu. tek harekette özetlenebilir. acıyı azaltmıyor acının normalliğini kanıtlıyor. sizin tahammül edilebilirlik seviyenizi artırıyor. çoğu zaman insanı asıl yıkan şey acının kendisi değil bunu sadece ben mi yaşıyorum duygusu oluyor.


aynı hamleyi statü endişesi kitabında çok daha keskin yapıyor. neden bugünün insanı tarihin çoğu döneminden daha rahat yaşarken bu kadar huzursuz? cevabı sosyolojik ve oldukça zekice. çünkü artık eşit olduğumuza inanıyoruz. feodal bir köylü şatodaki lordu kıskanmazdı. lord başka bir kategoriydi. başka bir türdü. kıyas mümkün değildi. ama modern "herkes her şey olabilir" diyen bir toplumda kıyaslayamayacağınız kimse kalmaz. lise arkadaşınız da sizin gibi başlamıştı şimdi instagram'da bir teknede. aradaki fark artık kader değil. meritokrasinin bedeli budur. başarı gerçekten hak edilmişse başarısızlık da hak edilmiştir. eski dünyada fakir olmak talihsizlikti. yeni dünyada karakter kusuru. de botton'un deyimiyle modern insan sürekli görünmez bir mahkemenin önünde durur ve kimse ona beraat vermez.

ateistler için din kitabında da iki tarafı birden kızdırıyor. argümanı tanrı'ya inanmıyorum ama dinlerin insan psikolojisi hakkında bildiği şeyleri modernite tümüyle çöpe attı ve yerine hiçbir şey koymadı diyor. dua etmek, ritüel, topluluk yemeği, ölümlülüğün hatırlatılması bunlar batıl inanç değil aslında teknoloji diyor. insanın kırılganlığı için tasarlanmış araçlar. seküler dünyanın hatası dini reddederken bu araçları da bırakmak oldu. haftada bir kez toplanıp birbirimize nazik davranmayı hatırlatan hiçbir kurumumuz yok onun yerine terapist randevularına dünya para döküyoruz diyor.

işte bu düşünce tarzından dolayı alain de botton'u hafifletilmiş felsefe satmakla suçladılar. nasıl sözde entelektüel olunur diye boy boy yazılar eleştiriler yazdılar hakkında. eleştirilerin ortak damarı de botton'un düşünür değil yeniden paketleyici olduğu üzerineydi. proust'u okumak yerine proust'un hayatınızı nasıl değiştireceğini okumak isteyen okur için yazıyor. kavramları erişilebilir kılarken yumuşatıyor yumuşatırken içini boşaltıyor. ve the school of life ile bunu bir işletmeye çevirdiğinde felsefe artık bir sorgulama biçimi değil bir ürün kategorisi haline geliyor diye basbas bağırdılar. yine de epikür'ün bahçesi bir düşünce kulübü değil bir yaşama okuluydu. insanlara nasıl daha az korkacaklarını öğretiyordu. seneca'nın mektupları özünde birine kendini toparlaması için yazılmış metinlerdir. boethius ölüm hücresinde felsefenin tesellisi'ni yazdı ve kitabın adı tam olarak bunu söylüyordu. felsefenin akademik uzmanlık dalı ya da dipnot sanatı haline gelmesi son iki yüzyılın işi. de botton'un yaptığı şey felsefeyi sulandırmak değil üniversitenin ondan çaldığı işlevi geri istemek olabilir diye düşünüyorum. bir fikri basitleştirmekle çarpıtmak aynı şey değil. her ikisi de olur ama otomatik olarak olmaz. bir insanın hayatındaki ilk felsefi cümle bir youtube videosundan geliyorsa sorun o videoda değil o cümlenin daha önce hiçbir yerden gelmemiş olmasındadır.

de botton'u okuyup okumamaya karar veriyorsanız benim ölçütüm şu. bitirdiğinizde kendinize biraz daha az sert davranıyorsanız iş görmüştür. bitirdiğinizde her şeyi çözdüğünüzü ve artık asıl kitapları okumanıza gerek olmadığını düşünüyorsanız tam ters yönde iş görmüş demektir. de botton bir varış noktası değil. iyi bi' kütüphaneci. size montaigne'i, proust'u, seneca'yı, schopenhauer'i işaret ediyor ve neden umursamanız gerektiğini anlatıyor. kütüphanecinin özetiyle yetinmek ise kimsenin suçu değil sizin kaybınız.