Sabahattin Ali, Henüz 41 Yaşındayken Nasıl Şüpheli Bir Cinayete Kurban Gitti?
Hemen verelim bilgiyi: Neden?
sabahattin ali bulgaristan sınırında, kendisini bulgaristan'a götürmesi için anlaştığı kişi, ali ertekin tarafından bulgaristan'da öldürülmüştür.
gizli yollardan bulgaristan'a kaçmaya çalışırken öldürülmüş olması karşısında zamanın bütün sol basın onun hakkında tek bir söz söyleyememiş sadece aziz nesin sabahattin ali'yi anan yazılar yazmıştır.
kılavuz, verdiği ifadeye göre sabahattin ali'ye ait kamyonla, sabahattin ali'yi kaçak yollardan yurtdışına kaçırmak üzere anlaşmıştır. ama sabahattin ali yolda ona yurt dışına çıkınca komünistler için yapacağı faaliyetleri anlatınca ali ertekin'in milli hisleri galeyana gelmiş ve sabahttin ali'yi oracıkta öldürmüştür.
(bkz: duy da inanma) (bkz: geçmiş zaman olur ki)
Yoksa bu cinayet şüpheli mi?
sabahattin ali cinayeti aslında faili meçhul bir cinayet değildir. devlet katil ali ertekin'i bulmuştur. ali ertekin'in ifadesi gerçekten çok komiktir. sabahattian ali bana rusyaya gidecem, rejimi deviricem dedi, bende onu öldürdüm gibi komik ifadeler kullanmıştır. tabi gerçek katil ali ertekin değildir, devlet her zaman gerçek suçluyu gizlemek için bir kaç ilüzyon kullanacaktır. bu yüzden bu cinayet her zaman faili meçhul olacak kalacaktır.
Ali Ertekin ile nasıl anlaştı peki?
ali katledileli 78 yıl oluyor.
karar vermişti sabahattin ali; kaçacaktı. mart sonunda trakya'dan bulgaristan'a geçecek, sınırı geçince de yeşil kalemiyle imzalayacağı bir kartviziti kendisini kaçıran adama verecekti.
adam, o kartviziti berber hasan'a verip parasını alacaktı. berber hasan da kartviziti rasih nuri'ye gösterecekti. bu, "işlem tamam" anlamına gelecekti.
rasih nuri, nisan ortası berber hasan'ın dükkânına gitti. tıraş olurken konuyu açmaya niyetlendi; berber arkadan "dikkatli ol" işareti yaptı. konuşamadılar. rasih nuri, tedirgin çıktı dükkândan... ani bir kararla geri döndü.
"- para verirken küçük bir kâğıt düşürmüşüm. yerlere bir baksanıza" dedi.
"- nasıl bir kâğıt?" diye sordu hasan...
"- küçük bir kart" dedi rasih nuri, "...üzerinde yeşil yazılar olacak."
hasan paravanın arkasına gitti. yeşil kalemle imzalanmış bir kartla döndü.
demek başarmıştı sabahattin ali; sınırı geçmişti.
aradan bir ay geçti, ses çıkmadı. sonra gazetelerde acı haberi okudular: "sabahattin ali, bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken kılavuzu tarafından öldürülmüş"tü.
kılavuzunun adı ali ertekin'di. ifadesine göre sınıra doğru yürürken sabahattin ali bulgaristan'a gidip oradan türk hükümetini devireceğini söylemişti. bunu duyunca "milli hisleri galeyana gelen" ali ertekin, onu teslim etmeye karar vermiş ve kitap okumakta olduğu bir anda elindeki odunla başına vurmuştu. sözde amacı yaralamaktı. öleceğini düşünmemişti. öldüğünü anlayınca da orada bırakıp gitmişti.
peki ya yeşil imzalı kartvizit? sabahattin ali, sınırı geçtiğini kanıtlayan bu kartı nasıl olup da imzalamıştı?
arkadaşı rasih nuri'nin aklına bir tek açıklama geliyordu. milli emniyet'in sınırda sahte karakolları vardı. sabahattin ali, bulgarlara ait sanıp sığındığı o karakolda kartı imzalayıp kılavuzunu geri yollamıştı. sonra tutuklanıp işkenceye götürülmüş, orada öldürülmüştü.
cesedi de sınır boyuna atılıp çürümeye terk edilmişti.
bu tez hiçbir zaman soruşturulmadı; kanıtlanamadı. ordudan ihraç bir eski subay olan ve sonraları milli emniyet tarafından başka işlerde görevlendirilen ali ertekin, yazar - şair sabahattin ali'nin katili olarak yargılanıp 4 yıl hapse mahkûm edildi. dosya kapandı. ancak türkiye'de ve dünyada amansız bir "komünist avı"nın sürdüğü 1948 baharında yaşanan ve "1946 doğumlu türk demokrasisinin ilk faili meçhul cinayeti" sayılan bu cinayet hiç unutulmadı...
kaynak: can dündar
güney dergisinin ocak-subat-mart 2005 sayısında anılmış kişidir sabahattin ali. yazıda markopaşa da dahil olmak üzere sabahattin ali'nin çeşitli yazılarından alıntılar da yapılarak politik kimliği ile ilgili yorumlara da yer verilmiştir. bulabileceklerin okumalarını önereceğim bu yazıdan sabahattin ölümüyle ilgili bölümden bir kesiti aşağıya ekliyorum.
... sabahattin ali'nin bu yazılarındaki 'doğruların' biraz fazla 'doğru' olması, 'yalan' ve 'yanlış'larla halkı yönetmeye çalışanları rahatsız etti. peki ne oldu sonra? rahatsız olanlar, düzenin falakasına yatırdıkları usta bir yazarın tabanlarına sopayı indirdiler!
"... işte bu milli düşünce ile birden bire irademi kaybederek elimdeki sopa ile kirap okumakta iken kafasının sol tarafına yüzüne doğru şiddetle vurdum. suratı, gözlükleri, kulağı kan içinde kalmıştı, arkasından aynı yere şiddetle bir daha vurdum. bu iki darbeden sonra sabahattin ali sağ tarafına doğru yıkıldı. ağzından, burnundan kanlar boşandı. dikkat ettim; hafif hafif nefes alıyordu. bu defa üçüncü bir darbeyi ensesine vurunca nefesi tamamen kesildi. ölmüştü."
yurt dışına kaçmaya karar veren sabahattin ali, kendisini sınırdan geçirecek olan -sözümona- ali ertekin'in işlediği cinayet sonucu yaşamını yitirdi.
bu ölüm olayı, ilk günkü karanlığını korumakta hala... sabahattin ali, sofya'dan moskova'ya geçeceğini, oradan da çek pasaportu çıkararak roma ve fransa'daki türkleri örgütleyeceğini söylemiş. ali ertekin ifadesinde, "bu sözleri işitince beynim attı. vaktiyle rusların 93 harbi'nde dedelerime fena muameleler yaptığını babam bana söylemiş ve anlatmıştı. bu sözlerden sonra sabahattin ali'nin türklük ile alakası olmayan ve türk milletine fenalık için harice kaçmak isteyen bir canavar pşduğunu anladım. zaten elinde de şişkin bir çantası vardı, bu çantada mevcut olması muhtemel olan evrakı düşündüm. heyecanım teessüre inkılap etti. titremeye başladım. her geçen saniye asabımı bir kat daha sarsıyordu. gözlerim kararır gibi oldu. işte bu milli düşünce ile..." bu ifadedeki saçmalık aklı başındaki kimseyi ikna edemedi doğal olarak.
gözleri kararıp titreyecek kadar 'milli duygulara' sahip olan ali ertekin, 1946'da erbaşlık yaparken tüfek hırsızlığından dört ay, yirmi güne mahkum olur. bu olaydan sonra ordudan kovulan aynı ali ertekin'in daha sonra milli emniyet'te çalıştığı ortaya çıkar...
"Milli Emniyet" ifadesi, günümüzde Türkiye Cumhurbaşkanlığına bağlı Millî İstihbarat Teşkilatı olan ve 1926-1965 yılları arasında faaliyet gösteren Millî Emniyet Hizmeti (MAH) istihbarat kurumunu ifade eder. (E.N.)
vay be! vatan için kurşun adanı da, kurşun yiyeni de 'şerefli' ilan edenler ile tüfek hırsızı erbaşın vatan sevgisi arasında kurduğum benzerlik çok mu yanlış sizce de? ya da, faili meçhul bir aydın cinayeti desek şuna, nasıl olur? aklı mantığı yerinde herkes söylesin; sabahattin ali'nin kendisine sınırı geçirmek üzere para verilmiş bir adama yurtdışında yapmayı düşündüğü bütün işleri sıralaması çok mu normal?
kaynak: güney dergisi ocak-şubat-mart 2005 sayısı / utku erişik