Süperstarını Kaybeden Takımın Performansının Düşmeyip Artması: Ewing Teorisi
ewing teorisi; futbol, basketbol gibi sporlarda bir takımın en süperstar oyuncusu sakatlık, ceza veya transfer nedeniyle kadrodan çıktığında, takımın performansının beklenenin aksine düşmeyip gözle görülür şekilde artması durumunu ifade eden bir spor fenomenidir.
bu tanım, spor yazarı bill simmons ve arkadaşı dave cirilli tarafından 2001 yılında nba'in efsanevi pivotu patrick ewing üzerinden popülerleştirilmiştir.
1998-1999 nba doğu konferansı finallinde patrick ewing, ındiana pacers’a karşı serinin 2. maçında aşil tendonu sakatlığı yaşar ve sezonu kapattır. indipiana pacers artık turu çantada keklik görüp avucunu ovuştururken new york knicks cehpesinde durum tam tersidir. tüm umutlar tükenmiştir. herkes new york knick’in ewing olmadan bu seriyi kazanamayacağını düşünürken knicks, süper starı olmadan oynadığı kalan 4 maçın 3'ünü kazanarak seriyi 4-2 geçer ve sürpriz bir şekilde nba finaline yükselir. fakat finalde şampiyonluğu san antonio spurs’e kaybederler. knicks'in ewing'in yokluğunda elenmesi beklenirken pacers serisini kazanarak 8. sıradan nba finaline yükselen tarihteki ilk takım olur. bu fenomen spor literatürüne “ewing teorisi” olarak geçer.
peki bu nasıl oluşmuştur? neden yıldız oyuncular gidince takım daha efektif oynamaya başlamış olabilir?
olası sebepler:
- takımın teknik direktörü ya da koçu tüm hücumu yıldız oyuncu üzerinden kurar. tabii doğal olarak rakip teknik ekip te savunma önlemlerini bu oyuncuya yönlendirir. yıldız oyuncu bir anda denklemden çıkınca rakip teknik adamlar tehlikeli atağın nereden geleceğini tahmin edemeyebilir. kime önlem alınacağı bilinemez. ummadık taş baş yarabilir.
-takım oyuncuları yıldız oyuncu varken sorumlukluk almazlar çünkü onlara sadece topu yıldız oyuncuya taşımaları görevi verilmiştir. hatta bunu böyle direkt teknik kadro ister. fakat yıldız oyuncu yokken kalan tüm oyuncular sorumluluğu paylaşır ve katkıda bulunmaya çalışır.
- diğer bir etken takım yıldız oyuncusunu kaybedince medya ve taraftar "artık bu takımdan bir bok olmaz" demesiyle diğer oyuncuların “ ulan biz burda neciyiz?” diyerek hırs yapması. kalan maçlarda varını yoğunu ortaya koyması durumu.
- diğer ülkelerde böyle bir şey var mıdır bilmem ama bizim ülkede kesin böyle bir muhabbet dönüyordur: yönetim yıldız oyuncuya milyonlarca euro gömer ve hocaya döner “ yahu biz bu adamı yedek tut diye mi milyonlarca euro harcadık kardeşim oynatsana şu adamı” der. hoca da takım tüm kimyasını bozmak uğruna tüm sistemi o oyucuya göre yeniden düzenler. fakat bazen transfer yapılırken hocaya sorulmaz bile. amaç bazen gösteriş-şov transferidir. yıldız oyuncu bir anda takımdan çıkınca takım tekrar eski kimyasına geri döner.
aslında ben bu durumlarda aklıma hep 2006 yılında fenerbahçede o dönem alex ve selçuk şahin gelir. alex çok koşmaz fakat tek hareketiyle maçı çevirir. selçuk ise it gibi koşar,didinir tribünden sürekli küfür yerdi. o zamanlar alex 3 milyon euro, selçuk 500 bin euro alıyordu. takım geriye düşmüşken topu alan selçuk’un küfür yerken kafasından şunun geçtiğini düşünürdüm : “ ulan ne bekliyorsunuz benden. 500 bin alıp takımı ben mi kurtaracam? alex 3 milyon alıyor. atayım topu ona. o, kurtarsın takımı amk. bana ne?”. sonuçta oyuncularda insandır. psikolojileri ve duyguları olan canlılardır. “kardeşim sen profesyonel futbolcusun ya da basketbolcusun bunları maç sırasında düşünemezsin. çık maçını oyna. gerisini karıştırma” deseniz de insanın içinde bunlar var.
fakat seneler 2013 yılı gösterdiğinde fenerbahçe tarihinin en büyük efsanelerinden alex de souza artık yolun sonuna geldiğini anlamıştır. aykut kocaman ile yaşadığı anlaşmazlık sonucu takımdan ayrılır. oysa alex, fenerbahçe'nin tüm hücum aklı ve skor yükü demekti. gittiğinde takımın çökeceği yönünde büyük bir panik oluştu. ancak fenerbahçe, alex'in yokluğunda merkezden tek oyuncuya bağımlı oynamayı bırakıp daha pres odaklı, kanatları kullanan kolektif bir takım savunmasına geçti. sarı-lacivertliler o sezon uefa avrupa ligi'nde yarı finale kadar yükselerek tarihinin en başarılı avrupa sezonlarından birini geçirdi.
eğer sahada bir yıldız oyuncu varsa top hep ona gitmelidir. kullanılacak önemli bir vuruş varsa topun başında o olmalıdır. kendisini savunacak oyunculardan en az 2 tanesi peşine takmalıdır ki diğerleri boşluklara kaçsın. zaman geçtikçe ne hoca , ne taraftar , ne spor medyası bundan farklı bir senaryoyu düşünemez hale gelir.yıldız oyuncu sonraki maçta sakat ya da cezalı olursa taraf “eyvah hapı yuttuk” der. teknik adamların bu adamların yokluğunda teorie “b planı” vardır. fakat gerçekte o plan yoktur. tüm sezon üzerinde çalıştığı sistem o oyuncu üzerine kuruludur. birkaç günde bunu değiştiremezler.
tabii ki ewing teorisi matematikteki 2 kere 2 kadar kesin sonuç vermez. her zaman takımı olumlu ve olumsuz yönlerden etkileyen yıldızlar var olacaktır. sonuçta teknik adamlar bir oyuncunun getirisi ve götürüsü arasındaki teraziye bakarak seçimlerini yapar. getiri kısmı ağır basıyorsa onu oynatır. götürü kısmına da katlanırlar.
ewing teorisine örnek oluşturacak diğer olaylardan kısaca bir bahsedelim
-2008’de ronaldinho’nun barcelona’dan ayrılması.
ronaldinho ayrıldığında spor kamuoyu ve taraftarlar “barcelona bir devrin sonuna geldi, şimdi ne yapacaklar?”endişesi taşırken, takım ertesi sezon tarihinin en dominasyon dolu futbolunu oynayarak 6 kupanın tamamını (sextuple) kazandı. ronaldinho gibisi bir daha gelmez denirken, adamın takımdan yollanmasıyla birlikte meğerse senelerdir ronaldinho'nun arkasında sıra bekleyen messi, xavi ve iniesta'nın üzerindeki o "abi ne derse o olur" baskısı kalkmış; takım bir anda sanayi tipi pres makinesine dönüşmüştü.
ronaldinho varken “verin ronnie çözsün” diyen adamlar, o gidince “lan galiba bütün yük bize kaldı” paniği ve hırsıyla futbol tarihinin en dominat takımı olan 2008-2009 pep barça'sını kurmuşlardı.
- radamel falcao'nun sakatlığı ve galatasaray (2019-2020).
dünya yıldızı radamel falcao büyük umutlarla transfer edildi ancak kronik sakatlıkları nedeniyle uzun süreler takımdan uzak kaldı. falcao sahadayken takım tüm topu ona aktarmaya çalışıyor ve hücum temposu düşüyordu. falcao'nun olmadığı maçlarda (özellikle adem büyük'ün forvette sorumluluk aldığı dönemde) galatasaray çok daha dinamik, yıpratıcı ve yüksek tempolu bir galibiyet serisi yakaladı.
- everton (2004-20505) .
süper genç yetenekleri wayne rooney'yi manchester united'a sattıkları sezon, herkes everton'ın küme düşeceğini sanırken ligi 4. sırada bitirip şampiyonlar ligi vizesini alır.
- anderson talisca'nın sakatlığı ve beşiktaş (2016-2017).
şampiyonlar ligi ve ligde harikalar yaratan talisca, 2016'nın sonlarında ayak tarak kemiği kırılarak yaklaşık 3 ay sahalardan uzak kaldı. beşiktaş hücumu talisca'nın skorerliğine çok alışmıştı. ancak onun yokluğunda şenol güneş'in beşiktaş'ı oğuzhan özyakup ve tolgay arslan'ın merkezde olduğu inanılmaz bir pas trafiği ve top paylaşımı yakaladı. beşiktaş o süreçte ligdeki liderliğini pekiştirdi.