Paketli Dondurma Kavramını Türkiye'ye Getiren Panda Dondurma Neden Bugün Yok?
panda dondurma... hakkında battı diyenler var, haksız rekabete uğradı diyenler var, iflas etti diyen var. tam olarak ne oldu da böyle bir şirketi sessiz sedasız ortadan kaldırdı kimse tam olarak bilmiyor. halbuki çok kısa bir araştırmayla sektörden çekildiğini öğrendim. e haliyle sektörden biri olarak neden sorusu merak uyandırdı. size de anlatayım...
yıl 1984, has gıda öncüsü olacağı bir pazara giriyor
normalde pastanede, stantlarda satılan dondurmanın tek bir yerde üretilip, paketlenerek satılması henüz türkiye'de olan bir şey değil. zaten (bkz: entregre tesis) denilen dondurma üretim modelini de türkiye'de ilk kez panda gerçekleştirmiş. yani süt, kakao, krema, şeker, aroma vericiler gibi hammaddeleri tek bir yerde toplayan, belli bir oranda karıştırıp üretimini yapan, yaptıktan sonra da şoklama ve donmuş muhafaza gibi tesislere otomasyonla bağlanan üretim modelini daha önce türkiye'ye getiren olmamış. üzerine paketli dondurma gibi evine, buzdolabına götürüp istediğin zaman yiyebileceğin bir alternatif sunmak şirketin önünü açmış.
yıl 1989 panda dondurma için çok önemli bir dönüm yılı. bu yıla kadar televizyonda, gazetelerde, radyolarda reklamlar verilmiş, panda'nın satışları acayip artmış ve neredeyse tüm türkiye'ye yayılmış. önemli bir dönüm yılı olmasının diğer sebebi de algida'nın türkiye pazarı'na girişinden 1 yıl önce olması ve gelişen baskın olayı.
4 ağustos 1989 tarihinde yayınlanan milliyet gazetesi'ndeki haber panda'ya olan güveni sarstı.
"...yemekhane ve tuvalet iç içeydi. işçilerin ellerini yıkayacağı ilaçlı su yoktu. işçiler küflü çikolataların diğer malzemelere katılıp dondurma yapıldığını söylediler. zabıta 200 kilo kadar küflü çikolatayı yakarak imha etti..."
haberin tam hali ve görseli
tabii ki bu olayın savunulacak hiçbir yönü yok. panda hijyen sorunlarını giderip daha steril koşullarda çalışıp zedelenen güvenini geri kazanmak için devam ediyor.
bu süre zarfında pazardaki oyuncuların yeri değişiyor
(bkz: alaska dondurma), (bkz: memo dondurma) tabii bunlar sadece takipçi yani pazar lideri kimse onu takip eden, ona göre pazarlama stratejisi yürüten şirketler haline geliyor. 1990'ların ortasına kadar panda'yı takip ettiler.
1990'da algida türkiye'ye giriş yapıyor
pazarın lideri şimdilik panda ve altın çağı'nı yaşıyor ama algida gelirken eli boş gelmiyor. şimdi bence işin çözüldüğü kısım burada başlıyor.
algida küresel sermayesi olan bir firma. haliyle türkiye pazarı'nda lider olabilmek için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor. dolap savaşlarının başladığı yıllar çoğu kaynakta 90'lı yılların ortası diye geçiyor yani algida'nın magnum'u türkiye'ye getirdiği yıllar. buraya dikkat. magnum dondurmanın sadece çocukların değil, yetişkinlerin de tüketebileceğini gösteren "yetişkin dondurması" izlenimi yaratılarak piyasaya giriyor.
yeni ürünü magnum ile beraber marketlere, bakkallara dolap dağıtmaya başlıyor, dağıtım ağını güçlendiriyor, satış yapmak için deyim yerindeyse pazara saldırıyorlar. ürün geliştirme stratejileriyle yeni dondurmalar üretiyorlar, o güne kadar sadece yazın yenilen dondurmanın artık kışın da yenilebileceği yönünde çalışmalar yapıyorlar. eski köye yeni adet dediğimiz ne varsa getiriyorlar ve dondurma tüketiminin yani satışının artmasına sebep oluyorlar. günümüzde dahi kullanılan algida şemsiyesi ile bakkalcı amcalarımızın gönlüne, göbüşüne hitap etmeyi de ihmal etmiyorlar.
1998 yılında alman markası schöller'in türkiye pazarı'na girmesiyle işin rengi daha çok değişmeye başlıyor
2000'li yıllar panda'nın varolma savaşına dönüyor desem yalan olmaz. çünkü karşısında algida gibi küresel bir sermaye, schöller gibi (bkz: nestle) köklü bir rakip buluyor. özellikle 2003 yılında ülker'in schöller'i satın almasıyla ülker golf doğuyor ve panda hem algida gibi küresel bir sermaye ile hem de ülker gibi yerel bir sermaye ile rekabet etmek zorunda kalıyor.
2004'te panda'nın pazar payı %25'e düşüyor. hürriyet haberi buna karşın algida'nın pazar payı %54 civarı oluyor ve lider konumuna geçiyor. 25 bin ilave dolap aldığı, 16 yeni depo açtığı ve toplamda 125 bin satış noktasına ulaştığı bir başka haber konusu ülker ise bu iki rakibi takip eden üçüncü şirket durumunda.
2008 yılında panda'nın kurucusu vedat bahar bir röportajında panda'nın 40 bin dolabı yani 40 bin satış noktası olduğunu söylemiş. kaynak mukayese etmeniz için; algida'nın halihazırda olan dolap sayısına 2004'te 25 bin daha ekleniyor ve aradan 4 yıl geçtikten sonra, panda 40 bin dolaba ulaştığını söylüyor. üstelik ikinci üretim fabrikasını yeni açacaklarını söylüyor.
haberde dikkat çeken bir başka şey ise panda'nın italyan devi bir dondurma şirketinden ortaklık teklifi alıp reddetmesi.
2010 yılına baktığımızda elimizde algida dahil kesin veri yok
algida'nın pazar payı'nın %70 civarına çıktığını görüyoruz. kaynak bu da golf ve panda'nın ve tabii ki diğer şirketlerin toplamda %30 payı bölüştüğünü gösteriyor. 2011'deki bir habere bakınca golf'ün pazar payı'nda ikinci olduğu ve %30'a yakın bir paya sahip olduğu söylenmiş. kaynak bu da bize panda'nın 2010 yılında kalan diğer üreticilerle birlikte %5 -%10 civarında pazar payına sahip olduğunu gösteriyor. tarihlere dikkat.
şimdi buradan sonrası malum. çok da detaylandırmaya gerek yok çünkü panda'nın resmiyette varlığı her yıl giderek azalıyor. 18 mayıs 2026'da yayınlanan rekabet kurulu dosyasında panda'nın pazardan çıktığı yazıyor. kaynak
yani dostlar panda batmadı, iflas etmedi, haksız rekabete uğramadı (en azından rekabet kurumu'na göre)
panda sektörden çekildi çünkü pazarlama stratejilerine, rekabet koşullarına ayak uyduramadı. pazar lideri olarak girdiği sektörde pazar payı'nı giderek kaybetti ve bu durum onu pazardan çekilmeye itti.
bence 2008'de italya'dan gelen ortaklık teklifini kabul etselerdi, algida'ya karşı lojistik açıdan avantaj elde edebilirlerdi. ürün geliştirme konusunda algida kadar yenilikçi adımlar atılabilseydi, ürünlerinin kalitesine de yansıyacağı için piyasada kalmaya devam edebilirlerdi. tabii piyasadan çekilmek demek tamamen dükkanı kapatmak demek değil. belki ileride doğru bir yatırımla, doğru pazarlama stratejileriyle yeniden aramızda olurlar. kim bilir...