TARİH 15 Eylül 2026
154 OKUNMA     2 PAYLAŞIM

Antik Yunan ve Roma Toplumlarında Uyuşturucu Kullanımı

Antik Yunan ve Roma’da afyon ve kenevir başta olmak üzere çeşitli uyuşturucu maddeler, gündelik hayattan tıbbi uygulamalara kadar geniş bir alanda kullanılıyordu.

mö 5. yüzyılda meloslu diagoras, afyon bağımlılığının yol açabileceği tehlikelere dikkat çekerek, afyonun pençesine düşmektense ölmenin yeğ olduğunu ifade etmiştir. iyonyalı filozofun bu yaklaşımı, günümüzde de önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen uyuşturucu madde kullanımının bağımlılığa dönüşmesi ve bireyin sağlığı üzerinde ciddi olumsuz sonuçlara yol açması riskine yönelik erken bir uyarı olarak yorumlanabilir.

bununla birlikte, diagoras’ın bu uyarılarının antik çağ toplumlarında geniş çaplı bir karşılık bulmadığı anlaşılmaktadır. antik çağ boyunca, özellikle de roma hâkimiyeti döneminde, tıbbi ve farklı amaçlarla kullanılan çeşitli maddeler akdeniz coğrafyasında geniş bir dolaşım alanına sahip olmuştur. bu maddelerin kullanımı antik çağ’da genel olarak yasaklanmamış veya cezalandırılmamıştır, bir kişiye zarar vermek ya da onu öldürmek amacıyla zehir olarak kullanılmaları ise bu durumun istisnasını oluşturmuştur.

antik çağ’da bugün “uyuşturucu” olarak adlandırdığımız maddeler, “ilaç” veya “tedavi edici maddeler” şeklinde daha geniş bir kategori içerisinde değerlendiriliyordu. bu kategori, insanlar üzerinde belirli etkiler meydana getiren çok çeşitli doğal maddeleri kapsıyordu. hipokrat külliyatı’nda uyuşturucular, “soğutarak, ısıtarak, kurutarak, nemlendirerek, kasılmaya veya gevşemeye yol açarak ya da uyku hâli meydana getirerek etki gösteren maddeler” şeklinde tanımlanıyordu. bu nedenle söz konusu maddeler rahatlatıcı, ilaç ve iksir olarak kullanılıyordu.

doğu’nun mirası

yaşlı plinius ve dioskorides gibi yazarlar, adamotu, kara banotu, güzelavrat otu, tatula, baldıran, kurtboğan, zehirli mantarlar, şarap, kenevir ve afyon da dâhil olmak üzere bine yakın farklı maddeyi kayıt altına almışlardır. ayrıca bu maddelerin görünümlerini, kökenlerini ve kullanım biçimlerini de açıklamışlardır. kullanım biçimleri arasında bitkilerin demlenmesi veya çeşitli sıvılar içinde bekletilmesi, bitkisel lapa veya yakı hâline getirilerek vücuda uygulanması, toz halinde tüketilmesi, yağların sürülmesi, tedavi amaçlı banyoların yapılması ve soluma yoluyla alınması yer almaktadır.

örneğin adamotu, çeşitli tedavi amaçlarıyla kullanılmıştır. bitkinin yaprakları ve kökleri tüketilmiş; bunların, kullanan kişide uyuşukluk ve uyku hâli meydana getirmesi nedeniyle anestezik özelliklere sahip olduğu düşünülmüştür.

hazar denizi çevresindeki bölgelerden geldiği belirtilen tatula, oldukça sıra dışı sanrılara yol açan güçlü, uyuşturucu etkili bir zehir olarak öne çıkmıştır. bununla birlikte, yapraklarının solunması yoluyla astım gibi solunum güçlüklerinin hafifletilmesinde de kullanılmıştır.

güzelavrat otu ise özellikle evde uygulanan tedavilerde yaygın olarak kullanılmış; örneğin uykuya dalmayı kolaylaştırmak veya diş ağrısını hafifletmek amacıyla tercih edilmiştir. bunun yanı sıra, meyvelerinden elde edilen suyun gözlere uygulanarak göz bebeklerinin genişletildiği de bilinmektedir.

yunanlar ve romalılar arasında en yaygın kullanılan maddeler afyon ve kenevirdi. kenevir, binlerce yıl boyunca gizemli ve kutsal bir bitki olarak görülmüş, hatta kimi zaman şeytani olarak nitelendirilmiştir. yunanların ve romalıların doğu akdeniz’de yayılmasıyla birlikte, bu bitkinin tüketilmesinin yol açtığı etkiler de kısa sürede ilgi görmeye başlamıştır.

kenevir, bazı dini ritüellerde tütsü ve hoş koku verici olarak kullanılıyordu. bitkinin yakılmasıyla ortaya çıkan aromatik dumanın solunması sonucunda uyarıcı, rahatlatıcı veya halüsinojenik etkiler yaşanabiliyordu.

kenevirin akdeniz pazarlarında nispeten az bulunması, onun lüks bir ürün olarak görülmesine yol açmıştır. hekim galenos’un aktardığına göre, kenevir roma seçkinleri arasında yaygın bir hediye hâline gelmişti. romalı seçkinler, sosyal toplantılarda birbirlerine kenevir hediye etme geleneğini atinalılardan benimsemişlerdi. kenevir, ziyafetlerde ise halüsinojenik etkileri nedeniyle oldukça değer görüyordu.

mitolojik anlatıya göre troyalı helena, menelaos’un düzenlediği bir ziyafete katılanları rahatlatmak amacıyla bu maddeyi kullanmıştır. helena, maddeyi şaraba karıştırarak konuklara sunmuş ve böylece ne içtiklerini onlardan gizlemiş, bu karışımı içenler uyuşukluk ve rehavet hâline girmiştir. homeros’un odysseia’da aktardığına göre, bu içkiden içen kişi, en ağır kayıplar karşısında bile o gün boyunca kederlenmez ve gözyaşı dökmezdi.

romalı doğa bilimci yaşlı plinius, kenevirin tedavi edici özelliklerini şöyle sıralamıştır: kenevir, kasılma durumlarında eklemleri rahatlatmak ve gut hastalığından kaynaklanan ağrıları hafifletmek amacıyla kullanılıyordu. yanıkların tedavisinde ise bitkinin işlenmemiş hâliyle doğrudan cilde uygulanması tavsiye ediliyordu. ayrıca cinsel iktidarsızlığa karşı bir çare olarak da öneriliyordu.

afyonun yaygınlığı

haşhaş kapsüllerinden elde edilen sütümsü sıvıya (botanikte lateks) “afyon” adını verenler yunanlar olmuştur. afyon, antik çağ toplumlarında da önemli bir yere sahipti. rivayete göre tıp tanrısı asklepios, o zamana kadar yalnızca tanrıların tükettiği haşhaşın sırlarını ölümlülere açıklamıştı. bazı anlatılarda ise haşhaşın keşfi, yolculukların ve ticaretin tanrısı hermes’e atfediliyordu.

afyon kullanımını akdeniz’e ilk kez büyük iskender’in getirdiği de ileri sürülüyordu. bu anlatıya göre büyük iskender, afyonu asya’daki fetihleri sırasında tanımıştı.
herodot, hipokrat ve theophrastos gibi yazarlar, haşhaş bitkisini ve başta tıp olmak üzere çeşitli alanlardaki kullanım biçimlerini anlatmışlardır. makedonya kralı ı. philip’in hekimi tarentumlu herakleides gibi yazarlar ise özellikle afyonun sakinleştirici ve uyku verici özellikleri nedeniyle tıpta kullanılmasına dikkat çekmişlerdir.

plutarkhos da afyon ve adamotundan, uykuya dalmayı sağlamak için en yaygın kullanılan uyuşturucu etkili ilaçlar arasında söz etmiştir. afyon, mitolojik anlatılarda da karşımıza çıkar. kimi tasvirlerde elinde bir demet haşhaşla betimlenen tanrıça ceres’in, romalıların kartacalılarla mücadelesinde roma halkının yanında yer aldığı ve hannibal’i roma’dan mümkün olduğunca uzak tutmak amacıyla uyuşturduğu anlatılır. şair silius italicus bu olayı şöyle aktarır:
“boynuz kabında sıvıyı çoktan hazırlamıştı; gecenin sessizliğinde kartacalının çadırına doğru ilerledi ve uyku verici sıvıyı gözlerine serpti.”

antik çağ’da afyon kullanımı

bu maddelerin doğu kökenli çeşitleri her zaman daha fazla rağbet görse de yunanlar ve romalılar, bunları kendi topraklarında yetiştirmeyi başarmışlardı. tiberius’un, adaya yüzyıllar önce yerleşen ilk yunan kolonistler tarafından yetiştirilmeye başlanan yüksek kaliteli afyonu tüketebilmek için capri’ye yerleştiği söylenir.

öte yandan, doğu’dan gelen en kaliteli maddelerin sahtelerinden ayırt edilebilmesi için dioskorides ve plinius gibi yazarlar, tüketim için ideal ürünün hangi özelliklere sahip olması gerektiğini ayrıntılı biçimde anlatmışlardır. ürünün kolay şekil alabilmesine, elde edilen sıvının gücüne ve aromasına özellikle dikkat çekmiş; en kaliteli afyonun suda kolayca çözünen veya güneşin ilk ışıklarıyla eriyen afyon olduğunu belirtmişlerdir.

plinius, afyonun “romalılar arasında her zaman rağbet gördüğünü” belirtir, ms 1. ve 2. yüzyıllarda yaşayan imparatorların afyon kullanımı da bunu destekler niteliktedir. saray hekimleri, hükümdarlar için afyon içeren çeşitli ilaçlar hazırlamışlardır. augustus’un hekimi philonios’un, kendi adıyla anılan bir ilaç veya tiryak geliştirdiği söylenir. bu karışım beyaz biber, bal, dikenli sümbül ve afyondan oluşuyordu.

nero’nun hekimi giritli andromakhos ise yüzde 30 oranında afyon içeren antidotus tranquillans adlı ilacı hazırlamıştır. bu ilaçların tümünün, hükümdarlarda gerçek anlamda bağımlılığa yol açmış olabileceği ileri sürülmüştür.