Aldığı Pek Çok Oscar Adaylığıyla Dikkat Çeken Sound of Metal'in İncelemesi

93. Oscar Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu gibi majör kategorilerde aldığı adaylıklarla senenin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Sound of Metal'i inceliyoruz.
Aldığı Pek Çok Oscar Adaylığıyla Dikkat Çeken Sound of Metal'in İncelemesi
Riz Ahmed, heavy metal davulcusu Ruben rolünde adeta döktürüyor.

sound of metal, bir "aynı frekansta olmak" filmi

birbirimizle nasıl anlaştığımız, nelere katlandığımız ve empati kurduğumuz, neleri tolere ettiğimiz ve paylaştığımız; yakaladığımız bu aynı frekanslarla alakalı. o frekansı tutturamazsak kibarlık, nezaket, anlayış sahibi olsak dahi ihtiraslı, samimi bir ilişki yürütemeyebiliriz. bu bağlamda lou ile babasının piyano eşliğinde şarkı söylediği sahne kilit noktadır.

Uyarı: Makul miktarda spoiler içerir.


annesinin kaybından ve sağlıksız bir aile hayatından ötürü çektiği acılardan uzaklaşabileceği ümidiyle yaşadığı ortamı terk eden lou, benzer acıları paylaşan ruben ile aşk yaşar. çünkü onunla ortak bir acısı vardır. benzer bir acıyı paylaşmaktadır. filmin verdiği ipucuna göre birbirilerini uyuşturucu batağından da kurtarmışlardır. bir nevi birbirilerinin hayatlarını kurtarmışlardır. haliyle birbirilerine olan bağları çok güçlüdür.

bu güçle yaptıkları her şeyi müthiş bir tutkuyla yapmaktadırlar. söyledikleri şarkıları, ettikleri dansları, yaptıkları kahvaltıları... birlikte yaşadıkları karavanlarına ve diğer her şeye ihtirasla bağlıdırlar. aynı frekanstadırlar, bu yüzden birbirilerini çok iyi anlayabilmekte ve hissedebilmektedirler.

tüm bunlar ruben işitme yetisini kaybettiğinde yok olmaya başlıyor

çünkü ruben işitme yetisini kaybedince aslında sadece işitme yetisini kaybetmiş olmuyor. bu handikapla hayatının normalliğini de kaybediyor. sevgilisi ve diğer insanlarla olan frekansı bir anda bozuluveriyor. ne kadar inat etse de eski hayat tarzını sürdüremeyeceğini kabul ederek kendi gibi olan insanların ortamına girmek zorunda kalıyor. ilk başta zorlansa da zamanla bu insanlarla bir bağ kuruyor. yeni frekansını buluyor. kaybettiği sesi, sessizlikle takas ediyor.

ameliyat olunca o kaybettiği her şeye tekrar sahip olacağını sanıyor. karavanına, sevgilisine, eski müzik hayatına... ama yanılıyor. aksine, bu umutla çıktığı yolda ilk kaybettiği şey yeni frekansını bulduğu sağırlar topluluğu oluyor. üstüne beklediği o pürüzsüz sese ulaşamamış olmanın hayal kırıklığını yaşıyor. sonra idare ederim, bir şekilde çözerim umuduyla sevgilisi lou'nun yanına gidiyor. önce sevgilisinin fiziken, sonra da babasıyla şarkı söylediği partide ruhen değiştiğini fark ediyor. nitekim lou babasıyla birlikte son derece donuk, ihtirassız ve tutkusuz bir şekilde şarkı söylüyor. lou şarkıyı söylerken ruben'ın izlediğinin ve hayal kırıklığına uğradığının da gayet farkında.


lou'nun bir zamanlar sevgilisiyle paylaştığı o müzik tutkusu artık gitmiştir

çünkü artık ruben ile aynı acıda buluşamamakta, aynı karavanda dans edememekte, aynı şarkıyı söyleyememektedir. ruben da artık dünyayı başka bir frekanstan duymak zorundadır. hem fiziken hem ruhen. işte bu aynı frekansta olamama, birbirinden kopmuş olma durumu yüzünden aynı yatağa girseler dahi o eski ihtirasla sevişememektedirler.

bunun üstüne ruben lou'ya o eski mutlu hayatlarına dönmeyi teklif edince lou isteksizce dinler. eski kötü alışkanlığı (takıntısı) olan kolunu kaşımaya başlar. ruben bunu görür ve zaten çoktan anladığı o gerçeği kabullenir: artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. ruben değişmiştir. yeni hayatına çoktan adapte olmuştur. artık kolunu da kaşımamaktadır. söylediği şarkıdan da zevk alamıyordur. ruben bu farkındalık ve perspektifle içinde bulundukları bu rahatsız edici durumu dillendirir ve ertesi sabahı da ilişkiyi sonlandırır.

filmin sonunda da sokakta yürürken o garip, yapay, zorlama bir frekansla kafasının içine işleyen sokak gürültüsünden usanır ve bir banka oturup kafasındaki aleti çıkarır. işte tam o anda sağırlar topluluğundaki joe'nun bahsettiği o eşsiz anı tecrübe eder: sessizlikte, hiçbir şey yapmadan, sessizlik anının değerini bilerek oturmak. artık ne kilise çanını ne de araba gürültüsünü duyar. kafasını kaldırır ve güneşin tadını çıkarır. artık yeni frekansı sessizliktir. sessizliği kabullenir. bu kabullenme ve kucaklama anı ile yeni hayatına tam anlamıyla başlamış olur. hem kendisiyle, hem hayatla tekrardan barışır.

Spoiler'ın sonu.


film hayattaki bu frekanslarımızın önemini çok güzel işliyor

sesimizi kaybetsek bile sessizliğin de ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor. bir yandan da insanın her duruma adapte olabileceğini, zorlukların üstesinden, daha önce kıymetini bilmediği değerleri keşfederek gelebileceğini öğütlüyor. değişmesi gerekenin içinde bulunduğumuz topluluk değil kendimiz olduğunu savunuyor.

engellerimizi ve sorunlarımızı bahane ederek ötekini marjinalleştirecek olan da kendimiziz, aksine kucaklayacak olan da...