Anadolu'da 100 Yıl Boyunca Yaşanan Post Apokaliptik Dönem: Celali İsyanları

Bir zamanlar Anadolu topraklarında yaşanmış, 1596-1610 yılları arasında doruk noktasına ulaşmış 100 yıllık post apokaliptik bir dönem olan Celali İsyanları'na yakından bakış. Nedenleri, sonuçları...
Anadolu'da 100 Yıl Boyunca Yaşanan Post Apokaliptik Dönem: Celali İsyanları


Celali İsyanları nedir?

bir zamanlar anadolu topraklarında yaşanmış, 1596-1610 yılları arasında doruk noktasına ulaşmış 100 yıllık post apokaliptik bir dönem celali isyanları.

köylülerden tımarlı sipahi askerlere, şeyhler ve müritlerinden, osmanlı yönetici ve devlet memurlarına kadar herkes eşkıyalığa başlamıştır. anadolu'da yağmanın, talanın, tecavüzün, katliamın hüküm sürdüğü, köylülerin ücra, ıssız bölgelere, dağlara veya merkezi şehirlere kaçtığı bir dönemdir. köylüler arasında büyük kaçgunluk olarak bilinir. o çağda akdeniz etrafında osmanlı haricinde italya ve ispanya'da da benzer bir haydutluk ve eşkıyalık söz konusudur. bu da isyanların o yüzyıllarda ortalama sıcaklıkların azaldığı bir mini buzul çağı yaşanması ve bunun sonucunda tarımsal üretimin azalması sebebiyle ortaya çıktığına yönelik iddiayı güçlendirir. yani gerçekten de o dönem bir tür mini kıyamet gerçekleşmiş ve herkesin birbirini yediği bir post apokaliptik dönem yaşanmıştır.

Daha fazla detay

osmanlı döneminde 1500'lerin sonuna doğru başlayıp 1600'lerin ortasına kadar süren, anadolu’yu sosyal ve ekonomik anlamda kasıp kavurmuş ayaklanmalar ve şekavet (eşkıyalık) silsilesidir celali isyanları. ismini hicri 924, miladi 1518’de bozok türkmenlerinden olup tokata'a bağlı turhal kasabasına gelen celal isminde (bozoklu celal-şeyh celal) bir dirlik sahibinin yani tımarlı sipahinin yirmi bin kişiyle başlattığı meşhur ayaklanmadan almaktadır, ancak dini nitelik taşımaktan çok sosyal saiklerle meydana gelmişlerdir. uzun vadeli etkileri açısından osmanlı'nın dönüm noktalarındandır.

celali isyanları birçok açıdan bir sebep değil sonuçtur. daha kanuni sultan süleyman döneminde, hem tarım üretimini bozulması hem de iran seferi akabinde cezalandırma amacıyla toprakları ellerinden alınan binlerce sipahinin şehzadelerin sancakları altında birikmeye başladığı (yevmliler) sipahi kriziyle inceden baş gösterdiği söylenebilir. (konuyla ilgili mustafa akdağ'ın* "yeniçeri ocak nizamının bozuluşu" adlı makalesine bakılabilir. hemen akabinde iş güç kaygısıyla medreselere yığılan ve bunca suhtenin artışıyla her biri atanamamktan mülhem geçim kaynaklarından yoksun, medrese odalarında toplu halde yaşayan bekar kitlelerinin de silaha sarılıp eşkıyalığa başlaması celaliler devrinin iyiden iyiye habercisi olmuştur. nitekim bu istihdam, yolsuz kalma sorunu 1600'lere dek sarkacak, bu sefer de kapısız, paşasız kalan leventler, sekbanlar, sarıcalar, bölükbaşılar şekavet yoluna sapacaklardır. bir yandan celalil olan binlerce kişilik eşkıya çeteleri, bir yandan onları bastırmaya gönderilen ordularla anadolu korkunç bir çalkantıya sahne olmuş, kuyucu murat paşa'nın kanlı tedbirleriyle ancak önü alınabilmiştir. nitekim 1610'lardan sonra şehirleri vuran on binlerce kişilik celali toplukları (isyan eden paşalar haricinde) görülmemişse de eşkıyalık sürmüştür. bu eşkıyalık faaliyetlerini büyük bir depremin ardından yaşanan artçı sarsıntılar olarak nitelendirebiliriz. çünkü toprak sistemi ve iskan muazzam bir darbe almıştır. toprakların sahipsiz kalması ve vergi kontrolü için arazilere iltizama verilmeye başlamıştır ki bu sonradan "mahalli hanedan"ların, derebeylerinin önünü açacaktır. mültezimlik yoluyla köylüye hakkim olan ayanlar, toprağını terkeden çiftçilerin ve leventlerin emirleri altında toplanmasıyla güç kazanmış, yerel otorite haline gelmişlerdir.

celali isyanlarının çıktığı dönem sadece anadolu değil, tüm akdeniz havzasında yaygın bir eşkıyalık artışı görülmüştür. bunun sebebi nedir peki? şuradaki yazımdan alıntılayacağım:

kemal tahir, eşkıyalık mitosuna yaşar kemal’in ince memedinden tam tersi yönden yani efsanevi değil de daha gerçekçi bir noktadan bakan romanı rahmet yolları kestide, karakterlerinden bektaş emmi’ye şöyle bir söz söyletir: “eşkıya devri hükumetin hasta olduğu sıradadır. aslında hükumet kısmı bir vakit ölmez, arada bir hastalanır. insan gibi canım! hükumeti sıtma tuttuğu zaman eşkıya başkaldırır. sulfato yutup yahut ki bir zorlu dedeye sıtmasını bağlatıp dirildi mi hükumet, bu kez marazlanmak eşkıya sürüsüne düşer.”

işte osmanlı’nın, hatta akdeniz coğrafyasının, kabaca 1600’ler başı ile 1800’lerin başı arasında böyle bir sıtma dönemi vardır. öncesinde celalilerin, sonrasında ayan denilen derebeylerinin türediği, balkanlarda haydukların çoğaldığı, “dağlı eşkıyası”nın da balkanları kasıp kavurduğu, şehirlerde de yeniçeri zorbalarının “şehir eşkıyalığı” yaptığı bir devirdir bu. sam white, "osmanlı’da isyan iklimi-erken modern dönemde celali isyanları" araştırmasında dünyanın küçük çapta bir buzul çağına girdiği içi iklim yüzünden zaten kırılgan olan akdeniz’de tarım üretimi sıkıntıya düştüğünü, ekonominin tepe taklak olması akabinde vurgunların, çetelerin, eşkıyalık vakaları arttığını anlatır. fernand braudel de “ıı. felipe dönemi’nde akdeniz ve akdeniz dünyası” adlı çalışmasında başlı başına bir bölümde, devrin akdeniz bölgesindeki eşkıyalık olgusunu ele alır. “sefalet ve haydutluk” başlığını taşıyan bölümde haydutluk ve eşkıyalık vakalarının artışını, devletlerin tedbirlerini anlatır. braudel’in şu tespiti dikkat çekicidir: “karışıklık, ayaklanma, isyan, serseri ve haydutların korkutucu artışları, tekrarlanan eşkıya saldırıları, çoğu zaman kulakları sağır edici nitelikte olan bütün bu gürültüler 16’ncı yüzyıl biterken artan ve gelecek yüzyılla birlikte büyümeye devam edecek olan sefaletteki şaşırtıcı artışı anlatmaktadırlar.”

sencer divitçioğlu, "oyun teroisinde bağlamında celali isyanları (1596-1611)" başlıklı makalesinde, celali fırtınasını iki oyun çerçevesinde değerlendirmiştir: eşkıya ve eşkıya karşıtı. varsayım olarak her birinin iki hakkı olduğunu yazıp eşkıyanın sekban bölükleri* ve celali stratejisi*, eşkıya karşıtlarının ise "il eri"* ve "ordu-yi hümayun"* stratejileri olduğunu ifade eder. celali isyanlarını bu bağlamda stratejileri uyuşmayanın karşı tarafa geçmesi hareketlilikleriyle açıklamakta, özetlemektedir. çünkü o dönemde eşkıyayı tepelemeye gönderilenin eşkıyalığa geçmesi de, eşkıya olanın devletin kolu kanadı haline gelmesi de sık sık görülmüştür.

sıklıkla 20. ve 21. yüzyılın kavramlarıyla açıklanmaya çalışılıp farklı ideolojilerin meşrebince kah sosyal devrimci kah devşirmelere direnenler olarak anılan celaliler, aslında büyük oranda geçimlerini temin etmeye çalışan kalabalıklarla mansıp arayan kılıç sahiplerinden mürekkeptir. william j. griswold, the great anatolian rebellion 1591-1611 adlı eserinde (türkçeye "anadolu'da büyük isyan 1591-1611" adıyla çevrildi) başlıklı araştırmasında celali isyancılarının amacının rant ve devlette kapı bulabilmek (kapılanmak, kapulanmak) olduğunu, canbuladoğlu gibi bir-iki istisna haricinde hiçbir celali reisinin kendi devletini kurmayı amaçlamadığını ifade eder. nitekim mustafa akdağ da gerek "celali isyanlarının başlaması" makalesinde gerek türk halkının dirlik ve düzenlik kavgası üst başlığını taşıyan celali isyanları isimli araştırmasında celali bölüklerinin ortaya çıkışıyla başlayan "anadolu'nun iktisadi ve sosyal nizamını kemiren, her sene binlerce insanın öldürülmesine sebep olan büyük silâhlı mücadele" olarak tanımlamıştır.

osmanlı ricalinin celalilere yönelik "kurdu basmaya kurt gibi köpek gerek" yaklaşımının politik bir hamle mi yoksa zaafiyet kaynaklı zoraki bir adım mı olduğu halen tartışmalıdır. karen barkey, bandits and bureaucrats (türkçeye eşkıyalar ve devlet: osmanlı tarzı devlet merkezileşmesi adıyla çevrildi) eşkıyalara makam verilmesini bir tür manipülasyon ve strateji olarak ele almıştır. yine bununla bağlantılı olarak suraiya faroqhi de "devletle başa çıkmak-osmanlı imparatorluğu'nda siyasal çatışmalar ve suç 1550-1720" çalışmasında osmanlı'nın bu şekilde yerel güç odaklarına tavizler vererek , siyasi ademimerkezileşmeye olanak sağlayarak 1770 sonrasındaki gaileleri atlatabilmesini sağlayan bir esnekliğe kavuştuğunu ifade eder. osmanlı elitinin kimi devlet fonksiyonlarının özelleştirebilmesinin devletin eyleme geçme kapasitesini arrtırdığını söyleyen faroqhi, yerel iktidar odaklarının kaynaklarının ancak bu şekilde harekete geçirilebileceğini belirtir. diğer yandan nasıl ricalin 1500'lerin sonunda 1600'lerin başında "iti ite kırdırmak" mantalitesiyle kapıkulu sipahilerine karşı yeniçeri zorbalarının önünü açmaları yeniçerilerin şehir eşkıyalığının artıp dizginlenemez hale gelmelerine yol açmışsa, taşrada da ayanların, yerel hanedanların palazlanmalarının önünü açmıştır. bir açıdan bakıldığında bu merkezi ve otoriter bir devlet yapısına engel olmuştur ancak diğer yandan çetelerin, çıkar odaklı grupların daha pervasızlaşmasına yol açmıştır.

bozoklu celal isyanı ve benzeri inanç temelli türkmen isyanları kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiştir, bu mahiyete pek girmeyen "celali isyanları" dönemi ise kabaca 1596 ile 1610'lar arasındadır. bozoklu celal ilk olmasından mülhem isyanlar adını verdiği için, 1590'larda da bolu sancağı'nda, osmanlı-iran askeri yolu üzerinde faaliyet gösteren köroğlu adlı celali bölükbaşı da adaşı olan efsanevi köroğlu misali ünlenmiştir. kendisi eşkıyalığa başlamadan önce eşkıyaya karşı toplanan il erlerlerinden oluşma levent bölüklerinden birinin başına geçmiş, bolu ile gerede arasında 1581'den itibaren iki yüz kişiyle bolu-gerede yöresinde soyguna başlamış, böylece köroğlu ruşen'in şahsiyeti, türk dünyası'nda goroğlu-köroğlu olarak bilinen eşkıyanın hikayelerine karışmıştır. (bu konuda daha detaylı bilgi için olgay söyler'in "türk destan geleneği ve anlatmalarında köroğlu" adlı makalesine bakılabilir. celali köroğlu, şakavet yoluna sapıp yol kesen ilk celali reislerinden olduğu için hayatı bu efsanevi şahıs ile birleşmiş, başka bölükbaşıları da zamanla sancağı altında toplanmıştır. köroğlu haricinde izmir yöresinde faaliyet gösteren demircioğlu, malatya ve sivas taraflarında 250 atlısıyla dolaşan kiziroğlu mustafa bey gibi bazı celali önderleri de bu şekilde isimleriyle köroğlu destanlarına dahil edilmişlerdir. kiziroğlu öyle nam salmıştır ki, ölümünden sonra onun yerine geçip malatya'da ayaklanan kelp ilyas oğlu ali, namını "kiziroğlu'nun adamı" olarak yaymıştır. asıl büyük çaplı celali ayaklanmaları ve soygunlar 1596'dan sonra artmaya başlamıştır. bunu haçova meydan muharebesi kaçkınlarının cezalandırılmasına dayandırsalar da sebeplerden sadece bir tanesidir, yegane etkeni değildir.

neticede anadolu'da köyler, mezralar boşalıp büyük şehirlere yığılmalar olmuş, üretim ve nüfus dengesi altüst olmuştur. uzun sonuçlarından biri de osmanlı merkezi otoritesinin uğradığı zafiyettir. anadolu'da ve rumeli'de ayanlar derebeyine dönüşerek yerel güç odakları halini almışlar, mahalli hanedanlarla devlet içerisinde devlet konumuna gelmişlerdir. istanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde de yeniçeri zorbaları (istanbul'da bunlarla birlikte boğaz yamakları, bekarlar, baldırı çıplaklar vs.) şehir eşkıyalığıyla ortalığı kasıp kavurmuş, günümüz yeraltı dünyasının ilk temellerini atmışlardır.

mevzunun folklor boyutu boyutuyla ilgili olarak; meşhur köroğlu'nun celali isyanlarıyla alakası için ali yakıcı'nın "halk anlatılarında yer alan köroğlu tipleri ve âşık köroğlu’nun bu tipler arasındaki yeri" adlı makalesine, serdar erkan'ın "anadolu sahası köroğlu havaları: karşılaştırmalı bir deneme" adlı makalesine, çağatay uluçay'ın celali isyanları döneminden üç eşkıya türküsünü ele aldığı "üç eşkıya türküsü" makalesine bakılabilir.

konuyla alakalı reşad ekrem koçu'nun dağ padişahları adlı eseri okunabilir. yine celaliler konusunun meraklısı için ayaküstü okumalık ilgili dia maddelerine şuradan ulaşabilirsiniz.