Tarantino'nun Seyirciyi Nasıl Ele Geçirdiğinin Kanıtı Olan Nefis Pulp Fiction Sahnesi

Pulp Fiction, aradan yıllar geçmesine rağmen her izlendiğinde yeni yeni detaylar fark edilebilen mükemmel bir film.
Tarantino'nun Seyirciyi Nasıl Ele Geçirdiğinin Kanıtı Olan Nefis Pulp Fiction Sahnesi

pulp fiction'ı yeniden seyrederken apartman sahnesinde takıldım. bu kısmın seyirciyi nasıl ele geçirdiğini ve uyuşturduğunu unutmuşum. imza niteliğinde müthiş bir sahne ya. hiç bilmeyen birine tarantino'nun bütün kariyeri sadece bu sahneyle anlatılabilir. bence sahnenin büyüsü tarantino'nun beklentileri yönlendirip seyirciyi devamlı terste bırakmasından ve diyalog yazmadaki olağanüstü başarısından geliyor.

jules ve vincent önceki sekansta araçtan silahlarını alırken "böyle bir iş için tüfeğimiz olmalıydı" derler. istemsizce bir tür çatışma ya da mukavet beklentisi oluşur. böyle bir şey olmaması bir yana, jules ve vincent odaya girdikten sonra gerginlik oluşturabilecek, endişe yaratacak hiçbir şey yapmamalarına karşın girdikleri andan itibaren odada endişe ve gerginlikten başka hiçbir şey hissedilmez. karakterler kadar seyirci de hisseder bunu. üstelik yaydıkları tekinsizlik hissine karşın odaya girmeden önce yaptıkları ıvır zıvır konuşmalar jules tarafından, fakat bu kez merkeze brad karakteri alınarak sürdürülmeye devam eder.

jules ve brad konuşurken plan:


brad yakın plan, köşede sinmiş başka bir karakter var, jules merkezde.

diğer açıdan:


jules yakın plan, vincent uzak plan, merkezde brad var. ikisi hariç herkes artık sahne dışı.

ıvır zıvır konuşmalar devam eder, çünkü jules'un konuştuğu konular kahvaltıda hamburger yemek, hamburger ve sprite tadımı, kız arkadaşının vejetaryen oluşu, fransa'da peynirli çeyrek libreliğe ne ad verildiği gibi ne sahneyle, ne birbiriyle alakası olan konulardır. jules'a güleriz hatta. belirli oranda mizah hâkim olmaya başlar. ancak tekinsizlik hep oradadır. sonra kanepedeki karakter bir kez daha sahneye girer, sahnenin ana konusu olan çanta sorulur, jules ilk kez sesini yükseltir, bilahare çantayı görürüz ve hepsi bu kadardır. ana konu olan çantaya ayrılan süre bununla sınırlıdır. sekansın ortasında önemsiz bir konuymuş gibi aradan çıkarılır.

ancak jules devam eder. brad ayağa kalkmaya yeltenirken hiçbir şey söylemeden sakince eliyle ''otur'' işareti yapar. aynı hareketi odaya girdiği anda kanepedeki karaktere de yaptığını anımsarız. yani aslında odadaki üç karakter de sahne boyunca yerlerinden hiç kıpırdamazlar. jules ve vincent'in, bilhassa jules'un sahnedeki hâkimiyetini ve bahsettiğim o endişe-gerginlik hissini burada daha iyi anlarız.


üç karakter sahnenin sonunda da aynı yerindedir.

bu yönetilen beklenti de jules'un aniden kanepedeki karakteri vurması ile karşılık bulur ama buna rağmen eylem seyircide şok etkisi yaratır. çünkü diğer yandan böyle bir eylemi gerektirecek bir durum söz konusu değildir. tarantino bir yandan beklenen bir şeyi sunar ama beklenenden daha üst perdeden yapar.

jules da brad ile konuşmaya devam ederken tarantino'nun diyaloglarla seyirciyi nasıl ele geçirdiği bir kez daha ortaya çıkar. jules, direkt olarak marsellus wallace'a neden kazık attığını sormak ya da atamayacağını söylemek yerine marsellus wallace'un neye benzediğini, ''what'' diye bir ülke duymadığını, o ülkede ingilizce konuşulup konuşulmadığını, wallace'un kaltağa benzeyip benzemediğini, eğer öyle değilse neden onu s*kmeye çalıştığını sorar. hem inanılmaz ciddi ve sinirli bir surat ifadesiyle yapar bunları.

üzerinden zaman geçince bazı filmlerin, sekansların, sahnelerin ne kadar başarılı yazılıp çekildikleri unutuluyor. en azından yılda bir kez olsun seyredip anımsamak gerekiyor sanırım.