Freud’a Göre Aslında Neden Birini Seviyoruz?

Freud’a göre birini sevmek yalnızca o kişiye duyduğumuz duygularla ilgili değildir; bazen onda kendimizde görmek istediğimiz bir şeyi buluruz.
Freud’a Göre Aslında Neden Birini Seviyoruz?

freud, birine ya da bir şeye sevgi duymamızı kabaca şu şekilde açıklar:

narsisizm, en basit haliyle kişinin kendisine duyduğu sevgidir ve freud'un düşüncesinde sevgi ilişkilerinin önemli kaynaklarından biridir. herkeste belirli ölçüde narsisistik bir yatırım vardır ve birini severken libidinal enerjimizin bir kısmını kendimizden dışarıya, bir sevgi nesnesine yöneltiriz. freud'un kateksis dediği şey de kabaca bu işte: libidonun bir nesneye yatırılması.

freud nesne seçiminin tek türlü olmadığını söyler. ona göre iki tip nesne seçimi vardır: anaklitik tip ve narsisistik tip. analitit tipte kişinin kendisini besleyen ve koruyan ilk figürlere (anne, baba vs.) benzeyen birini sevmesi iken narsisistik tip ise kişinin kendinde olan, olmak istediği ya da bir zamanlar sahip olup kaybettiği bir şeyi sevgi nesnesinde aramasıdır. ben burada ikincisinden bahsedeceğim.

bu nesne seçiminde sevdiğimiz kişide yalnızca o kişiyi görmeyiz, aynı zamanda kendi arzularımızı, ideallerimizi ve kimi zaman kendimizde gerçekleştiremediğimiz özellikleri de görürüz. yani sevgi nesnesi, kendi narsisistik ideallerimizin bir taşıyıcısı haline gelebilir yani.

mesela x kişisi gitar çalmayı çok seven fakat gitar çalamayan bir erkek olsun ve gitarist olan bir kadına aşık olsun. x, bu kadında yalnızca gitar çalabilme becerisini değil, belki yaratıcılık özgürlük ya da kendisinde idealize ettiği başka özellikleri de görüyor. yani ona duyduğu arzu, aslında kendi gerçekleştiremediği bir idealin peşinden gitmektir. kendinde olmayan bir şeyi onda bulur ve ona yatırım yapar.

işte freud göre sevgiyle narsisizm arasındaki bağ burada önemli hale gelir: insan bazen sevdiği kişide kendini, olmak istediği kişiyi sever. sevgi nesnesi bu yüzden kişinin kendi ideallerine çok sıkı bağlanabilir. iki insan birbirini sevdiğinde de sadece birbirlerine duygu yöneltmiş olmazlar, birbirlerinin ruhsal dünyasında yer ederler. sevilen kişi, kişinin kendi değeriyle ve arzularıyla bağlantılı hale gelir. sevgiliyi kaybetmek bu yüzden sadece başka bir insanı kaybetmek değildir. kişi kendi yatırımının yöneldiği yeri de kaybeder.
aşk acısının şiddeti biraz da buradan gelir.

freud, yas ve melankoli adlı makalesinde şöyle der hatta:
"nesnenin gölgesi egonun üzerine düştü" . yani aslında demek istiyor ki kayıp, yalnızca dışarıda birini yitirmek değil, benliğin de sarsılmasıdır.

sevdiğin kişiyi kaybettiğinde sadece onu kaybetmezsin; ona yüklediğin anlamları, onda gördüğün idealleri, onunla mümkün sandığın kendi hallerini de kaybedebilirsin. kendinin bir parçasını onda bulmuş, ona yatırım yapmışsındır. o kişi gidince yatırımın yöneldiği yer de kalmaz.

aşk acısı bu yüzden bazen sadece özlemek değildir. insan kendinde sevdiği bir şeyi başka bir bedende görmüş, arzusunun bir kısmını o kişide gerçekleştirmiş kendisiyle o kişi arasında güçlü bir bağ kurmuştur. sevileni kaybetmek bu yüzden sadece bir nesnenin kaybı değil, kişinin kendi benliğiyle kurduğu ilişkinin de sarsılmasıdır.

belki aşk acısının bu kadar büyük olmasının nedeni budur:
insan bazen sevdiği kişiyi değil, onda bulduğu kendini kaybettiği için acı çeker.