Tom Cruise ve Inarritu'yu Buluşturan Digger Filminin Vermek İstediği Mesajlar
Anlaşılmayan bakış açısı farkından başlayalım
tiyatroda anlatılan hikaye: dünyayı kapitalist insanların nasıl içinden geçtiği. ekoloji, hayvanlar, gelecek, temiz su, şu bu gibi konuların hiç umurlarında olmadığı. bu umursamazlığı şöyle anlatıyor kutup ayılarını ben kafama takmam onlar da beni takmaz zaten. ama bir yandan da herkesin bu kişilere yatırım yaptığı onlardan para kazanmak istediği. herkes bir yandan petrol ile bir yere gitmek isterken bir yandan da petrolü çıkaran kişilere kızması. yani aslında kimsenin elini pisliğe sokmak istemediği için bu kişilerin büyüdüğü.
gerçek dünyadaki yansıması: tiyatral versiyonda anlatılan hikayedeki kişiler aptal, bir halta yaramayan, saplantılı, işe yaramaz olarak gösteriliyor. ana karakterimiz de şöyle diyor "evet bu kişiler narsist ve dünya için zararlı insanlar. ama bu kişiler öyle gerizekalı veya bir işi halledemez insanlar değildi". yani insanlar bütün kötü olaylar olup bittikten sonra buna sebep veren kişileri "bunlar çok aptaldı zaten böyle olması kaçınılmazdı" diye anlatıyor. bir nevi gökten gerizekalı insanların inip bunlara birisinin aşırı güç verip dünyanın bu yüzden mahvolduğu gibi anlatılıyor. bu yüzden yönetmen bu bir hiciv, bir komedi diye anlatmaya çalışıyor.
bunun benzeri bir konuşma seven filminde de vardı. seri katilin kim olduğunu tartışırlarken brad pitt "bu adam zır deli kafasında huni ile dolaşan birisi olduğuna eminim" derken gordon freeman " bu adamın sokaktaki herhangi birisi olmadığını bilemeyiz belki sıradan insanlardan biridir" diyordu.
olay sadece zenginler çok kötü o yüzden böyleyiz demek değil biz de bir nevi onları besleyerek bu durumu oluşturuyoruz sonradan da onların komedisini yapıyoruz demek gibi bir şey.
"Onların komedisini yapmak" derken?
digger, beklediğimden çok farklı olmakla birlikte oldukça beğendiğim film oldu. senaryosu katmanlı ve alt metinler içeriyor. zengin ailelerin ne bok yerlerse yesinler servetleri ellerinde tuttuklarını güzelce açıklamış. digger rockwell dünyayı mahvediyor ama yeğeni yine aile servetini kullanarak gücü elinde tutmaya devam ediyor mesela. sistemik krizleri (iklim değişikliği, gelir adaletsizliği) yaratan güç odakları, sadece fiziksel dünyayı değil, bu krizlerin hikayesini de kontrol ederler. kenny'nin amcasını hicveden bir oyunu finanse etmesi, kapitalist elitlerin kendilerine yöneltilen öfkeyi bile bir "ürüne" dönüştürerek kitlelerin gazını alma stratejisini sembolize eder. suçlu gülünç duruma düşürülür, ancak güç hala aynı ailenin elindedir.
Filmin katmanları ve final notu
1- gerçek digger'ın hayatı.
2- digger'ın hayatının tiyatro sahnesine yansıyan hali.
3- curtis'in oyunla ve metinle ilişkisi.
4- curtis'in aile bağları.
5- digger'ın yeğeninin kurduğu dünya.
6- tiyatro izleyicisinin yaşananlarla ilişkisi.
7- tiyatro izleyicisinin sahneye konulan oyunla ilişkisi.
8- sinema izleyicisi olarak bizim filmle ilişkimiz.
9- sinema izleyicisi olarak bizim içinde yaşadığımız gerçeklikle ilişkimiz.
bunların her biri teker teker iğdiş edilebilir. digger'ın neredeyse rockefeller'ı bile melek gösterecek aşırı pragmatik, kapitalizmi iliklerine kadar yaşayan bir adam olması. etrafındaki kimseyi dinlememesi, hayatını kaybedenleri birer masraf kalemi olarak görmesi. buna rağmen kedisini gereğinden fazla yaşatmak için yüm imkânları seferber etmesi. curtis'in gerçeklikten kopmadan tüm bu hikâyeyi aktarmaya çalışması. ama izleyicinin katarsis yaşaması için olayın bir komedi olarak aktarılması. izleyicinin katarsis yaşamasının aslında hem dış gerçeklikten kopuş ve uyumun bir yolu hem de bilet parasının karşılığını vermek için bir yol olması. bunu en çok digger'ın yeğeninin kavraması ve ailesine hakaret edilmesine itiraz etmeden "winner" olduğu için oyunu finanse etmesi. digger hayatta olsa yeğeniyle gurur duyacak, sırtını sıvazlayacak olması. digger'ı eleştirirken gözetim toplumunun iplerini elinde tutan yeğenin curtis ve eşi tarafından kızlarını bulduğu için alkışlanması. her şeyi basite indirgemeye çalışan fakat hiçbir şeyden haberi olmayan aşırı güçlü insanlar. dinin bir manipülasyon, olumlama, onaylama aracı olarak kullanılması. unutmadan, dedesinden babasından gördüğü, soyadına işleyen "iş ahlakıyla yaşayan " digger'ın içinde yaşadığı gerçeklikten hiçbir zaman kurtulamamış ve kurtulamayacak olması. felaketin taşlarını dünya toplumlarının ve özellikle de yöneticilerin döşemesi. konforun insan karar mekanizmasını ele geçirmesi. dünya yansa yıkılsa da sorumlulardan birinin kurgu ölümünün yoğun alkışa mazhar olması. hiçbir şeyin değişmemesi. aynı gerçekliği yaşamamız. yaşadığımız gerçeklikte benzer suni katarsisleri filmler ve oyunlar üzerinden deneyimlememiz. filmin bize sizin oradaki seyircilerden farkınız yok demesi.
tabii aralarda amerikan cahilliğine, cinsiyet eşitsizliğine, lüksün dayanılmaz cazibesine, umulmadık hezeyanlara atılan taşlar.
her şeyi burada sayfalarca yazıp inceleyemem tabii ama birkaç noktaya değinip kapatayım. film bana ilk yarısında bir başyapıtı, dr. strangelove'ı hatırlattı. ciddi başlıkların hicvi fakat bunun alaycı değil, müstehzi bir şekilde yapılması. müthişti.
sinemanın diğer sanat dalları arasında farklı bir yerde durduğu söylenir. daha komple bir sanattır. müziği, oyunculuğu, dansı, edebiyatı alır, harmanlar, sunar. bu yüzden kimisi için bir basamak üsttedir. eğer buysa bakış açısı, alejandro gonzález iñárritu, bunun en iyi örneklerinden birini sergilemiştir.
film, benim üniversite yıllarından beri bayıldığım the ink spots'un i don't want to set the world o fire'ını içermesiyle de gönlümü fethetti.
bitiriyorum: level 4!