78 Yaşında Hayata Veda Eden Marianne Faithfull Kimdir?

Kimdir?
marianne faithfull... 70 yaşına merdiven dayamış rock n' roll tanrıçasıyla ergen bir metalciyken metallica'nın the memory remains şarkısı sayesinde tanıştım. kendisi 1960'larda rolling stones'un vokalisti mick jagger'ın küçük ve dünyalar güzeli sevgilisi olarak müzik piyasasına girdi. sesi ve güzelliği ile dikkat çeken faithfull o dönem bazı rolling stones şarkılarına da ilham veren kadın olmuştu. fakat the who ile beraber o dönem dünyanın en arıza grubuyla takılmak kendisine çok pahalıya mal olacak ve jagger'dan ayrıldıktan sonra başarısız bir intihar deneyimi ile beraber 1970'leri tamamen sokaklarda eroinman bir evsiz olarak geçirecekti. müzikten ve hayattan bu uzun süreli kopuş sonrası toparlanan m. faithfull herkesin kendisinden umudu kestiği bir dönemde 1979 yılında kariyerini yeniden parlatmayı başardı ve broken english gibi başyapıt bir albümle tekrar müzik piyasasına dönüş yaptı. ama albümü dinleyen ve kendisini hatırlayan hayranları için büyük bir fark vardı; sesi! uzun bir süre alkol ve uyuşturucu yüzünden ses rengi değişmiş ve farklı bir karaktere bürünmüştü. fakat bu farklı ses rengi onu çok farklı bir çizgide yol almasına ön ayak oldu. kendisini canlı izlediğim için çok şanslı hissediyorum.

gazete manşetlerindeki kod adı, "stones partisindeki çıplak kız" idi
ona "groupie" demeye dili varmazdı insanın. gizemliydi, masumdu, daha yirmisinde bile değildi. renoir tuallerinden fırlamış gibiydi. kendini ateşin içine attı. adı çıktı.
marianne faithfull… avusturyalı bir baronesin kızı. neredeyse altmış yılın en güvenilir tarih yazıcısı. billie holiday ya da edith piaf seviyesinden bir trajik kahraman. bir çehov yorumcusu; mesela "martı"nın nina’sı. brian jones, keith richards ve elbette ki mick jagger'ı sürükleyen ve onlarla beraber sürüklenen bir efsane. onlardan daha fazla yuvarlanan bir taş. bob dylan'ın "like a rolling stone"undaki gibi: "dikkat et bebek derlerdi sana, dibi boylarsın bu gidişle / sanıyordun ki dalga geçiyorlar..."
nadiren eli kaleme gitti marianne faithfull'un. ama yazdı mı da tam yazdı (bkz: sister morphine). 70’lerin sonunda "broken english" albümünde boğuk sesiyle eroinli yıllarını ortaya döktü (derek jarman, aynı isimli şarkıyı kamerasıyla tespit etti). balad okudu, punk okudu. allen ginsberg'le, william burroughs'la dostluk kurdu. leonard cohen'den u2'ya kadar herkes onun için bir şeyler yazdı. leadbelly, tom waits, kurt weill, donovan, dylan, patti smith şarkılarını yorumladı.
john lennon'ın ağzından işçi sınıfını (working class hero), van morrison'ın ağzından belfast'ı (madame george) anlattı. eğer bir şarkı okuyorsa, o şarkı artık onundu.
bütün şarkılarında hayatından bir şeyler vardı... "she"de bir parça ingrid bergman, bir parça marlene dietrich ve bir parça da greta garbo var... çok çok güzel, ama ne istediğini söyleyemeyen bir kadını tasvir etmeye çalıştı. bir anlamda kendini de öyle görüyordu.
avrupa ülkelerinde her zaman kült bir şarkıcı olarak kaldı. kendini ele verdi, kendini anlattı, kendini yıprattı. müstehcen bir saltanat sürdü. yaşlandı. ama sanki bir başkasının yıllarıyla yaşlandı. ya da o yirmi yaşındaki kız kayıplara karıştı, yerine bir başkası geldi. bir tek, "as tears go by"daki gözyaşları sabit kaldı.

"as tears go by"dan "working class hero"ya, "broken english"ten "boulevard of broken dreams"e bir ömürlük misafir…
marianne faithfull daha önce birkaç kez kıyısından döndüğü ölümle buluştu ve hayata gözlerini kapadı. onun hayatı, sadece bir müzisyenin değil, bir savaşçının hikayesiydi. ışıltılı sahneler, yıldızlarla süslü geceler, şöhretin zirvesi... ama aynı zamanda uçurumun kıyısında geçen yıllar, kayıplar ve acılarla dolu bir hayat.
o, sesi ilk duyulduğunda masumiyetin temsilcisiydi. 1960’ların başında, altın bukleleriyle ve kristal berraklığındaki sesiyle londra’nın en parlak yıldızlarından biri olmuştu. fakat hayat onun için hiçbir zaman sadece romantik şarkılar ve sahne ışıklarından ibaret olmadı. kısa sürede, aşkın ve ihanetin, bağımlılığın ve kurtuluşun iç içe geçtiği bir hayatın başrolüne yerleşti.
mick jagger’la yaşadığı fırtınalı ilişki, onu bir rock'n'roll efsanesi haline getirdi ama aynı zamanda ruhunda derin yaralar açtı. “sister morphine” şarkısında anlatılan acı, yalnızca müziğin değil, marianne’ın kendi ruhunun bir yansımasıydı. uyuşturucu batağına saplandığında, onu yazanlar silmişti; plak şirketleri, eski dostları, hayranları... ama o pes etmedi.
1979’da “broken english” albümüyle küllerinden doğdu. o albüm, marianne faithfull’un hayata attığı en büyük çığlıklardan biriydi. yaşanmışlıkların izleriyle sertleşmiş sesi, her kelimenin ağırlığını taşıyordu. kendiyle, geçmişiyle, aşklarıyla hesaplaşmasını müzikle anlatıyordu. o artık bir naif genç kadın değil, savaşlardan sağ çıkmış bir kadındı.
hayat ona tekrar tekrar meydan okudu. akciğer hastalığı, kanser, kayıplar... hatta covid zamanı ağır bir şekilde hastalandığını ama mücadeleyi kazandığını da hatırlıyorum. ama o, en zorlu zamanlarda bile zarafetini korudu. son yıllarında, geçmişini kabullenmiş, barışmış ve hayata olan sevgisini müziğinde yaşatmaya devam etmişti. kendi deyimiyle, artık “hayatta kalmaktan daha fazlasını” yapıyordu: yaşıyordu.
bugün, marianne faithfull’un sesi sustu ama şarkıları, hikayesi ve benzersiz ruhu yaşamaya devam edecek. o, sadece bir müzisyen değildi çünkü, bir direniş simgesiydi.
onu, patti smith’in “seventh heaven” adlı şiir kitabından kendisine yaşam mücadelesi verdiği bir zamanda ithaf ettiği şiirle uğurlamak yakışır: “hayır, olmaz koyvermem / olmaz, koyvermem seni / müsaade etmem / kurumasına peteklerin / çarmıhını omuzuna alıp / giderken sen / müsaade etmem / ahına vahına cemaatin / el sallatmam çiçek kızlarına / arkasından cenazenin / müsaade etmem / tuz buz olmasına / küçük kızın ağzındaki incilerin…”