Dünya Kupası Neden İnsanlarda Eski Heyecanı Uyandırmıyor Artık?
dünya kupası'nın artık kimsenin umrunda olmaması... bir zamanlar sokaklarda maç yapmayı bıraktıran, bakkaldan alınan panini çıkartmalarıyla mahallede wall street borsası kurduran, fikstür posterlerinin buzdolaplarına asıldığı o kutsal ritüelin; bugün ofiste çalışırken yan sekmede sessizde açık kalan sıradan bir youtube içeriğine dönüşmesi trajedisidir bu.
eskiden dünya kupası demek, hayatın bir aylığına rölantiye alınması demekti. 98 fransa'yı, 2002'deki o uykusuz sabahları, 2006'nın o epik atmosferini hatırlayın. afrika'dan, güney amerika'nın ücra köşelerinden gelen, adını sanını duymadığımız yeteneklerin sahneye çıktığı, her maçın ayrı bir mitoloji yarattığı o büyülü panayır... şimdi dönüp bakıyorum, turnuva başlamış, gruplar oynanıyor; insanların verdiği tek tepki twitter'da (x) gezinirken "aa brezilya'nın maçı mı varmış bugün, kaç kaç bitti?" demekten ibaret.
bu hissizleşmenin birkaç temel sebebi var
ilki, gizemin tamamen ölmesi. eskiden dünya kupası'nda yeni oyuncu keşfetmek diye bir şey vardı. jay-jay okocha'ları, el hadji diouf'ları, hakan yakan'ları ilk kez orada görür, büyülenirdik. şimdi endüstriyel futbol ve sosyal medya sağ olsun, peru milli takımının sol bekinin sabah kahvaltısında kaç gram yulaf yediğini bile biliyoruz. ortada şaşırılacak, keşfedilecek bir şey kalmadı.
ikincisi, fifa'nın doymak bilmez açgözlülüğü. turnuvayı 48 takıma çıkarıp maç sayısını enflasyona uğrattılar. uefa'nın uluslar ligi, şampiyonlar ligi'nin yeni formatı derken zaten yılın 300 günü futbol izlemekten kusma noktasına gelmiş bir kitleye, "alın size dünya kupası grup aşamasında burkina faso - yeni zelanda maçı" derseniz kimse o ekranın başına geçmez. turnuvanın o "nadir ve özel" olma aurası yerle yeksan edildi; etkinlik resmen küresel bir ziraat türkiye kupası'na dönüştürüldü.
ve tabii ki en acısı, bizim kendi jenerasyonel yorgunluğumuz. hayat gailesi, ekonomik buhranlar, geleceksizlik derken insanların bir meşin yuvarlağın peşinde koşan milyonerleri izleyip dertlerini unutacak o naifliği kalmadı.
"biz büyüdük ve kirlendi dünya" arabeskine girmeyeceğim ama gerçek şu: fifa kendi yarattığı altın yumurtlayan tavuğu, sırf iki bilet daha fazla satacağım diye kesip endüstriyel bir mcchicken'a çevirdi.
artık dünya kupası, bir kafede oturup dertleşirken arkadaki dev ekranda sessizce dönen, kimsenin kafasını çevirip skoruna bile bakmadığı renkli, pahalı ve ruhsuz bir arka plan gürültüsünden ibarettir.
olay tamamen libidoyla alakalı
2002'de o maçları izlerken hepimizin damarlarında testosteron akıyordu, brezilya'nın o jenerasyonunu izlemek 10 numara bir ön sevişme gibiydi. şimdi turnuvaya bakıyorum; sahada 22 tane lazer epilasyonlu, sadece haşlanmış tavuk yiyen, kalp ritmini saatten takip eden robotun 90 dakika risksiz yan pas yapmasından ne zevk alacağız? bildiğin misyoner pozisyonunun futbola uyarlanmış hali. zerre heyecan yok, risk yok, fantezi yok.
dünya kupası eskiden, her an ne yapacağı belli olmayan ateşli, yırtıcı ve ihtiraslı bir eski sevgiliydi. şimdi ise evlenip memur olmuş, pazar günleri ikea'dan mobilya bakan, yatakta da "aman belim ağrıyor" diyen sıkıcı, rutine binmiş bir eşe dönüştü. kimse kusura bakmasın, 48 takımın katıldığı, sıfır sürprizli bu endüstriyel turnuva bana ancak ereksiyon sorunu yaşatır.
şimdiki maçları izlemek bildiğin üç kat prezervatifle duş almak gibi; görüntü var ama hissiyat sıfır.