Nolan'ın The Odyssey Filminde Kaynak Metinden Farklı Uyarladığı Şeyler

Yönetmen Christopher Nolan'ın The Odyssey'de değiştirdiği kısımlar ve bu değişimlerin ne anlama geldiğine dair bir yazı, buyrun.
Nolan'ın The Odyssey Filminde Kaynak Metinden Farklı Uyarladığı Şeyler

Temel farklar

nolan'ın filmi güzel çekilmiş, kurgusu da homerosun anlatımına sadık kalmış, orası başarılı. ama destanla farklarını tek tek sayınca ilginç bir şey çıkıyor ortaya. çıkarılan şeylerin hepsi odysseus'un kurnazlığıyla ilgili, eklenen şeyler ise suçluluk duygusu.

en çok gözüme batan hiç kimse hilesinin olmaması. filmde kiklop hiç konuşmuyor, şarap yok, sahte isim yok, öbür kikloplar gelip seni kim kör etti diye sormuyor. mağaradan çıkarken de koyunların karnına tutunmuyorlar, sırtlarına saman alıyorlar. halbuki o kelime oyunu adamın bütün karakterini anlatan şey. film onu düz bir kör etme sahnesine çevirmiş.

tanrılar da yok. zeus yok, poseidon yok, hermes'in adı bile geçmiyor. o yüzden kirke'ye karşı koruyan moly otu yok, kalipso'yu adamı bırakmaya zorlayan haberci yok. athena var ama tanrıçadan çok odysseus'un vicdanı gibi duruyor. destanda athena her yerde: kılığını değiştiriyor, taliplerin mızraklarını saptırıyor, sonunda barışı dayatıyor. filmde adam her şeyi kendi başına yapıyor.


lotus yiyenler diyarı yok, lotus kalipsoya verilmiş. bu bence önemli bir fark çünkü destanda kalipso kimseye ilaç falan vermiyor. odysseus yedi yıl orada aklı yerinde kalıyor, her gün kıyıya gidip ağlıyor, ölümsüzlük teklifini bile bile reddediyor. hafızası silinmiş adamla hatırladığı halde kalan adam aynı şey değil.

aiolos'un rüzgar tulumu yok. laistrygonlar var ama yamyam oldukları söylenmiyor, üstlerine orta çağ zırhı giydirilmiş. destanda on iki gemiden on biri gidiyor, filmde üç gemi var. destanda odysseus'un gemisi limanın dışına demirlediği için kurtuluyor, filmde şansa bağlanmış.

kirke bölümü epey değişmiş. eurylokhos da domuz oluyor, halbuki destanda kaçıp haber getiren tek kişi o. moly yok, birliktelik yok, bir yıl kalma yok. en tuhafı kuzgun meselesi. kirkenin kız kardeşi kuş halinde tutsak ediliyor, odysseus onu öldürmekle tehdit ediyor. ne destanda ne başka bir antik kaynakta böyle bir şey var. kirkenin kardeşi pasiphae ama ne kuş oluyor ne de aralarında bir kavga var. burası madeline millerin kitabından gelmiş gibi duruyor.

elpenor çıkarılmış. o yüzden kirke adasına dönüş de yok, kirkenin sirenler ve skylla uyarısı da yok. hepsini teiresias söylüyor. destanda teiresias sadece sığırlar konusunda uyarıyor, bir de dönünce talipleri öldüreceğini ve sonra kürekle iç bölgelere gidip poseidonu yatıştıracağını söylüyor. filmde bunlar yok.

ölüler diyarında akhilleus yok, aias yok, annesi antikleia yok. sadece teiresias, agamemnon bir de destanda hiç olmayan sinon var. akhilleusun ölüler kralı olmaktansa yoksul bir adamın ırgadı olurum lafı destanın en bilinen yerlerinden, o da kesilmiş.

sirenlerde destanda kimse ölmüyor, filmde bir denizci kulağındaki balmumunu çıkarıp kendini denize atıyor. skyllada destanda odysseus adamlarına sadece kharybdisten uzak durun diyor, altı kişiyi kaybedeceklerini söylemiyor. filmde ise direkt kandırıyor onları. ikisi farklı şeyler.

helios sığırları kısmında helios kızları phaethousa ile lampetie yok. destanda kesilen etler şişte böğürüyor, deriler yerde sürünüyor, filmde sıradan inek. gemi battıktan sonra odysseusun nasıl kurtulduğu da belirsiz kalıyor. destanda kharybdise geri sürükleniyor, incir ağacına tutunuyor, dokuz gün tahta parçasının üstünde sürükleniyor.

phaiaklar tamamen yok. nausikaa yok, alkinoos yok, ozan demodokos yok. yani odysseusun kendi hikayesini bir ozandan dinleyip ağladığı sahne de yok. boğulmasını engelleyen ino da yok.

ithakada athena onu yaşlı dilenciye çevirmiyor, adam sadece kapüşon takıyor. eumaios kör yapılmış, destanda öyle bir şey yok. destanda odysseus karşılaştığı herkese ayrı ayrı uydurma girit hikayeleri anlatıyor, filmde tek bir yalanı var, troya gazisiyim adım sinon diyor. yalan söylemek karakterin merkezindeyken bu da azaltılmış.

talipleri öldürürken filmde tek başına dövüşüyor ve bayağı yara alıyor. destanda salonda dört kişi var: kendisi, telemakhos, domuz çobanı eumaios ve sığır çobanı philoitios. üstüne athena mızrakları saptırıyor. antinoos destanda ilk ölen, filmde son ölen. hain hizmetçilerin asılması da yok.

yatak testi yerine savaşa götürdüğü bir broş konmuş. bence buradaki kayıp büyük. yatak zeytin ağacının kökünün üstüne yapılmış, yerinden oynamıyor. sırrın kendisi zaten oraya kök salmış olmak. broş taşınabilir bir şey, aynı anlamı vermiyor.

24. kitap tamamen yok. laertes yok, bahçe sahnesi yok, athenanın kurduğu barış yok. onun yerine sürgün var. sürgün cezası homerosta geçmiyor. plutarkhosa atfedilen bir metinde neoptolemos hakem oluyor ve odysseusu sürgüne yolluyor, nolan oradan almış olabilir. ama fark şu: homeros adamı tekrar kral yapıyor, film kral olmaktan çıkarıyor.

ufak şeyler de var. helen ile klytaimnestra ikiz yapılmış, homeros'ta üvey kardeşler. helen'in yüzündeki yara izi destanda yok. menelaos'un söylediği bin gemiyi denize indiren yüz lafı homeros'un değil, marlowe'nin doktor faustus'undan geliyor, 1604 tarihli. sinon karakteri vergilius'un aeneis'inden alınma, homeros'ta adı bile geçmiyor, üstüne ithakalı çoban çocuk diye uydurma bir geçmiş yazılmış. denizden gelen halklar meselesi de destanda yok, tarihsel deniz kavimlerine gönderme. bir de kikloplar destanda çoğul, bir ülkeleri ve komşuları var, filmde tek polyphemos var.

velhasıl uyarlama tabii ki değiştirir, mesele o değil. mesele neyin çıkarıldığı. hiç kimse hilesi, moly, girit yalanları, yatak sırrı, ozanın önünde ağlama. hepsi zeka ve tanınma üstüne kurulu sahneler. yerlerine pişmanlık ve sürgün gelmiş. film olarak tutarlı olabilir ama okuduğumuz kitap bu değil.

Filmin hangi çeviri ekolünü temel aldığı üzerine

sinema dünyası, son zaman bükücü christopher nolan’ın beyaz perdeye taşıdığı the odyssey (odysseia) uyarlamasını konuşuyor. vizyona girmesiyle birlikte büyük bir tartışma dalgası yaratan yapım, beraberinde pek çok tartışmayı da ateşledi. temel eleştiri ise nolan'ın, antik çağın trajedisini kendi popüler kültür duyarlılıklarına uydurmaya çalışırken asıl özü ıskalıyor oluşu.

sosyal medyada yankı uyandıran analizler, nolan’ın bu uyarlamada homeros’un ölümsüz kahramanı odysseus’u tanınmaz hale getirdiğini savunuyor. eleştirilerin odak noktasında ise tek bir temel dönüşüm var: homeros’un "şan ve kibir" abidesi olan o kudretli fatihi, nolan’ın vizyonunda savaştan kaçan, zihni psikolojik yaralarla bezeli, travma kurbanı (ptsd hastası) bir gaziye dönüştürülmüş durumda.

iddialara göre bunun temel nedenlerinden biri, nolan bu radikal karakter değişimini kurgularken, klasik filoloji dünyasında entelektüel kutuplaşmaya yol açan bir çeviri ekolünden yana tercih yapmış olması. eleştirmenler, yönetmenin özellikle pennsylvania üniversitesi profesörü emily wilson’ın 2017 tarihli ezber bozan odysseia çevirisindeki modern feminist ve anti-savaş dilinden beslendiğini ileri sürüyor. destanı ingilizceye çeviren ilk kadın olan wilson; metindeki eril üstünlüğü ve militarist övgüleri yapı söküme uğratan feminist tarzıyla biliniyor.

nolan, wilson'ın bu politik duruşunu arkasına alarak, princeton’ın efsanevi profesörü robert fagles’ın yirminci yüzyıla damga vuran klasik ve anıtsal çeviri ekolüne adeta savaş açıyor. fagles’ın antik çağın fetih, zafer ve kahramanlık kodlarını yücelten, şan ve şerefle bezeli o görkemli epik dilinin aksine; wilson, orijinal metindeki savaş ifadelerini bilinçli bir yaklaşımla hafifletmesiyle eleştiri konusu olmuş bir isim. öyle ki fagles’ın fatihini gururlandıran o "huşu uyandıran savaş" sahneleri, wilson’ın kaleminde eril ihtişamından arındırılarak "dehşet verici bir şiddet" (dreadful violence) olmaya zorlanmış.

işte nolan’ın modern kitleyi yakalamak adına arkasına aldığı dönüştürücü rüzgar tam olarak bu noktadan esiyor. bu modern yorumun orijinal metni nasıl tahrif ettiğini anlamak içinse hikayenin kırılma noktalarına bakmak yeterli:

Tahrif: Bir kelime veya ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme. (E.N.)


ilk büyük sapma, meşhur lotus çiçeği sahnesinde yaşanıyor

nolan’ın filminde odysseus, truva’nın karanlık anılarını zihninden silmek için lotus çiçeğini adeta isteyerek, can havliyle mideye indiriyor. hikaye bir "yuvaya dönüş" arzusundan, travmadan kaçış öyküsüne evriliyor. oysa homeros’un destanında odysseus, adamları o çiçeği yiyip evlerini unuturken konforu ve unutuşu elinin tersiyle iter; çünkü onun ithaka’ya dönme iradesi her türlü acıdan daha güçlüdür.

üstelik kahramanın asıl trajedisini başlatan şey, filmde iddia edildiği gibi savaş sonrası bir psikolojik çöküş değil, bizzat antik dünyanın en ölümcül günahı olan "kibirdir" . kronolojik olarak lotus adasının hemen ardından gelen epik kiklop (polyphemus) sahnesini hatırlayalım: odysseus, devin elinden kurtulup güvenle yelken açabilecekken gururuna yenik düşer. bir "hiçkimse" olmayı gururuna yediremez ve geminin güvertesinden kör ettiği deve karşı gerçek adını ve unvanını haykırarak adeta meydan okur. poseidon’un yıllar süren gazabını ve denizlerdeki o büyük laneti üzerindeki çekmesi, yaşadığı travmaların değil, işte bu dizginlenemez kibrinin ve zafer sarhoşluğunun bir bedelidir.

madalyonun nolan’ı açmaza sokan bir diğer yüzü ise homeros’un yarattığı çok katmanlı odysseus karakterinin, karanlık ve tekinsiz dehasını, "doğruluk abidesi yaralı gazi" portresi ile törpülüyor olması:

odysseus ahlaki bir pusula değildir. homeros, destanın daha ilk dizesinde kahramanını "polytropos" sıfatıyla tanıştırır. bu kavram, amaca ulaşmak için her kılığa girebilen, her virajı dönebilen "bin bir kıvrımlı, çok yönlü ve hilekar" bir zekayı ifade eder. truva’yı yıkan bile askeri ve şerefli bir zaferden ziyade, odysseus kurnazlığın ve manipülasyonun en karanlık meyvesi "tahta at" tır. nolan ise karakteri travmalarla ehlileştirip kusursuzlaştırmaya çalışırken, onun bu tekinsiz derinliğini de yok ediyor.

her ne kadar homeros destanı ithaka’da, düzenin yeniden kurulmasıyla yuvada bitirse de; homeros sonrası edebi gelenek odysseus’u asla evine hapsedememiştir. edebiyat tarihi boyunca onun ruhundaki fırtınanın hiç dinmediğine dair örneklerin kaleme alındığını biliriz. dante’nin ilahi komedya’sından lord tennyson’ın ünlü ulysses şiirine uzanan köklü bir miras, onu durağan bir kral olarak görmeyi reddeder. o, tahtı oğlu telemakhos’a bırakıp bilinmeyenin cazibesine kapılarak ufkun ötesine, yeniden yollara düşen daimi bir gezgindir.

peki neden?

çünkü nolan’ın tüm bu radikal değişikliklerle nişan aldığı hedef kitle, günümüzün politik, toplumsal ve kültürel olarak hassas, ana akım "woke" sinema seyircisi. antik çağın o sert, uzlaşmasız ve bugünün ahlaki normlarına göre "toksik" sayılabilecek eril gururunu sindirmekte zorlanacak modern izleyiciye; pasifist, kendiyle hesaplaşan, travmalarıyla ehlileştirilmiş ve politik olarak doğrucu bir kahraman prototipi sunmayı gişe başarısı adına tercih ediyor.

hollywood'u etkisi altına alan "woke" akımı, mitolojik bir fatihi günümüz duyarlılıklarına göre yeniden kurgularken, aslında hikayenin en temel itici gücünü feda etmekten ve psikolojik derinliği amerikan sığlığında yok etmekten çekinmiyor.

antik çağın tanrıları kibri cezalandırır ve insanı trajik bir büyüklüğe ulaştırırdı; modern sinema ise "woke" kültürel ajandasıyla travmaları kutsayarak mitsel olanı evcilleştiriyor ve o muazzam antik görkemi modern bir suçluluk psikolojisine hapsediyor.

daha ilginç olan odysseia çevirisi christopher nolan tarafından bir ilham kaynağı olarak gösterilen klasik filolog emily wilson'un da, yönetmenin yeni film uyarlaması hakkında sert bir eleştiri yazısı yayımlamış olması. wilson, london review of books dergisinde şunları yazdı: "bu, gösterişli bir 4 temmuz havai fişek gösterisi gibi, aile dostu bir görsel işitsel şölen ve hemen hemen aynı anlatısal ve duygusal derinliğe sahip."

wilson şöyle devam etmiş: "nolan'ın bu homeros temalarına duyduğu yakınlığın onu yeni yaratıcı zirvelere taşıyacağını ve daha inandırıcı karakterler yaratmasını sağlayacağını ummuştum. ancak odysseia, onun her zamanki görkemlilik ve yüzeysellik bileşimini barındırıyor.

... filmin vizyonu fazla karışık, karakterleri ise büyük fikirler vaadinde bulunup bunu yarıda bırakacak kadar yetersiz kalmış (her ne kadar büyük patlamaları ve devleri aktarmada çok başarılı olsa da)."

"nolan'ın odysseia versiyonunda hiçbir ölçü/özdenetim yok: her saniyesi olaylar, ışıklar ve gürültüyle tıka basa dolu ve hiçbir şey insani bir ölçekte değil."

eleştirinin en sert bölümünde ise şu ifadeler var: "nolan'ın odysseia'sı, destanı harika yapan unsurların çoğundan yoksun. zaman, hafıza, tarih, savaş ya da bir savaşçının şanlı dönüşü ile ailesinin, düşmanlarının, yoldaşlarının, dostlarının ve komşularının yaşamları arasındaki ilişki hakkında ikna edici hiçbir şey söylemiyor. psikolojik, duygusal, politik ve etik derinlikten yoksun. anlatı yapısı numaralardan ibaret. senaryo berbat... karakterlerin hiçbirinin eylemleri veya sözleri için ikna edici bir motivasyonu yok."