Şiddet Pornosu Kıvamındaki Evil Dead Burn (Kötü Ruh Cehennem Ateşi) Filminin İncelemesi

Sam Raimi'nin kült film serisi Evil Dead'in yeni filmi nasıl olmuş? İnceliyoruz.
Şiddet Pornosu Kıvamındaki Evil Dead Burn (Kötü Ruh Cehennem Ateşi) Filminin İncelemesi

bu, benim için duygusal anlamda zor bir yazı olacak

çünkü bu film hakkında o kadar karışık (çoğunlukla olumsuz) duygular içerisindeyim ki, bunları ifade ederken yanlış kelimeler kullanmaktan olabildiğince kaçınmak istiyorum. elbette bunun sebebi, evil dead'in benim için büyük önem arz eden bir seri olması. franchise'ın tüm filmlerini defalarca izlemiş olmam ve korku külliyatının en önemli sinema olaylarından birine, gönülden bağlı oluşum.

seriye ilk defa film çeken fransız yönetmen sebastien vanicek, filmin senaryosunu önceden birlikte çalıştığı florent bernard ve orijinal eserin baş mimarı sam raimi'yle kaleme almış. başrole de fransız oyuncu souheila yacoub'u koyunca, film ister istemez abd etiketini aşındırıp, fransız sinemasından da izler taşımış. yacoub'u hem gaspar noe manyaklığı climax'ten, hem de dune serisinin ilk iki filminden hatırlayabilirsiniz.

yeni fransız aşırılığından izlere fazlasıyla sahip olan film, serinin 6. filmi ve "şimdilik" en kanlısı / vahşisi. bu seviye bir gore fantezisi, evil dead'de daha önce olmamıştı. filmin senaryosu sınırları zorlayan bir yapıda oluşturulmuş ve bu ister istemez seyirciyi ikiye bölecektir. çünkü herkes bu şiddet pornosuna katlanamayabilir. filmin bu açıdan sınırları zorladığını ve çıtayı arşa çıkardığını rahatlıkla söyleyebilirim.

karışık hislerden kastım da, işte tam olarak buydu. bildiğiniz üzere evil dead, "supernatural" dediğimiz, yani doğaüstü korku sınıfına giren bir seri. ancak 45 yılını dolduran franchise'ın efsane olmasının ardında yatan neden, sadece kan banyosu sahnelerle alakalı değildi. sam raimi'nin vizyoner kimliği ve yarattığı tekinsiz atmosfer, korku külliyatında kendine sağlam bir yer edinmişti. ayrıca karakterlerini işlemesi ve komedi unsurlarını filmine yedirerek, korkutucu sıfatının yanında, eğlenceli sıfatını da hak eden filmler yapmıştı. tipik bir kurucu sinema örneği olan ve 1981 yılında adeta çerez parasına çekilen ilk filmin mirası, halen yapımcısının yüzünü güldürmeye devam ediyor.

kötü ruh cehennem ateşi, evil dead ruhunu yaratmada ne kadar başarılı?

işte bu tartışılır. çünkü film 105 dakikalık süresinin neredeyse 90 dakikasını vahşet sahnelerine ayırmış. biz vahşet dışı sahne olarak, sadece +15 dakika (uzatmalar gibi) görebiliyoruz. karakterlerini sokaktan geçen insanlar yapmış ve hikaye işleniş aşamasını bir kenara fırlatmış. dolayısıyla biz, karakterlerle herhangi bir bağ kuramadan, onların başına gelen felaketleri izliyor gibiyiz. seyircide bu kişilere karşı empati oluşması mümkün değil. film, bodoslama bir şekilde vahşetle açılıp, beyin yakan cgi'ın olduğu aşırı şiddetle kapanıyor. işte burada yönetmene sormak lazım; "beni filmdeki karakterlerini önemseyecek kadar hazırlamadın. onların ölümü, neden umrumda olsun?"

tembel yazım örneği olan senaryonun ana düşüncesi şu; amerikalı istismarcı kocaya gelin gelen fransız (yabancı) kadın, hem kocasından, hem de adamın ailesinden yıllarca büyük psikolojik baskı görüp, hayatını bir çile kombosu olarak yaşamaktadır. kocasına ve ailesine beddua eden kadının bu haykırışı bir gün cevap bulur. sonrasında kadın, tüm ailenin deaditelara (hortlak) dönüşmesiyle, psikolojik şiddetin yerini, fiziksel şiddet ve ölümcül saldırılar alır. yani yönetmen bizden şunu ister; "bu kadın yıllarca zorbalığa maruz kaldı, şimdi de direkt canı alınmak isteniyor. güçlü ve mağdur baş karakterim, sizden biraz manevi destek istiyor. "


oyunculuklardan bahsetmeden olmaz

keşke burada bazı memnun edici ters köşeler bulunsaydı. evin babasının (erroll shand) bir rol kesmesi var, beni resmen sinirden güldürdü. sanki yönetmen kendisine, "amcacım şimdi sinemada izlediğin en cringe oyunculuğu hatırla ve onu taklit etmeye çabala." demiş. utanç vericiydi. büyükanne rolündeki hanımefendi maude davey, bence gayet iyiydi. zaten kendisi tipik bir sam raimi korku evreni karakteri. başrol souheila yacoub genel anlamda iyi ama anadili ingilizce olmadığı için aksanlı konuşması beni rahatsız etti. diğer rollerdeki oyuncuların hepsi vasat altı. içlerinden parlayan nerdeyse yok. en son wednesday dizisinde izlediğim hunter doohan'ın ise, temiz yüzlü delikanlı kontenjanında, performansıyla sınıfı geçtiğini söyleyebilirim.

teknik detaylardan da bahsedelim

filmde kullanılan gri ton renk paleti, son derece sığ ve filme istediği katma değeri sunamıyor. 20 milyon usd bütçe hiç de az değil. kamera sürekli hareket halinde ve izleyiciyi aşırı yoruyor. korku/aksiyon/savaş temalı bilgisayar oyunları misali, baş döndürüp sersemletmekten başka bir işe yaramıyor. sinematografinin daha iyi olması gerekirdi. cgi soslu efektler, "buna ne gerek vardı?" dedirtti. terminator 2 judgment day'e özenen son sekans, iyi olmadığın bir işe yeltenmenin, acı sonu gibiydi. filmin ses tasarımı rahatsız edicilik havasını artırsa da, kaliteli müziklerle desteklenememiş. bu parametrelerde de vasatlarda yüzülüyor. filmin yapım tasarımını baya beğendim. burada en azından seveceğim bir detaya rastlamak güzeldi.

sanırım filmin yüzleştiği açmazı burada anlamışsınızdır

bu film aslında bir hikaye anlatmıyor. daha doğrusu anlatma derdinde değil. yani evil dead'e dair izler ve zoraki öykü, filmdeki şiddeti sebeplendirmek için yazılmış olsa da, film adeta bunları bahane ederek, asıl odağına yani ultra seviyede terörize edilmiş insanlara ve zavallı bir köpeğe odaklanıyor. burada yönetmenin amacı, beynini kiraya vermiş şekilde istismar sinemasının bir elementi haline gelmek. dolayısıyla filmin seriye yaptığı katkıdan söz etmek, ne yazık ki mümkün değil. çünkü aşırılıklarla bilinen fransız istismar sinemasını, bu değerli franchise ile soslamak, iki farklı sinemayı amaçsız ve başı kesilmiş tavuk haline getirip, değerini düşürmekten başka bir işe yaramıyor.

sam raimi'nin efsanevi üçlemesinden sonra, serinin geldiği son durum, artık bu evil dead olayından tamamen vazgeçişimiz anlamına gelebilirdi. lakin, iki sene sonra keyfimizi tekrar yerine getirebilecek bir film daha geliyor. 7 nisan 2028'de vizyona girecek olan serinin son filmi evil dead wrath, seriyi tamamen başa sararak 1972 yılında geçecek ve bu lanetin nasıl başladığına odaklanacak. "böylesine yoğun eleştiriden sonra, hala bu filmden ümitli misin?" derseniz; -ben retro sinemanın hastasıyım. hikaye ve kurgu sağlamsa, son filmi sevmemem için bir neden yok- diyebilirim.

şimdi film bittikten sonra gösterilen iki sahneyi, spoiler uyarısı ile konuşalım

sahnelerin ilki, yani mid-credits olanda, belden aşağısı kopuk biçimde yolda sürünen sevgili büyükannemizi görüyoruz. gelinine küfredip duruyor ve yoldan geçen biri tarafından selamlanıyor. elbette yanına gelen kişinin bacakları oldukça sağlıklı görünüyor. yani deadite grandma o bacakları koparıp, kendine takacak. daha sonra bir yerlerden fırlayacak. güzel kafa! beğendim.


post-credits olan ikinci sahne ise ilkine göre daha çok şey vaat ediyor. serinin bir önceki filmi, evil dead rise'ın annesi ellie bixler'in ismi, küllerinin bulunduğu odada küçük bir kız çocuğu tarafından bize okunuyor. ayna vasıtasıyla kıza görünen deadite ellie, küçük bir parmak temasıyla aynadan geçerek, gerçek dünyaya geçiş yapıyor. anlıyoruz ki, seride kendisini daha çok göreceğiz. sahnenin bitiminde ellie'nin küçük kızın boynunu kırması, aşırı rahatsız edici.


türkçe adıyla kötü ruh cehennem ateşi, artistik hareketleri ve komediyi, tekinsiz atmosferi ve karakterlerin özelliklerini, kurguyu ve sinematografiyi, hepsinin üstünde de nitelikli bir senaryoyu önemsemeyen, sadece vahşetin geldiği son noktayı keyifle izleyecek ve bunu talep eden seyirciye hitap eden bir film. sam raimi'nin sofistike hale getirdiği ve 80'lerin trendsetter korku sinemasından, şu an itibarı ile haber alınamıyor. 2 yıl daha bekleyip, old skool korkuya göz kırpmayı dileyelim. şimdilik benden bu kadar. sağlıcakla.

letterboxd puanı: 1.5/5 (link)