Rahipken Yaptığı Bezelye Deneyleriyle Kalıtım Biliminin Öncüsü Olan İnsan: Gregor Mendel

1822-1884 yılları arasında yaşayan Mendel, maalesef bilim dünyasında nasıl bir etki yarattığını göremeden göçüp gitti bu diyardan.
Rahipken Yaptığı Bezelye Deneyleriyle Kalıtım Biliminin Öncüsü Olan İnsan: Gregor Mendel

Kimdir?

tam adı johann gregor mendel'dir. 22 temmuz 1822 tarihinde doğup 1884'te kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayata gözlerini kapatmış avusturyalı rahiptir. buraya kadar gayet normal giderken bu rahibi sıradanlıktan çıkaran durum bezelyeleri çaprazlarken, ileride meslektaşlarının başına ne belalar (evrim teorisi) açacağını bilmeden genetik biliminin kurucusu oluşudur.

Hayatı ve çalışmalarını detaylandıralım

mendel ilk defa bezelyelerle ilgili deney yapmayı planladığında yüzyıllar sonra isminin paris banliyölerinde bir liseye verileceğini ya da üniversitelerde okutulan kalıtım ve genetik derslerinin en çok sözü edilen kişisi olacağını elbette ki bilmiyordu. ancak fotoğraflarına baktığınızda üzerindeki rahip elbisesiyle beraber çok farklı şeyleri uman ve bunları elde etmek için manastırlara kapanıp matematik, fizik, doğa kanunları ve hatta meteoroloji bilimiyle yıllarını geçirebilecek dirayete sahip olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek...

belki de hiçbir zaman nasıl bir sonuç elde edeceğini bilmiyordu. çağdaşı olan diğer birçok bilim adamı gibi yaşarken çalışmaları, hak ettiği değeri bulmamıştı. ölümünden ancak 34 sene sonra yaptığı deneyler bilim çevreleri tarafından kabul edilmeye başladı. aslında kabul edilmeye başlamıştı demek yanlış bir kavramdı, bunun yerine anlaşılabilmeye başladı diyebiliriz, o dönemin bilim adamları onun fikirlerine ve ortaya koyduğu deney sonuçlarına ancak 34 sene sonra gerektiği değeri vermeye başladılar. mendel genel olarak bilim çevrelerinde genetik biliminin kurucusu olarak kabul edilir.

başarılı ve meraklı bir öğrenci olmasına karşın ailesinin maddi durumu yeterince iyi olmadığı için bir manastırda eğitimine devam etti. elbette aklında bilim yapma isteği ve düşüncesi olan her insan gibi ne manastırın kalın ve yüksek duvarları ne de hayatın monoton akışının rehaveti onu durdurmaya yetti.

ilk olarak ise bulduğu bir süs bitkisini diğer sıradan otların arasına dikmekle başladı. o zamanlar aklında lamarck’in çalışmaları vardı. lamarck’a göre çevresel etkenler canlıların kazandığı özellikler üzerinde etkiliydi, ancak yetiştirdiği bitkinin tohumları kuşaktan kuşağa aktarıldıkça sahip oldukları farklı özellikleri kaybetmiyorlardı, aksine bu özellikleri diğer bitkilerden farklı olarak dış görünüşlerine yansıyordu, işte günümüzde çok yaygın olarak kullandığımız kalıtım, dna, rna, genetik bilgi, translasyon ve transkripsiyon olaylarının temelleri ta o zamanlardan mendel’in kafasında oluşmaya başlamıştı.


ilk başlarda kafası karışıktı elbette, yükseklerde yetişen bitkileri inceliyordu, daha sonra ovalara iniyordu orada bitkileri gözlemliyordu. uzun bitkilerle, kısa bitkileri çaprazlayarak orta boylu bitkiler elde etmeyi düşünüyordu, sadece doğadan ilham alıyordu değil miydi ki her şeyin en güzeli en doğrusu doğada bulunurmuş. ancak işler beklediği gibi gitmedi, yaptığı çaprazlamaların sonucunda elde ettiği bitkilerin hepsi de uzun boyluydu, günlerce uyumadı, yemek yemedi, tahta mandallarla çamaşır iplerine tutturulmuş elbiseler gibi savruluyordu, neden böyleydi.... yıllar sonra bu çalışmasının sonucunda doğadaki bazı genlerin baskın diğerlerinin çekinik olabileceği sonucuna varacak ve defterlerinin arasına şöyle bir not alacaktı: “en basit bitkilerde bile arzu edilen özellikleri sağlayan genler diğerlerine göre daha baskın, bu yüzden insanlığın kötülüğe evrileceğini düşünüp kötümserliğe kapılmak yerine; iyiliğin kötülüğe baskın geleceğine emin olup, umutlarımızı tekrardan yeşertmemiz daha akla uygundur...”

sayısız başarısız girişimin ardından mendel bezelyeleri ve fareleri çaprazlamaya başladı ve şaşırtıcı olarak genetik özelliklerin her defasında belirli bir oranda döllerine aktarıldığını belirledi. bu da klasik kalıtım kanunlarını yazmasına yetecek verileri elde etmesine yetti.

mendel öleli yüzlerce yıl oluyor, ardından sayısız buluşlar, keşifler yapıldı, hücrelerin içerisine girildi, makromoleküller-mikromoleküller ayrıştırıldı, fiziğin, kimyanın, biyolojinin kuralları en baştan, defalarca yazıldı. içerisinde insanoğlunun da bulunduğu onlarca canlı organizmanın genetik haritası çizildi, genetik şifreler çözülmeye başlıyor, yeni araştırma kapıları açılıyor, insanlar birikimlerini kütüphanelere, üniversitelere aktarıyorlar, yeni bir dünya kuruluyor belkide, mendel’in asırlar önce öngördüğü gibi iyiliğe evrilen, bir öncekinden daha anlaşılabilir, daha az sırları olan bir dünya.

Tam olarak ne yaptı?

mendel, sadece yaşadığı manastırın bahçesinde yetiştirdiği yeşil ve sarı bezelyeleri çaprazlayarak, bugün "mendel yasaları" olarak bilinen kalıtımın temel ilkelerini keşfetmiştir. genetik özelliklerin gelecek kuşaklara aktarılması sırasında bazı özelliklerin baskın (dominant), bazı özelliklerin ise çekinik (resesif) olduğu ve buna bağlı olarak genetik özelliklerin bir sonraki kuşakta ne şekilde oluşabileceğinin istatistiki olarak hesaplanabileceği konusundaki keşfi, bugün dahi kalıtım alanındaki en temel bilgilerden birisidir.

kan grubu örneği üzerinden gidilirse, günlük hayatta kısaca a, 0 v.b. şekilde ifade edilen kan grupları, aslında a0, aa, 00 gibi birisi babadan, birisi anneden alınan iki bileşenden oluşur. (rh faktörünü konu dışı bırakıyoruz.) a baskın, 0 ise çekinik bir özelliktir. bu nedenle, a0 genleri taşıyan birisinin kan grubu a olurken, ancak 00 genleri taşıyan birisinin kan grubu 0 olmaktadır. örneğin a0 bir baba ve 00 bir annenin çocuğu için a0, a0, 00 ve 00 olarak dört sonuç oluşabilir, dolayısıyla bu çocuğun kan grubu %50 olasılıkla a, %50 olasılıkla 0 olacaktır. ama kan grubu 0 olan bir baba ile 0 olan bir annenin her ikisinin de kan grubu esasen 00'dır ve bunların çocukları sadece 00 olabilir, dolayısıyla kan grubu 0 olacaktır.

Bir küçük parantez

mendel gerçekten çok şanslı bir adamdır. zira incelediği özellikler (uzun-kısa, düz-buruşuk vs) hep ayrı genler üzerinde yer almıştır, yani genler arasında bağlantı yoktur, yani incelediği özelliklerin fenotipik oluşumu birbirini etkilememektedir. eğer bu özellikleri seçmeseydi ve bağlı genler üzerine çalışsaydı, muhtemelen buldukları yanlış olurdu. eşşek şansı varmış zira adamda.

Kronoloji

1822 - mendel doğdu
1840 - opava gymnasium'dan mezun oldu
1843 - olomouc felsefe enstitüsü'nden mezun oldu
1843 - brno'daki augustinuscu aziz thomas manastırına katıldı
1848 - rahiplerin yurttaşlık haklarının genişletilmesini talep eden dilekçeyi imzaladı
1851 - doğa tarihi eğitimi için viyana üniversitesi'ne girdi
1853 - öğretmenlik yapmak üzere brno'ya geri döndü
1853 - bitkilerde kalıtım üzerindeki araştırmalarına başladı
1862 - havayla ilgili gözlemlerini avusturya-macaristan doğa bilimleri cemiyeti'nin dergisinde yayımladı
1865 - bitki melezleriyle ilgili makalesi brno doğa bilimleri cemiyeti'nin dergisinde yayımlandı
1868 - basrahip napp oldu ve mendel brno manastırının yeni başrahibi seçildi
1870 - moravya ve silezya tarım cemiyeti merkez komitesi'ne seçildi
1884 - mendel öldü