Olan Biten Güncel Şeyleri Kaçırma, Gündemden Geri Kalma Korkusu: FOMO

FOMO (fear of missing out), günümüz insanının sıkça yaşadığı duygudurumlarından biri olarak literatürde yerini çoktan aldı bile. İnceliyoruz.
Olan Biten Güncel Şeyleri Kaçırma, Gündemden Geri Kalma Korkusu: FOMO
iStock

Nedir?

açılımı fear of missing out olan ve 'gelişmeleri kaçırma korkusu' anlamına gelen, z kuşağı erkeklerinde daha sık görülen çağımız hastalığı.

en tipik belirtiler:

sürekli olup bitenden haberdar olmanın iyi tarafları kadar kötü yanları ve korkulması gereken seviyeleri de var. "gelişmeleri kaçırıyorum" hissi kişide zamanla takıntılı bir hal alabiliyor. sonucunda neler mi doğuyor? şöyle sıralayalım; siz de benzer hisler yaşayıp yaşamadığınıza bir bakın.

* sürekli yeni bir bilgi akışı olduğu için kişiler herhangi bir bilgiye yeterince vakit ayırıp konsantre olamıyor; hemen bir yenisine geçiyor.

* herhangi bir konunun derinine inilemiyor; eksik ya da yüzeysel kalıyor.

* kimin nerede, ne yaptığına takılan kişi, kendisi dışında herkesin çok eğlendiği ve mutlu olduğu hissine kapılıyor.

* sosyal medyada geçirilen zaman o kadar artıyor ki kişinin rutin hayatında aksaklıklara yol açıyor.

* kişi çok yorgun olmasına rağmen konuşulanlardan geri kalmamak için arkadaş buluşmalarının hepsine gidiyor ve buluşmaya konsantre olamıyor.

FOMO yaşayan bir Sözlük yazarı anlatıyor

fomo'yu gündem oburluğu diye türkçeye çevirsek hiç de fena olmaz aslında! hayattan hep geri kalma korkusu, haber ajansı gibi sürekli bir takip güdüsü...

yaklaşık 4 sene önce başladı her şey. "kamu spotu" gibi gidiyoruz hadi hayırlısı. kısa sürede kendimi yenilemem güncellemem gerekiyordu. internet, veri arşivi ve tüketim için en hızlı ve uygun görünen yerdi benim için. bazen de o değerli kitaplara ulaşmak için bir aracı.

önce izleneceklerin listesini çıkarıyorsunuz. listeyi eritmeye çalışırken, günde mesela 2 film izlerken listeye günde en az 10 film ekleniyordu. gerilim yavaş yavaş artmaya başlıyordu haliyle.

sonra haberleri takip ederken, köşe yazarlarını da okudukça okunacaklar listesi oluşmaya başladı. telefonda bir şeyler okurken bazen pocket'a bazen evernote'a bir şeyler gönderiyor, bilgisayarda iken de yer işaretlerine gönderiyordum okunacakları. ilk 2 sene böyle düzensiz geçmişti. sürekli okuyor inceliyor izliyor, bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. sonra bana piyango vurdu ve dünyanın en sakin ve zamanın en yavaş seçilen 3. yeri seçilen akyaka'da öğrenciliğime devam etmeye karar verdim.

artık sabahları erken kalkıyor, spor+duş+kahvaltı+haberler derken öğleni ediyor, öğlen ufak bir atıştırma ve kahve molasının ardından güne başlıyordum. üniversiteye de gidiyor, sosyal hayatımı da ihmal etmiyor, gündemden de geri kalmıyordum haliyle. bunun bedeli ise gece 12-1 gibi yatmak oluyordu sadece.

bir ara hatrı sayılır köşe yazarlarını takip ediyor, ekşi sözlük'ten entry girip onlarla atışıyordum hatta. bir keresinde ahmet hakan coşkun'u eleştirdim. adam sonra gitti tweetlerini silmişti. fatih altaylı'yı eleştirdim, gitti köşesinde hakkımda biri böyle yazdı demişti. baktım bu işin sonu yok dedim yeter :)

günü 2'ye ya da 3'e bölebilirsiniz ancak. bunu da rem uykusu ile yapabilirsiniz. yoksa her öğrendiğinizi aklınızda tutmaya çalışırsanız beyninizi yakarsınız! kısa devre olur kısaca.

önce malumatfuruş'luktan başlıyor seviye. işin giriş seviyesi bu yani.


bir ara okumaktan sırf eğlencelik olsun diye magazin haberleri bile okuyordum çerezlik diye. kızlarla magazin tartışması son dedikoduları yapabiliyor, başka bir eküriyle teknolojiye dair kafa patlatırken, bir diğerleriyle sinema film konuşabiliyordum. sahile inecek olursam da beyni dinlendirmek adına ya müzik dinlerdim ya da hiçbir şey yapmazdım. eh beyin de bir organ onun da dinlenmeye ihtiyacı var neticede. hatta bir sözlükten arkadaşım antalya'ya çağırmıştı. oturuyoruz konyaaltı'nda, ben bir şey yapmıyorum adam diyor "sıkılmıyor musun? " dedim, "yok abi kafa dinliyorum benim lüksüm bu" diye.

evet lüksüm, amiyane tabiriyle mal gibi oturmak, hatta bazen de elde tv kumandası alenen zap yapmak en büyük keyfim oluyordu hiçbir şey izlemesem bile. konserler, partiler, arkadaş görüşmeleri neyse de dinlenmek en büyük lüksüm olmuştu. mezun olduktan sonra bu süreç benim için bitecekti, planım o yöndeydi ve de planladığım gibi de oldu.

bu sefer de önüme üniversitede bile karşılaşmadığım ağır bir ders çalışma temposu çıkmıştı. odaklanmam gereken esas konu ders olduğundan interneti bırakmak gerekiyordu. önce bilgisayarı kaldırdım odamdan. sadece haftasonları bakıyordum. daha sonra da telefonun internetini kapattım. sms ve aramak büyük keyif oluyordu. değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. tamam burası şaka :) değişmeyen tek şey spor-duş-kahvaltı kombinasyonuydu.

bu rutinde yaklaşık 3-4 ay sonra bir gün durakta beklerken adeta beynimdeki iplerin çözüldüğü kadar rahat hissettim kendimi. beyin esnek bir organdır. her ortama ayak uydurur. yaklaşık 4 yılllık bu hızlı öğrenme temposunun ardından rölantiye düşmesi ancak daha özgür ve sağlam kararlar aldıracak kadar da rahat hissediyordum kendimi.

bir keresinde dikkat dağınıklığım ortadan kalktı. odaklanma problemi oluyor foma'larda. çünkü internette bir şeyler okurken sekmeler arası gezmekten, telefonda aynı anda birçok işi yapmaktan insan beyni, multitasking çalışıyor haliyle yoruluyor üstelik her konuyu neredeyse yarım yamalak öğreniyor ve derinlik analizi yapılamıyor. eskiden sabah kalktığımda daha kendime gelmeden telefonu elimde sosyal medyayı özetlerken bulurdum kendimi.

bu yoğun takip temposunu bıraktığımdan beri artık daha temiz ve pürüzsüz bir şekilde çalışıyor odaklanıyorum. ola ki eski alışkanlığım nüksedecek olursa, aynı anda birkaç içerikle ilgilenmek zorunda kalırsam pürüz çıkmaması adına resetliyorum kendimi. bu rem uykusuyla oluyor, güzel birkaç müzik dinlemekle oluyor ya da ortamdan uzaklaşmak olabiliyor...

bu yaz çadır kampına gittiğimde bilgisayarımı almadım mesela. telefonumun da interneti kapalıydı ve açtığımda gün içinde maksimum 1 saat internetim açık kalıyordu. sabah 6 da kalkıp günü doyasıya yaşıyordum.

şimdi ise yeni bir düzene hazırlıyorum kendimi ancak 2-3 saat odaklı öğrenecek şekilde bir şeyler okusam beynim yoruluyor. fakat bu sürecin sonunda biteceğini müjdelemek istiyorum size. eskiden aylık takip ettiğim dergileri ay başında alır, 1 haftada tüketirken artık daha hızlı okuma teknikleri göz ucu atmalar sayesinde ilgilendiğim konulara daha özveriyle yaklaşıp 2-3 saat içerisinde aylık dergiyi bitirmiş oluyorum.

gereksiz ya da bana vakit kaybettirecek ortamlardan da uzak durmaya çalışıyorum. gerekirse geçin sahilde müzik dinleyin dalgaların sesine bırakın kendinizi ya da tv'yi zaplayın koltuğunuzda. emin olun tüketecek birçok şeyi tükettiniz zaten.

mesela sürekli sağlık yazıları takip ediyordum bir ara. yaklaşık 1 sene sağlık yazıları okuyunca onların bile az çok kendilerini tekrar ettiğini görürsünüz. bir süre sonra da sağlık yazıları okumazsınız çünkü kendinize ait fikirler, gelişen düşünceleriniz vardır...

bu iş, sizin işletim sisteminiz gibi. bir yerden sonra son güncellemeyi alacak ve artık stabil hale gelmiş olacaksınız. evet bilgi sonsuz ancak öğrenilecek konular sınırlı. teknoloji-sağlık-siyaset-din vs. öğreneceğiniz konular bu çevrelerden olacak neticede. dünya'yı yeniden yaratmayacağınıza göre bırakın işin uzmanları derinlemesine araştırmasını yapadursun, siz de onlara laf çakarsınız fırsatı geldiğinde :)