NATO Zirvesinde Erdoğan'ın Diğer Ülke Liderlerine Silah Hediye Etmesi Ne Anlama Geliyor?
Nedir mevzu?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi sırasında liderlere özel üretim "Gümüşay" tabancası hediye etti. Yerli üretim olduğu belirtilen ve her liderin isminin işlendiği özel üretim tabancalar özel kutuda ve mermileriyle birlikte sunuldu.
Hediyeden sonra liderler onunla ne yaptı?
1) ingiltere başbakanı keir starmer'in, silah ithalatına ilişkin yasal düzenlemeler nedeniyle kendisine hediye edilen revolveri ingiltere'ye götüremedi.
2) polonya cumhurbaşkanı karol nawrocki'nin danışmanı ise revolverin varşova havalimanı'nda gümrük işlemlerini beklediğini açıkladı.
3) hollanda başbakanlığı revolverin ankara'daki büyükelçiliğe bırakıldığını açıkladı.
4) isveç başbakanlığı revolverin ankara'daki büyükelçiliğe bırakıldığını açıkladı.
5) belçika başbakanı bart de wever'in, hediyeyi ancak ülkesine döndükten sonra açtığı ve revolver ile mühimmatı gördükten sonra silahı brüksel havalimanı polisine teslim ettiği belirtildi.
6) avrupa komisyonu başkanı ursula von der leyen'in ise kendisine verilen revolveri bir askeri müzeye bağışlamayı planladığı belirtildi.
7) italya başbakanı giorgia meloni'nin revolveri roma'daki başbakanlık sarayı palazzo chigi'de diğer devlet hediyeleriyle birlikte muhafaza ediliyor.
Şimdi sadede gelelim: Silahın ve liderlerin bu silahı götürememesinin anlamı ne olabilir?
adamlar her gün milyarlarca dolarlık bombaların, füze sistemlerinin, savaş stratejilerinin konuşulduğu masadan kalkıp ev sahibinin hediye ettiği tabancayı görünce dehşete düşmüş. şaka gibi gerçekten. kokulu mum mu hediye etmelerini bekliyordunuz?
işin aslı bu durum, batı'nın son yıllarda bokunu çıkardığı erdem sinyalleme ve woke histerisinin geldiği son noktayı özetliyor. her şeyi sterilize etmeye, gerçek hayatın bütün sert köşelerini törpüleyip yerine sahte bir duyarlılık koymaya alıştılar. kendi kurdukları düzenin bile ne olduğunu unutmuş haldeler. sanırsın nato dediğin mekan küresel barış korosu, hayırseverler derneği filan. heriflerin bizzat varoluş sebebi askeri caydırıcılık ve konvansiyonel şiddet üretmek. temsili bir silah hediye edilince "ay çok ayıp, şiddeti özendiriyorlar" diye ağlaşmak bir tür histeri belirtisi gibi?
tarih boyunca güç sahipleri birbirine kılıç verdi, tüfek verdi, hançer verdi. "sana karşı kullanmayacağım, gücüme güven ama ittifakımıza da güven" mesajıdır bu. kadim diplomasinin en düz, en çıplak jesti. gerçekten ne geçiyor aklınızdan? liderlere ipek şal mı dağıtacaklardı zirvede? abd başkanlarının ve üst düzey diplomatların resmi hediye envanterlerine bir bakın da dudağınız uçuklasın amk.
işin komedi kısmı organizasyon bittikten sonra başladı zaten. koskoca ingiltere başbakanı silahı mevzuat yüzünden ülkesine sokamıyor, belçika başbakanı paketi açınca panikleyip havalimanı polisine koşuyor, hollanda ile isveç elçiliğe bırakıp kaçıyor. yeryüzünün en büyük askeri ve nükleer gücünü yönetmeye soyunan tiplerin, el yapımı bir tabancayı görünce bürokrasiye ve kamuoyu korkusuna toslayıp ne yapacağını bilememesi tam kara komedi. dünyanın kaderini çizerken, bombalar altında can veren masum insanların kanına girerken gayet özgüvenliler ama bavuldaki tabanca yüzünden pasifist imaj zedelenecek diye havalimanı polisine sığınacak kadar da şaşkınlar.
mesele sadece ülkelerin iç mevzuatlarının sertliği de değil bu arada. her ülkenin ateşli silah regülasyonu var, eyvallah. fakat diplomatik bağışıklık, devlet hediyesi protokolü ve diplomatik kargo gibi mekanizmalar zaten tam olarak bu durumlar için var. istenilse iki resmi yazışmayla, diplomatik kanaldan tereyağından kıl çeker gibi halledilecek bir prosedür. ama kamuoyu baskısından, "başbakan ülkeye silah soktu" manşetlerinden ve o steril woke kitlenin gazabından öyle tırsıyorlar ki, ellerindeki devlet protokollerini bile kullanmaya cesaret edemeyip hediyeyi havalimanı polisine teslim edecek veya elçilik deposuna terk edecek kadar saçmalıyorlar. zirvede bizzat pazarladıkları devasa savaş makinesinin temsili bir parçası ellerine geçince, ellerindeki hukuki ve diplomatik yolları bile işletemeyip bocalayan bir liderler topluluğu. gerçeklik ile halkla ilişkiler illüzyonu arasındaki o iki yüzlülük tam olarak böyle çarpar surata. işe bisikletle gidebilirler şimdi, s*ktirsinler bence de.