The Beatles, Takım Elbiseli Düz Aşk Şarkıcılarından Efsane Mertebesine Nasıl Yükseldi?

The Beatles, başlarda Love Me Do kıvamında şarkılar yaparken Sgt. Pepper veya Rubber Soul gibi albümleri nasıl yaptı kısa süre içinde?
The Beatles, Takım Elbiseli Düz Aşk Şarkıcılarından Efsane Mertebesine Nasıl Yükseldi?

1964'te beatles dinleyen birine tomorrow never knows'u açıp, iki yıl sonra bu adamların yapacağı müzik bu desen, muhtemelen dalga geçtiğini düşünürdü. takım elbiselerinin içinde aşk şarkıları söyleyen o güler yüzlü gençler, çok geçmeden kendi seslerini tanınmaz hale getirip ters kayıtlarla örülmüş psikedelik parçalar yapmaya başlıyor. bu değişimin arkasında, şöhretin bunaltıcılığıyla esrar ve lsd deneyimlerinin birbirine karıştığı bir hayat var. dünyayı algılama biçimleri değiştikçe, şarkılarda anlatmak ve duyurmak istedikleri şeyler de değişiyor. yılların müzisyenlik birikimini stüdyodaki denemelere taşıyarak, yaşadıkları tuhaflığı başkalarının da hissedebileceği bir müziğe dönüştürüyorlar. bütün bunları aynı başarıyı yıllarca tekrarlayabilecekleri bir noktada yapmaları ise hikayeyi daha da ilginç kılıyor. milyonlarca insan onların şarkılarına doyamazken, onlar o şarkıları yapmış olmakla yetinemiyor.

bu değişimin tarihinde bob dylan'ın yanlış duyduğu bir şarkı sözü de var

1964'te new york'ta buluştuklarında dylan, i want to hold your hand'deki i can't hide kısmını i get high diye anladığından bunların zaten esrar içtiğini düşünüyor. o gece birlikte içiyorlar. ringo, kendisine uzatılan cigarayı dolaştırması gerektiğini bilmediğinden kendi başına bitiriyor. fakat dylan'ın etkisi o otel odasındaki dumanla sınırlı kalmıyor. beatles, onun şarkılarında insanın kendisini bütün çelişkileriyle anlatabileceği bir alan buluyor. aşkın yanına huzursuzluk da yerleşmeye başlıyor.


1965'te iş daha acayip bir yere gidiyor

lennon ve harrison'ın anlattıklarına göre, gittikleri bir akşam yemeğinde dişçileri kahvelerine haberleri olmadan lsd katıyor. gecenin devamında bir asansörün kırmızı ışığını yangın sanıp paniğe kapılıyorlar. sonradan müzik tarihinin dönüm noktalarından biri olarak anlatılacak deneyim, bildiğin korkuyla ve kendilerine yapılan şeye öfkelenmeleriyle başlıyor.

aynı yıl çıkan rubber soul'da değişim iyice duyuluyor. nowhere man'de ne yapacağını bilemeyen bir insan var. in my life geçmişe ve kaybedilen insanlara dönüp bakıyor. norwegian wood'un içine harrison'ın sitarı giriyor. şarkılardaki insanlar artık birbirlerini sevmekle bütün meselelerini çözemiyor. kararsızlıkları ve kendilerinden bile sakladıkları tarafları var. beatles'ın müziği, dinleyicisiyle birlikte büyürken biraz da onun huzurunu kaçırmaya başlıyor.

revolver'da ise sesin kendisiyle uğraşıyorlar

tomorrow never knows'un kayıtlarında lennon'ın vokalinin bir bölümünü, normalde org için kullanılan döner hoparlörlü bir leslie kabininden geçiriyorlar. mccartney'nin sesinden hazırlanan bir bant hızlandırılınca martı çığlığına benzeyen bir şey çıkıyor. tersine çevrilmiş gitar sesleri, ringo'nun ısrarlı ritminin etrafında dolaşıyor. bunları george martin ve geoff emerick'le birlikte, dönemin kayıt imkanlarını zorlayarak kuruyorlar. kafalarının içinde beliren tuhaflığı başkasının da duyabileceği bir şeye çevirmeye çalışıyorlar. kayıt stüdyosunun kendisi de çalınan bir enstrümana dönüşüyor.

turneleri bıraktıktan sonra bu özgürlük daha da genişliyor

artık yaptıkları her şeyi sahnede yeniden çalabilmeleri gerekmiyor. sgt. pepper'da başka bir grupmuş gibi davranma fikri de buradan besleniyor. mccartney, üzerlerine yapışmış beatles kimliğinden biraz uzaklaşmayı öneriyor. dünyanın en meşhur gruplarından birinin üyeleri, rahatça müzik yapabilmek için başka bir grubun elemanları olduklarını hayal ediyor. şöhretin insana neler yapabildiğini anlatmak için bundan daha güzel bir ayrıntı bulmak zor.

yalnız, bütün bunları uyuşturucu kullandılar ve müthiş şarkılar yaptılar diye açıklayınca, o müziğin nasıl ortaya çıktığı kayboluyor. hamburg kulüplerinde yıllarca çalarak geliştirdikleri müzisyenlik var. birbirlerinin bulduğu fikri ileri taşıma alışkanlıkları var. george martin'in bilgisi ve mühendislerin sabrı var. insanın aklına acayip bir şey gelmesiyle, o şeyin başkasının hayatında yer edecek bir şarkıya dönüşmesi arasında epey çalışma bulunuyor.

üstelik hikayenin devamı sürekli genişleyen bir bilinç ve kesintisiz yaratıcılıktan ibaret kalmıyor

lennon'ın 1969'da plastic ono band'le yayımladığı cold turkey, kendi anlatımıyla eroin yoksunluğundan doğuyor. birkaç yıl önce zihnin sınırlarını aşmaya çalışan adam, bu kez çektiği acıyı şarkıya taşıyor. o renkli dönemin yanında bu kayıt da duruyor.

beatles'ta beni asıl etkileyen, bütün bu değişimin kaybedecek hiçbir şeyleri yokken yaşanmaması. tam tersine, milyonlarca insanın sevdiği bir kimlikleri ve tekrar tekrar kullanabilecekleri bir başarıları vardı. buna rağmen dinleyicilerinin kendilerinden beklediği şeyin dışına çıkabildiler. herkes onlara benzemeye çalışırken, onlar bir sonraki plağın bir öncekine benzememesiyle uğraşıyordu.

şimdi tomorrow never knows'u açıp dinleyin ve bütün o sesleri duyarken takvimin henüz 1966'yı gösterdiğini aklınızda tutun