SİNEMA 6 Kasım 2026
94 OKUNMA     7 PAYLAŞIM

İtalyan Erotik Film Yönetmeni Tinto Brass'ın Vefatının Düşündürdüğü Şeyler

Giovanni 'Tinto' Brass (26 Mart 1933 – 4 Kasım 2026) uzun bi ömrün ardından rahmetli oldu. Bıraktığı izi biraz düşünelim o zaman...

tinto brass'ın öldüğünü duyunca aklıma doksanlarda bana sorulan o soru geldi

o zamanlar kendime göre bir film arşivim vardı. iki binlerde artık herkesin bir film arşivi olacaktı ama o yıllarda arşivimden ne zaman söz etsem biri mutlaka "tinto brass var mı?" diye sorardı. seksenlerin "miki film var mı?" sorusu doksanlarda biraz yumuşamış, biraz daha sanatsal bir kılıfa bürünmüştü sanki.


tinto brass insana "artık böyle filmler yapmıyorlar" dedirten yönetmenlerdendi

iyi miydi, kötü müydü tartışılır. caligula bence onun sinemasının özeti gibi. bir yanıyla düpedüz kötü bir film. bir yandan da çok acayip, çok cesur, hiçbir şeye benzemiyor. bugün böyle bir filmi çekmeyi bırak, insan hayal ederken bile biraz sıkıntı yaşar. erotizmi son derece kişisel bir estetik evrene dönüştüren, provokatör bir yönetmendi. kadının en çekici yeri olduğunu düşündüğü popoya ve kalçaya yapılan yakın çekimler, kasık ve koltuk altı kıllarına odaklanmalar, önyargılara meydan okuyan neşeli ve muzır hikâyeler.

Miranda (1985)

kendine özgü yöntemleri olan bir yönetmendi

filmleri için seçmelere katılan kadınları ünlü "para testi" ile seçerdi. onları eteklerini giymiş ve külotsuz olarak karşısına çıkarır, sonra yere bir para atardı. eğildiklerinde ona ne gösterdikleriyle, oyunculuk potansiyellerini hissettiğini ve bunun kusursuz bir yöntem olduğunu söylerdi. (bkz: tinto brass'ın önünde saygıyla eğilmek) hiçbir kadın oyuncunun brass'ı herhangi bir fiziksel ya da psikolojik istismarla suçlamadığını da belirteyim. zaten onun erotik filmlerinde rol almak isteyen tüm aktrisler yöntemlerini de biliyordu.

allah rahmet eylesin. delinin tekiydi. bence önemli bir sinemacıydı tinto brass. "venedik benim annem, karım, sevgilim" diyordu. bu yüzden de “küllerimin venedik lagününe saçılmasını istiyorum” diye vasiyet etmişti.

bütün güzel şeyler gibi hayat da bir gün sona erer. umarım ölmeden evvel ağzından hiç düşürmediği o purosundan son bir tane içebilmiştir.

Erotik sinema öncesi kariyerini de şuraya bırakalım

daha önce rahmetli ile ilgili bir şeyler karalamıştım. vefatından sonra zihnimde dolananları derleyip toplamak istedim.

tinto brass'ın pek bilinmeyen işlerine bakınca erotik sinemaya yönelmeden önce ne kadar farklı alanlarda dolaştığını görmek mümkün. üstelik bunların arkasında en az filmleri kadar ilginç hikayeler var. mesela umberto eco, 1964'te brass'tan iki deneysel kısa film istiyor: tempo libero ve tempo lavorativo. brass da arşiv görüntülerini inanılmaz hızlı bir kurguyla birleştirdiği iki film hazırlıyor. bunlar milano'da aynalarla kaplı piramit biçimindeki bir mekanda, iki ayrı projeksiyonla sürekli gösteriliyor. seyirci nereye baksa görüntü görüyor. görüntüler öylesine hızlı değişiyor ki bir süre sonra ne anlattıklarından çok birbirleriyle kurdukları ilişkiler önem kazanıyor. 1964'te görsel bombardıman üzerine deney yapıyorlar.

bir de joris ivens meselesi var. ivens'in italya'nın enerji yatırımlarını anlatmak için çektiği l'italia non è un paese povero belgeseli, ülkedeki yoksulluğu da gösterince rai tarafından sansürleniyor. brass'ın yıllar sonra anlattığına göre, sansürsüz kopyalardan birini kurgu odasından alıp paris'e, ivens'e götüren kişi kendisi. yani bizim götçü olarak tanıdığımız adam, gençliğinde siyasal sansüre karşı film kaçakçılığı da yapmış.

1983 yapımı la chiave'nin hikâyesi de muhteşem. brass, japon yazar jun'ichiro tanizaki'nin romanını sinemaya uyarlamak için yıllarca uğraşıyor ama yapımcıları ikna edemiyor. sonunda çıkıp tanizaki'nin nobel ödüllü bir yazar olduğunu söylüyor. yapımcılar etkileniyor ve film çekiliyor. tanizaki hayatında hiç nobel kazanmamış. brass yıllar sonra sinema sektörünün cehaletinden faydalanıp istediği filmi çekebildiğini keyifle anlatmış.


bu yılın eylül ayında venedik film festivali'nde, 1967 yapımı col cuore in gola restore edilmiş 4k kopyasıyla yeniden gösterildi. restorasyonu netflix de desteklemiş. jean-louis trintignant'ın oynadığı filmde ünlü çizgi romancı guido crepax'ın hazırladığı renkli çizimler kullanılıyor. pop-art, çizgi roman, polisiye ve yeni dalga sineması birbirine karışıyor. brass'ın henüz erotik sinemaya yönelmediği yıllardaki biçimsel arayışlarını görmek için epey ilginç bir film.

fakat brass'ın sinemasında bence üzerinde durulması gereken önemli bir çelişki var. kendisi erotizmi baskıcı ahlaka, katolik geleneklere ve otoriteye karşı özgürleştirici bir güç olarak görüyordu. salon kitty'de cinsellik faşizmin gözetim ve denetim mekanizmasının parçası. la chiave'de ise faşist italya'nın baskıcı ortamıyla insanların mahrem arzuları karşı karşıya geliyor. bu açıdan bakınca politik filmler çekmeyi bırakıp erotik filmlere geçtiğini söylemek biraz eksik kalıyor. ama işin diğer tarafı da var. kadınların cinsel özgürlüğünü savunduğunu söyleyen brass'ın kamerası, kadın bedenini sürekli erkek seyircinin bakışına sunuyor. kadınların arzularını mı anlatıyor, yoksa erkeklerin kadınlara bakmaktan aldığı hazzı mı? muhtemelen ikisini birden. brass'ı ilginç yapan şeylerden biri de bu çelişki zaten.

brass daima özenle seçtiği popolar, dikizleme sahneleri, cüretkar ve histerik kadın karakterleriyle hatırlanacak. bu izlenimi bizzat kendisi yaratmış zaten. ama umberto eco'yla deneysel film çekmiş, sansürden film kaçırmış, otomatik portakal'ı yönetmenin eşiğinden dönmüş, gore vidal'ı setten kovmuş, nobel yalanıyla yapımcı kandırmış bir sinemacıyı sadece götçü olarak tanımlamak biraz haksızlık gibi geliyor bana.

gerçi götçü unvanını da sonuna kadar hak ediyor, orası ayrı. o kadar çok ve etkileyici göt ve meme izletti ki, başka nelerden bahsettiğine dikkat edemedik çoğu zaman.