Türkiye'nin Şeffaf ve İşleyen Bir Demokrasiye Sahip Olması Batının İşine Gelir mi?
arada bir, türkiye'nin giderek otokratikleşmesi üzerine "demokrasi çok overrated bir rejim" "bizim gibi ülkelere uymuyor, bize güçlü lider lazım" ya da "demokrasinin iyi bir şey olduğu batı'nın propagandası" diyen, kendisini siyaset gurusu sanan tipler görüyorum.
takla tukla da olsa bir demokrasisi olan ama sonrasında otokratik, totaliter rejimlere geçiş yapan ülkeler var örnek olarak. mesela nazi almanyası, faşist italya gibi. bunların akıbeti malum. yakın zamandan örnek ver derseniz, mesela venezuela.
bu ülkelerin ortak özellikleri, açık seçik bir mahvoluşa giderken bile bu gidişata dur diyememeleri, yumuşak bir rejim değişikliğine gidememeleri.
hani bir safsata vardır " demokratik ülkelerde hızlı karar alınamıyor yea, etkili bir yönetim şekli değil" diye. al işte ikinci dünya savaşı sana bir örnek. nazi almanya'sı gırtlağına dayandığında bile demokrasiden vazgeçmeyen ingiltere, demokratik abd, sovyet rusya ile birlikte savaşı kazandı. çok hızlı karar alıp uygulatabilen führer ise almanya'yı dünyanın yarısıyla savaşa sokup, alman gençlerini rusya'nın dondurucu soğuğunda telef etti. soğuk savaş döneminde demokratik olmayan sovyet bloğu ülkeleri, demokratik batı karşısında dayanamadı ve çöktü. daha da kötüsü, o rejimlerin hüküm sürdüğü ülkeler sovyetler dağıldığında perişan haldeydi. bugün ab üyesi olan romanya kişi başı milli gelirde bizi geçti. bulgaristan da yakında geçer.
gelelim bir başka safsataya, "demokrasi batı'nın propagandası" zırvasına
evet, ikinci dünya savaşı sonrasında abd öncülüğünde batı bloğu, demokrasiyi bir çok ülkeye dayattı. ama bunun sebebi batı'nın demokrasi sevdalısı olması olmadığı gibi, diğer ülkelere iş olsun diye demokrasi propagandası yapması da değildi. soğuk savaş döneminde batı'nın en büyük korkusu, komünizmin yayılması tehlikesiydi. bu sebeple demokrasiyi kendi bloğundaki ülkelere dayattılar.
ama onların istediği, gerçek anlamda bir demokrasi değildi, hiç bir zaman da olmadı. solun yükseldiği demokratik ülkelere gizliden veya açıktan müdahale etmekten kaçınmadılar. kendi yanlarında konumlanan faşist ispanya'ya, arap krallıklarına falan da ses çıkarmadılar çoğu zaman.
demokrasi coca cola'nın gizli formülü gibi bir şey olsa, emin olun ne abd, ne ab, bu formülü başka ülkelerle paylaşmak istemez. bunun da çok basit bir sebebi var: demokratik ülkelerle pazarlık yapmak kolay değil. güçlü ve bağımsız bir medya, kendi iktidarlarının neyin karşılığında neleri verdiğini dibine kadar sorgular. skandal bir anlaşma, seçmenlerde huzursuzluk yaratır. yerine göre iktidarı düşürür. bu yüzden de demokratik bir ülkeyi sömürmek, bir krallığı sömürmekten çok daha zordur.
petrol zengini arap ülkelerinde demokrasi olduğunu ve arap milliyetçisi birilerinin iktidara geldiğini düşünün. sırf şu filistin meselesinden dolayı abd'yi kolaylıkla çok zor bir duruma düşürebilirlerdi. petrolü dolarla satmıyoruz demeleri, tüm küresel düzeni kökünden değiştirir. ama bu ülkelerde krallık olunca ne oluyor? adamlara rejimlerini korumak için destek veriyorsun, pahalı silahlar satıyorsun, oralarda üsler kuruyorsun, üstelik adamlar kendi ordularını da fazla güçlendirmek istemiyor çünkü bu sefer darbe tehlikesi oluşacak... göbeğinden sana bağlı bir rejim, seninle seve seve anlaşmak zorunda.
abd'nin şimdi osmanlı masallarını tedavüle sokması, orta doğu'da demokrasi tutmuyor yea demeleri, şu meşhur "biz onlara meşruiyet veriyoruz" söylemleri boşuna değil. eskiden yalancıktan da olsa türkiye'de olan bitene "endişeyle takip ediyoruz" açıklaması yapan ab'nin şimdi hiç bir şeye karışmaması da boşuna değil.
bakın çok basit bir örnek vereyim, mülteci meselesi
türkiye 10 yıl gibi kısa bir sürede 5 milyonun üzerinde mülteci aldı. bu arada ağız alışkanlığı, mülteci diyorum ama bu insanların statüsü bize göre mülteci de değil. çünkü türkiye cenevre sözleşmesine zamanında koyduğu coğrafi kısıtlama sayesinde bu yükümlülüğü kabul etmemişti. ama ona rağmen bu kadar mülteci ülkeye dolduruldu.
normalde bu insanların büyük bir kısmının üçüncü ülkelere yerleştirilmesi lazım. ama ab ne yaptı? baktılar ki aldıkları mülteciler kendi ülkelerinde sıkıntı yaratıyor, aşırı sağ hızla yükseliyor, türkiye'ye dediler ki size 6 milyar euro verelim, bu mülteciler sizde kalsın. bizimkiler de şak diye kabul etti.
türkiye'de gerçek bir demokrasi olsa, böyle bir anlaşmayı nah kabul ettirebilirsiniz! mülteci başına 1000 euro anca ediyor. biz size verelim o parayı, hatta iki katını, siz alın bu mültecileri desen kabul ederler mi? suriye krizinin başında hümanizm pozları kesen danimarka, isveç gibi ülkeler şimdi mültecileri geri göndermek için kaç para teşvik veriyor açın bakın.
sorun sadece para değil. dünyanın neresinde görülmüş beş milyonluk mülteci akını? belki kolombiya, iran falan. ab ülkelerinden bir almanya var öyle milyonlarca mülteci alan, o da merkel'in almanlara kazığı. ülkelerin demografik yapısı değişiyor resmen.
türkiye'de işsizlik zaten yüksek, ne yapacağız o kadar mülteciyi? söyleyeyim ne yapacağımızı. iktidara yakın patronların eline vereceğiz, kaçak olarak sigortasız, asgari ücretin yarısına çalıştıracağız tekstilde, inşaatlarda falan. biraz da sosyal yardımlarda falan bulunacağız milletin parasıyla, oh mis. kazanan kim? ufacık bir azınlık. kaybeden kim? ülkenin geri kalanı. e millet bunu kabul etmez? etti vallaa. ileri demokrasi olunca böyle oluyor işte.
o yüzden, türkiye'ye biçilen yeni rol bu işte. türkiye'nin iyi işleyen bir demokrasiye sahip olması en çok abd'nin ve ab'nin tekerine çomak sokar.