Nolan'ın The Odyssey Filminde Kaynak Metinden Farklı Uyarladığı Şeyler
Uyarı: Spoiler içerir ama 3000 yıllık spoiler bu, kararı siz verin.
sinema dünyası, son zaman bükücü christopher nolan’ın beyaz perdeye taşıdığı the odyssey (odysseia) uyarlamasını konuşuyor. vizyona girmesiyle birlikte büyük bir tartışma dalgası yaratan yapım, beraberinde pek çok tartışmayı da ateşledi. temel eleştiri ise nolan'ın, antik çağın trajedisini kendi popüler kültür duyarlılıklarına uydurmaya çalışırken asıl özü ıskalıyor oluşu.
sosyal medyada yankı uyandıran analizler, nolan’ın bu uyarlamada homeros’un ölümsüz kahramanı odysseus’u tanınmaz hale getirdiğini savunuyor. eleştirilerin odak noktasında ise tek bir temel dönüşüm var: homeros’un "şan ve kibir" abidesi olan o kudretli fatihi, nolan’ın vizyonunda savaştan kaçan, zihni psikolojik yaralarla bezeli, travma kurbanı (ptsd hastası) bir gaziye dönüştürülmüş durumda.
iddialara göre bunun temel nedenlerinden biri, nolan bu radikal karakter değişimini kurgularken, klasik filoloji dünyasında entelektüel kutuplaşmaya yol açan bir çeviri ekolünden yana tercih yapmış olması. eleştirmenler, yönetmenin özellikle pennsylvania üniversitesi profesörü emily wilson’ın 2017 tarihli ezber bozan odysseia çevirisindeki modern feminist ve anti-savaş dilinden beslendiğini ileri sürüyor. destanı ingilizceye çeviren ilk kadın olan wilson; metindeki eril üstünlüğü ve militarist övgüleri yapı söküme uğratan feminist tarzıyla biliniyor.
nolan, wilson'ın bu politik duruşunu arkasına alarak, princeton’ın efsanevi profesörü robert fagles’ın yirminci yüzyıla damga vuran klasik ve anıtsal çeviri ekolüne adeta savaş açıyor. fagles’ın antik çağın fetih, zafer ve kahramanlık kodlarını yücelten, şan ve şerefle bezeli o görkemli epik dilinin aksine; wilson, orijinal metindeki savaş ifadelerini bilinçli bir yaklaşımla hafifletmesiyle eleştiri konusu olmuş bir isim. öyle ki fagles’ın fatihini gururlandıran o "huşu uyandıran savaş" sahneleri, wilson’ın kaleminde eril ihtişamından arındırılarak "dehşet verici bir şiddet" (dreadful violence) olmaya zorlanmış.
işte nolan’ın modern kitleyi yakalamak adına arkasına aldığı dönüştürücü rüzgar tam olarak bu noktadan esiyor. bu modern yorumun orijinal metni nasıl tahrif ettiğini anlamak içinse hikayenin kırılma noktalarına bakmak yeterli:
Tahrif: Bir kelime veya ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme. (E.N.)
ilk büyük sapma, meşhur lotus çiçeği sahnesinde yaşanıyor
nolan’ın filminde odysseus, truva’nın karanlık anılarını zihninden silmek için lotus çiçeğini adeta isteyerek, can havliyle mideye indiriyor. hikaye bir "yuvaya dönüş" arzusundan, travmadan kaçış öyküsüne evriliyor. oysa homeros’un destanında odysseus, adamları o çiçeği yiyip evlerini unuturken konforu ve unutuşu elinin tersiyle iter; çünkü onun ithaka’ya dönme iradesi her türlü acıdan daha güçlüdür.
üstelik kahramanın asıl trajedisini başlatan şey, filmde iddia edildiği gibi savaş sonrası bir psikolojik çöküş değil, bizzat antik dünyanın en ölümcül günahı olan "kibirdir" . kronolojik olarak lotus adasının hemen ardından gelen epik kiklop (polyphemus) sahnesini hatırlayalım: odysseus, devin elinden kurtulup güvenle yelken açabilecekken gururuna yenik düşer. bir "hiçkimse" olmayı gururuna yediremez ve geminin güvertesinden kör ettiği deve karşı gerçek adını ve unvanını haykırarak adeta meydan okur. poseidon’un yıllar süren gazabını ve denizlerdeki o büyük laneti üzerindeki çekmesi, yaşadığı travmaların değil, işte bu dizginlenemez kibrinin ve zafer sarhoşluğunun bir bedelidir.
madalyonun nolan’ı açmaza sokan bir diğer yüzü ise homeros’un yarattığı çok katmanlı odysseus karakterinin, karanlık ve tekinsiz dehasını, "doğruluk abidesi yaralı gazi" portresi ile törpülüyor olması:
odysseus ahlaki bir pusula değildir. homeros, destanın daha ilk dizesinde kahramanını "polytropos" sıfatıyla tanıştırır. bu kavram, amaca ulaşmak için her kılığa girebilen, her virajı dönebilen "bin bir kıvrımlı, çok yönlü ve hilekar" bir zekayı ifade eder. truva’yı yıkan bile askeri ve şerefli bir zaferden ziyade, odysseus kurnazlığın ve manipülasyonun en karanlık meyvesi "tahta at" tır. nolan ise karakteri travmalarla ehlileştirip kusursuzlaştırmaya çalışırken, onun bu tekinsiz derinliğini de yok ediyor.
her ne kadar homeros destanı ithaka’da, düzenin yeniden kurulmasıyla yuvada bitirse de; homeros sonrası edebi gelenek odysseus’u asla evine hapsedememiştir. edebiyat tarihi boyunca onun ruhundaki fırtınanın hiç dinmediğine dair örneklerin kaleme alındığını biliriz. dante’nin ilahi komedya’sından lord tennyson’ın ünlü ulysses şiirine uzanan köklü bir miras, onu durağan bir kral olarak görmeyi reddeder. o, tahtı oğlu telemakhos’a bırakıp bilinmeyenin cazibesine kapılarak ufkun ötesine, yeniden yollara düşen daimi bir gezgindir.
peki neden?
çünkü nolan’ın tüm bu radikal değişikliklerle nişan aldığı hedef kitle, günümüzün politik, toplumsal ve kültürel olarak hassas, ana akım "woke" sinema seyircisi. antik çağın o sert, uzlaşmasız ve bugünün ahlaki normlarına göre "toksik" sayılabilecek eril gururunu sindirmekte zorlanacak modern izleyiciye; pasifist, kendiyle hesaplaşan, travmalarıyla ehlileştirilmiş ve politik olarak doğrucu bir kahraman prototipi sunmayı gişe başarısı adına tercih ediyor.
hollywood'u etkisi altına alan "woke" akımı, mitolojik bir fatihi günümüz duyarlılıklarına göre yeniden kurgularken, aslında hikayenin en temel itici gücünü feda etmekten ve psikolojik derinliği amerikan sığlığında yok etmekten çekinmiyor.
antik çağın tanrıları kibri cezalandırır ve insanı trajik bir büyüklüğe ulaştırırdı; modern sinema ise "woke" kültürel ajandasıyla travmaları kutsayarak mitsel olanı evcilleştiriyor ve o muazzam antik görkemi modern bir suçluluk psikolojisine hapsediyor.
daha ilginç olan odysseia çevirisi christopher nolan tarafından bir ilham kaynağı olarak gösterilen klasik filolog emily wilson'un da, yönetmenin yeni film uyarlaması hakkında sert bir eleştiri yazısı yayımlamış olması. wilson, london review of books dergisinde şunları yazdı: "bu, gösterişli bir 4 temmuz havai fişek gösterisi gibi, aile dostu bir görsel işitsel şölen ve hemen hemen aynı anlatısal ve duygusal derinliğe sahip."
wilson şöyle devam etmiş: "nolan'ın bu homeros temalarına duyduğu yakınlığın onu yeni yaratıcı zirvelere taşıyacağını ve daha inandırıcı karakterler yaratmasını sağlayacağını ummuştum. ancak odysseia, onun her zamanki görkemlilik ve yüzeysellik bileşimini barındırıyor.
... filmin vizyonu fazla karışık, karakterleri ise büyük fikirler vaadinde bulunup bunu yarıda bırakacak kadar yetersiz kalmış (her ne kadar büyük patlamaları ve devleri aktarmada çok başarılı olsa da)."
"nolan'ın odysseia versiyonunda hiçbir ölçü/özdenetim yok: her saniyesi olaylar, ışıklar ve gürültüyle tıka basa dolu ve hiçbir şey insani bir ölçekte değil."
eleştirinin en sert bölümünde ise şu ifadeler var: "nolan'ın odysseia'sı, destanı harika yapan unsurların çoğundan yoksun. zaman, hafıza, tarih, savaş ya da bir savaşçının şanlı dönüşü ile ailesinin, düşmanlarının, yoldaşlarının, dostlarının ve komşularının yaşamları arasındaki ilişki hakkında ikna edici hiçbir şey söylemiyor. psikolojik, duygusal, politik ve etik derinlikten yoksun. anlatı yapısı numaralardan ibaret. senaryo berbat... karakterlerin hiçbirinin eylemleri veya sözleri için ikna edici bir motivasyonu yok."