Kemal Sunal Filmlerindeki Baba Figürünün "Düzen"le İlişkisini Analiz Eden Şahane Bir Yazı

Dikkat ettiniz mi bilmiyoruz fakat Kemal Sunal'ın başrol oynadığı filmlerin çoğunda, başrolün bir babası yok. Bazılarında var fakat onların da çoğu sorunlu. Ekşi Sözlük yazarı "diagnostic retikul", tam da bu konuda ilginizi çekebilecek tespitlerde bulunmuş.
Kemal Sunal Filmlerindeki Baba Figürünün "Düzen"le İlişkisini Analiz Eden Şahane Bir Yazı
Kibar Feyzo (1976)


kemal sunal sinemasında başrolün ya babası yoktur ya da varsa bu kötü bir babadır

baba’nın olmaması düzeni de tanımamayı beraberinde getirmiştir. karakter, kendi dünyasında yaşayan, mecaz ile gerçek anlamı ayırt edemeyen, kültürel yapıları ve ilişkileri anlamaktan uzak, çocuksu biri olarak karşımıza çıkar. durduk yere sebepsiz küfr eder, tokat atar, tuvalet alışkanlığı yoktur, sokağa işer, hakaretleri ciddiye almaz, her şeyi oyun olarak görür, benliği gelişmemiştir. karakter toplumun dışındadır, haliyle tam anlamı ile dile, kültüre girmemiştir.

ancak babası’nın olduğu filmler de vardır. bu filmlerin tamamında baba özdeşleşilmemesi gereken bir babadır, doğrudan bozuk düzeni temsil ederler.

bunlardan birincisi 100 numaralı adam’dır

100 numaralı adam’da süte su karıştırıp satan, hilekar, dalavareci, sahtekar, paragöz ve açgözlü bir baba vardır. bu filmde şaban, reklam ve pazarlama sektörünün yıldızı olur. sonunda olan biteni kaldıramaz, tüketicinin kandırılmasına, hileye ve yalancılığa isyan eder. sahtekarlık üzerine kurulu sisteme başkaldırış aynı zamanda düzenbaz baba’ya başkaldırıştır.

ikinci baba ise hababam sınıfı’nda şaban'ın babasıdır

ancak bu babanın bilgisi bize verilmez. bu filmde şaban babası ile gurur duymaktadır. haliyle şaban, diğer filmlerdeki rollerinin aksine yine sorunlu bir şaban olarak karşımıza çıkar. olmadığı birisi gibi davranan, çalım satan, uyanık geçinen, kendine yatırım yapan, sınıfın bozucu unsuru bir şaban vardır. tabir-i caizse sadece kendini düşünen, babasından gelen tereyağını saklayan, metodolojik bireyselci, liberal bir şabandır bu. sınıfta lakabını gururuna yediremeyen tek kişidir, bu yüzden alay konusu olur. öğretmeninin kendisine aşık olduğunu düşündüğünde, tokadı yer. kızların cazibesine aşık olduğunu düşünür, onlar tarafından manipüle edilir. hababam sınıfı’nda ideal egosu’nun kurbanı olan bir şaban varken, diğer filmlerinde kendini keşfeden bir şaban vardır.

üçüncü baba ise zübük’ün babası zeybekzade’dir

zeybekzade, kemal sunal sinemasında başrolün aynileştiği, örnek aldığı, övündüğü tek babadır. zübükzade nasıl sahtekar, çıkarcı, kapı açmakta hünerli ve rol kesen bir baba ise, oğlu zübük’ün de ondan aşağı kalır yanı yoktur.

zübük filminde diğer filmlerden farklı olarak, karakterin arzu ettiği düzen zaten kuruludur, bu düzen değiştirilmesi gereken değil tam tersine savunulması gereken bir düzendir. çevresini, kültürü tanımaya çalışan değil, onu zaten tanıyan ve herkesten bir adım önde olan bir zübük vardır.

zübük sadece tüm o dalavereciliği, yoz haline mündemiç sahtekarlığı ile, güç ve para tutkusunun esiri olarak, insanları rasyonel amaçlar için manipüle etmeye çalışmaz. o bu fiilleri icra edebilmenin kendisinden de muazzam bir zevk alır. kendisiyle röportaj yapan gazetecinin çakmağını cebine indirirken bile sürdüğü keyf, bir insanı daha tokatlamanın, aldatmanın verdiği sapkınca keyifdir.

tabir-i caizse diğer kemal sunal filmlerinde kendisine norm dayatan vicdani sorumluluklarının sesi (superego) ezilen, dışlanan halk iken; zübük’te sapkın zeybekzade’nin ta kendisidir. velhasıl " verdiği sözü tutmak ", yektane'yi mebus karısı yapmak, zübük için "kazık yemek" anlamına gelmektedir.

eğer baba düzeni temsil ediyorsa, o halde baba ile özdeşleşmek doğrudan düzen ile özdeşleşmeyi getirir. düzen çalmak, dolandırmak, rüşvet vermek, rüşvet almak, yalan söylemek, hırsızlık, kazık atmak potansiyellerini taşıyor ise zübük'ün yapması gereken sadece potansiyelini ortaya koymak, böylece kendini gerçekleştirebilmektir. nitekim zübük, bu düzenin istisnası değil aslında kahramanıdır. nihaide bu sisteme yabancılaşmayan, ona başkaldırmayan, onun arzu nesnelerinden vazgeçemeyen herkes, aslında kendini gerçekleştirmeyi bekleyen zübük’tür.

çünkü sorun zübük'te değil, düzenin kendisindedir. o sadece oyunu kurallarına göre “ doğru “ oynamaktadır. aziz nesin’in bu eseri, diğer kemal sunal filmlerinden farklı olarak düzenin mütemmim cüzlerine değil, doğrudan bütününe yönelik, sert bir toplumsal eleştiri niteliği taşır ve yine başka bir düzen arzulanmadığı sürece zübükleşmenin kaçınılmazlığı üzerine biter.

dördüncü baba problemi ise kibar feyzo'da görünür

bu filmde de 3 adet hiyerarşik baba portresi ile karşılaşırız: birinci baba kızını başlık parası için açık arttırma ile satmaya çalışan, feodal düzenin mütemmim cüzü bir babadır. ikincisi onun da üzerinde otoriteyi temsil eden, sinirlendiğinde herkesi falakaya yatıran, kendisiyle özdeşleşmeyi ( aynı şapkayı takmak, aynı tuvaleti kullanmak vb. ) yasaklayan, sembolik baba görevini gören maho ağa'dır. asıl baba bu ikisi de değildir.

feyzo’nun sembolik baba ile çatışması, onu alt etmek istemesi bu sefer taklit yoluyla, kentte öğrendiği isyanları köye getirmesiyle başlar. böylece anneden kopuş da gerçekleşir. feyzo finalde ağa'yı öldürür, köye yeni ve zalim bir ağa gelir, köylü eski ağayı arar olur. kemal sunal sineması'nda başrol, ilk defa arzu ettiği düzeni halka getirmeyi başaramaz.

"suç kimde?" sorusunun cevabı aslında halkta değildir

halk maho ağa'dan kurtulmak için elinden geleni yapmıştır, ancak film hüsranla sonuçlanmıştır. asıl baba ve suçlu kimdir ?asıl baba ve suçlu devletin ta kendisidir.

devlet, çocuklarını kentte burjuvaya, köyde ağaların insafına terk etmiş, onların başkaldırışlarını ise cezalandırmaktan geri durmamıştır. nitekim filmin açılış sahnesi, "sana söylüyorum oğlum" çağrısıyla ayağa kalkıp, iki askerin arasında ifade vermeye başladığı sahne, çok değil 2 yıl sonra gerçek olacaktır.

(bkz: 12 eylül 1980 darbesi)

Bu içerikler de ilginizi çekebilir