Siyasi Kimliği Nedeniyle FBI Tarafından İtibarsızlaştırılan Jean Seberg'in Trajik Öyküsü

1938-1979 yılları arasında yaşayan ve À bout de souffle filmiyle tanınan ünlü aktrisin acı hikayesi.
Siyasi Kimliği Nedeniyle FBI Tarafından İtibarsızlaştırılan Jean Seberg'in Trajik Öyküsü

8 eylül 1979 sabahı, cesedi paris’in bir ara sokağındaki arabasında bulunduğunda, yanında boşalmış bir uyku ilacı kutusu ve kısacık bir intihar notu vardı: "diego, sevgili oğlum, beni affet. artık yaşayamıyordum. beni anla. bunu yapabileceğini biliyorum ve seni sevdiğimi biliyorsun. güçlü ol. seni seven annen…"

daha önce de denemişti. bu nedenle inanmak kolaydı. fakat ölümü üzerinde hep kuşku kaldı. içine hitler'in ruhu kaçmış, dünyanın sayılı zalimlerinden fbi başkanı j.edgar hoover en azından azmettiriciydi.

otto preminger'in jeanne d'arc karakteriyle henüz 17 yaşındayken sinemaya başlayan seberg, godard'ın à bout de souffle filmi ile zirveyi tanımıştı. fakat 1970'lerde abd'de iken birdenbire sinemayı bıraktı. bir söyleşisinde, kendisine teklif edilen rolleri erotizmin bile üzerinde olduğu için reddettiğini ifade edecekti. ama seberg’in kariyerini asıl bitiren antikomünist j. edgar hoover yönetimindeki fbi tarafından hedef gösterilmesiydi. seberg 1960’larda bir aktivist olarak siyahların abd’de eşit vatandaşlık hakları edinme mücadelesine ve kara panterler’e hem maddi hem açık destek vermişti.


1970 yılında ardında fbi'ın olduğu bir düzenek harekete geçirildi. önce los angeles times'a ulaşan isimsiz bir ihbar mektubu, ardından hoover'ın nixon'a yazdığı basına sızdırılan rapor, seberg'in kara panterler üyesi raymond hewitt’ten hamile kaldığını iddia ediyordu. şimdi "e, ne var bunda?" denecektir. hem artık zencilere zenci bile denmiyor. fakat o zaman beyazlar dünyasında bu kara bir suçtu. bu tarihten itibaren seberg’in kara listeye alındığı, hollywood stüdyolarının ona teklif götürmemesinin de bununla alakalı olduğu söyleniyor.

seberg bu hikaye ile mücadele ederken kara panterler'e desteğini yineliyordu. psikolojik çöküntü nedeniyle 7 aylık hamileyken hastaneye kaldırıldı, doğan çocuğu sadece 2 gün yaşadı.
morgdan aldığı bebeğiyle dışarıya çıktığında, gazeteciler onu bekliyordu. iki eliyle bebeğini havaya kaldırdı ve "bakın bebek beyaz!" diye seslendi… bebek eşi romain gary'dendi.

Not: Gary hamileliği üstlense de Seberg bebeğin bir film setinde tanıştığı Carlos Ornelas Navarra'dan olduğunu söylemişti.

bunu kaç kadın yapabilir? seberg, "güçlü" formuna birebir uymayan ama güçlü bir kadındı. işte, geri sayım böyle başladı. cenazesinde konuşan rahip johnson; "jean’i bir azize ya da bir tanrıça gibi görmek için burada değiliz. biz hikâyenin öbür tarafını dile getirmek için buradayız. o, benzemek istediği jeanne d’arc misali, adaletsizliğin karşısında duran bir savaşçıydı. sanki ondan bir ses duymuştu; o sesten sapamadı" diyordu. tüm tahammül sınırlarının ötesindeki o sürekli izlenmenin, taciz edilmenin esir aldığı hayatı onu sinir krizleri, ilaç ve alkol girdabına sürüklemiş, şimdi, dürüstçe inandığını savunmanın ölümcül bedelini ödemek zorunda bırakıyordu.

seberg'in psikolojik sorunlarının fbi baskısı ile başladığını söyleyen romain gary de 1980 yılında intihar etti.

her an kırılacakmış hissi veren bir kristal nahifliğine sahip, masum yüzlü, narin ve güzel bir kadın ve ondan beklenmeyecek ilkeli bir duruş. ucundaki ölümü göre göre... bir film ile onu tanımış olmam ne hazin.