Distopik Film Türünün Dünya Sinemasındaki 30 Önemli Örneği

Distopya; ulaşılması mümkün sayılmayan, günümüz ve çevremizin ahlak anlayışına göre kötü olarak değerlendirilen gelecek senaryosu anlamına geliyor. Bu kavramı konu alan filmlerin bazılarını ''kafkaesque'' sıralamış.

not: filmler harf sıralamasına göredir.

1 - a clockwork orange : hiç kuşkusuz sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri. mekanik(clockwork) bir insan(orange) olmadığımızı sert bir üslupla vurgulayan bu stanley kubrick şaheseri, kaotik bir gelecek tasviri çiziyor. özellikle ikinci bölümdeki psikolojik yöntemlerin uygulanışı bende derin etkiler bırakmıştı.


2 - akira: listedeki tek animasyon. uzakdoğu sinemasının distopik şaheseri. üstelik 80'ler döneminde yapılmış bir film. ki buna insan gerçekten hayret ediyor. sadece eğlendirmeyi amaçlayan animasyonlara ve insanlığın geleceğine uyarı niteliğinde.


3 - alphaville: sürrealist bir jean-luc godard distopyası. alphavile evreninde her şey matematiksel bir kesinlik taşır. duygulara yer yoktur. ama bence distopik atmosfer bakımından başarısız. yine de godard'ın gözündeki geleceği görmek açısından önemli bir film.


4 - battle royale: müthiş bir uzakdoğu filmi. aslında konu itibariyle biraz lord of the flies ve biraz da hunger games benzeri diyebiliriz. tabi hepsinin atasının lord of the flies olduğu malumunuz. ancak bu japon filmini diğer iki uyarlamaya nazaran daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim.


5 - black mirror: listedeki iki diziden biri. her bölümü ayrı bir film tadında ve farklı bir konuyu işleyen bu seri, tüm distopik filmleri gölgede bırakabilecek derecede çarpıcı bölümlere sahip. filmlerin her birinde öylesi yoğun bir provokasyon var ki en yakınınızdaki teknolojik aleti kırasınız geliyor. atmosfer açısından mükemmel, ama diğer distopyalara nazaran fazlasıyla karamsar...


6 - blade runner: distopya türüne ilham veren bir başyapıt. özellikle karanlık atmosferi ile sonraki birçok distopik filmin (dark city, matrix vb) çekilmesinde az ya da çok etkili olmuştur. genellikle görkemli tarihi filmleriyle ünlü ridley scott'ın yönettiği bu kült film, ikilemde bırakan yanlarıyla da pek meşhur.


7 - brave new world: maalesef henüz pek de başarılı bir uyarlaması çekilmemiş olan bir aldoux huxley romanı. birçok tv uyarlaması çekilse de kitabın hakkını hiçbiri verememiş. ama yine de 1998 yapımı idare eder. fikir edinme açısından izlenebilir. öngörü açısından 1984'ün çok daha ötesinde...

8 - brazil: kafka ve orwell bir araya gelip film çekse nasıl bir şey ortaya çıkarın cevabıdır bu film. mükemmel senaryo, müthiş yönetmenlik ve benzersiz atmosfer. bence sadece türünün değil, sinema tarihinin de en iyilerinden biri. bir terry gilliam başyapıtı. insanoğlunun sadece teknolojiyle değil, bürokrasi ile savaşının da özeti mahiyetinde...


9 - children of men: tüm distopyalar içerisinde günümüz dünyasını en başarılı yansıtan yapımlardan biri olduğunu düşünüyorum. sinemasal kalite açısından ise çoğunun önündedir. özellikle zorlu ve uzun plan sekanslarıyla ünlüdür. ucundan kıyısından, avrupa'nın göçmen politikalarına da sert bir biçimde giydiriyor.


10 - dark city: çok şanssız bir başyapıt. gösterime girdikten kısa bir süre sonra matrix efsanesi patladı. bence ondan pek aşağı kalır bir yanı yok. hatta itiraf etmeliyim, matrix'e nazaran daha çok sevdiğim bir filmdir. zira karanlık atmosferi ve sürpriz finaliyle beni bayağı derinden etkilemiş, ardı ardına tekrar izleme gereği duymuştum. zaten distopya meraklıları için de kült filmlerinden biridir.

11 - equilibrium: 1984 ve alphaville çizgisinde bir başka şukela distopya. despotizmin, sıkı kontrolün ve özellikle hissizliğin vurgulandığı bu underrated film, matrix'i andıran dövüş sahneleri, şahane kostümleri ve olağanüstü atmosferi öne çıkıyor. christian bale tüm karizmasıyla arzı endam ediyor.

12 - fahrenheit 451: yine bir kitap uyarlaması. kitapların tamamen yasaklandığı bir dünya hayal edebilir misiniz? peki itfaiyenin görevinin yangınları söndürmek değil de kitapları yakmak olduğu bir evren? françois truffaut gibi dahi bir yönetmenin kurguda hafif değişikliklerle uyarladığı bu filmde, ufak tefek mantık hataları bulunsa da çarpıcılığından bir şey kaybetmiyor.

13 - gattaca: konusu itibariyle biraz brave new worldü çağrıştırsa da ırkçılığın varabileceği noktayı göstermesi açısından eşsiz bir film. ethan hawke, jude law ve uma thurman gibi olağanüstü kadroyu barındırmasına rağmen türünün meraklıları hariç pek de tutulmamış biri filmdir.


14 - humans : ilk sezonu yeni biten ve ikinci sezonu beklenen distopik dizi. ilk bölümleri itibariyle blade runner ve black mirror kırması gibi dursa da sonraki bölümleriyle özgünlüğü yakalıyor. black mirror kadar olmasa da oldukça sürükleyici ve her bölümünde yeniden şaşırtmayı başarabilen bir dizi.

15 - mad max 2: ilk kez çocukluğumuzda tv ekranlarından izleyip büyülendiğimiz bu olağanüstü film, daha o zamanlardan hayal dünyamızı genişletmeyi başarmıştı. serinin son filmi fury road için çekimlerin başladığını duymanın heyecanıyla bu filmi yeniden izlerken aynı heyecenı hissettmiştim. hala izlememiş bir insan evladı varsa, gitsin intihar etsin bence.

16 - mad max fury road: daha geçtiğimiz aylarda gösterimde olan serinin şimdilik son ve belki de en eğlenceli filmi. serinin diğeri filmlerine göre aksiyon dozu artırılmış, kostümler ve makyaj gayet başarılı kotarılmış ve belki de en önemlisi, post apokaliptik evren korunmuştur. charlize theron oyunculuğuyla büyülerken filmin müzikal sürprizine hazır olun.


17 - matrix : akademisyenleri bile tartışmaya itecek derecede büyüleyen felsefesi, döneminin çok ötesinde dövüş sahneleri ve etkileyici görselliğiyle sinema tarihinin önemli filmlerindendir. ama önyargılarımla uzun uzun boğuştuktan sonra izlediğim film, bende belki bu önyargının etkisiyle, belki fazla abartıldığını düşünmem ve belki de sinemadan pek anlamamam * nedeniyle dark city seviyesinde olumlu izler bırakmadı. ama bu, filmin başyapıt olduğu gerçeğini değiştirmiyor.


18 - metropolis: sinema tarihinin ilk ve belki de hala en önemli distopyalarından biri. o dönemde (1927) böylesi bir kurgu, teknik ve vizyon nasıl mümkün olabilir! gerçekten de şaşırtıcı derecede başarılı bir çalışma.

19 - modern times: büyük ihtimalle en komik distopya. charlie chaplin'in müthiş yaratıcılığını makinalaşmaya karşı kullandığı bir şaheser. ancak her distopyada ve chaplin filminde olduğu gibi, bu filmde de trajik bir yan bulunur ve bu trajedi ağlatabilir.


20 - nineteen eighty four : distopik kitap olarak içlerinde en popüleri olmasına rağmen hala başyapıt seviyesinde bir uyarlaması çekilememiş ve bu nedenle harcanmış bir george orwell romanı. tam 1984 yılında gösterime giren nispeten başarılı uyarlaması tavsiye edilebilir. ancak kitabın tadını alamayabilirsiniz.

21 - planet of the apes: bence gelmiş geçmiş en iyi distopik filmlerden biri. tabii 1968 yapımı olanını kastediyorum. hem makyaj, hem oyunculuk, hem de atmosfer olarak muazzam. oturduğunuz yere çivileyen finaliyle en karamsar filmlerden biri.


22 - pleasantville: yine gölgede kaldığını düşündüğüm bir başka iyi film. konu açısından brave new world'ü ve truman show'u çağrıştırır. ancak konunun ekrana yansıtılış biçiminde orijinal bir yöntem kullanılmıştır. bu, filmin içeriği de düşünüldüğünde daha da anlam kazanır.


23 - stalker : muhtemelen en estetik distopya. bu andrey tarkovski şaheseri, yarattığı atmosferden ziyade, eşsiz sinematografisi ile öne çıkıyor.


24 - terminator 2: gelmiş geçmiş en iyi aksiyon sahneleri içeren distopik film. ayrıca batman'deki joker dahil, en başarılı kötü karaktere de sahip. bence ne filmin yönetmeni james cameron ne de bir başkası henüz bu seviyede bir aksiyon çekebilmiş değil.

25 - the time machine : maalesef yine pek başarılı uyarlaması olmayan bir distopya. gerçi 1960 uyarlaması etkileyici sahneler içerir ve özellikle makyaj konusunda pek iyidir. ancak yine de klasik bir film seviyesinde değildir.

26 - the trial: biçimciliği abarttığını düşünmem nedeniyle pek sevemediğim yönetmen orson welles'den bir franz kafka uyarlaması. michael haneke'nin "şato" uyarlamasına kıyasla başarısız bulduğum bu "dava" uyarlamasında, bence kafkaesk atmosfer de yeterince yaratılamamış. brazil filmi bile kafka romanlarına daha yakın.

27 - truman show: sanırım hiçbir distopik filmin finali bu derece trajik değildir. komedi filmlerinin bir numaralı oyuncusu jim carreyin açık ara en ciddi ve en iyi işi. aynı zamanda, yönetmen peter weir `in de başyapıtı olan film, tanrı kavramına ve medyanın etkisi üstüne belki de sinemadaki en sert eleştiri.


28 - twelve monkeys : bence zaman yolculuğu ile ilgili en gerçekçi teoriyi ortaya atan film. bunun dışında, kapitalizme ve yaşam stilimize dokundurmalarıyla da meşhur. diğer bir deyişle, fight club'ın provası niteliğinde. brad pitt neredeyse jack nicholson seviyesinde bir deli profili çiziyor.


29 - v for vendeta: filmdeki maske vesilesiyle içlerinde en popüler olanlarından biri. isyanın, devrimin ve adaletin simgesi niteliğine bürünen maskeli kahramanımız, orwell evrenine benzer bir gelecekte adalet peşinde.


30 - videodrome: 80'lerdeki video çılgınlığına yanıt niteliğinde bir film. david cronenberg'ün yönetmenlik yeteneğine, hayal gücüne ve ben dahiyim diye bağıran saç stiline hayran bırakan bir filmdir. diğer distopyalardan farklı olarak izleyiciyi fazlasıyla geren sahneler içerir.


edit
: listedeki bazı filmlerin distopik olmadığına dair itirazlar geldi. o halde anlatalım. distopya kısaca, geleceği karamsar bakış açısıyla ele alan filmlerdir. mesela modern times , truman show ve pleasantville gibi filmlerin distopik olmadığı söylenmiş. modern times komedi filmi gibi dursa da makinalaşmanın/teknolojinin insanı sömürmeye yönelik gelişeceğini vurgulaması nasıl göz ardı edilebilir? sen filmin yakın gelecekte geçtiğini anlamadıysan o başka tabi. diğer ikisine distopya demeyen zaten distopyadan bir şey anlamıyordur. özellikle truman show, adeta distopya türünün sinema sözlüğündeki görsel karşılığıdır.