Yahudi Soykırımına Hollywood'un Abartılarından Uzak Şekilde Yaklaşan Nefis Çizgi Roman: Maus

Art Spielgelman'ın orijinalinde 1980–1991 yılları arasında önce parça parça, ardından iki ayrı cilt halinde yayınlanan kült eseri Maus sadece çizgi roman severlerin değil, herkesin okuması gereken bir eser.
Yahudi Soykırımına Hollywood'un Abartılarından Uzak Şekilde Yaklaşan Nefis Çizgi Roman: Maus

maus... art spiegelman'ın yazıp-çizdiği 1980-1991 yapımı 2 ciltlik otobiyografik çizgi roman, yıllar geçse de popülerliğini kaybetmemiş klasik bir eser.

not: 8.0/10
senaryo: 8.5
çizimler: 5.0

goodreads notu: 261k 4.58
sayfa sayısı: 296
penguin books

baştan söyleyeyim. çocukluğundan beri sayısız yahudi soykırımı propaganda filmine maruz kalmış biri olarak bu duruma duyduğum tepkiyle, iyisi kötüsü demeden bu eserlerin alayına imdb'de 1'i basan biriyim.

adrien brody'nin dolar çizelgesi gibi yükselen hüzünlü kaşlarına da (the pianist), şindler'in kahramanlık listesi'ne de (schindler's list) lanet olsun. hollywood'un ve para musluklarının başındaki bugünün manipülatif zorbalarının, geçmişteki mağduriyetlerini kutsayan bu vıcık vıcık ağlak arabesk konsepte karşı büyük bir bıkkınlığım vardı.

bir bağımsız çizgi roman klasiği ve dünyadaki en popüler eserlerden biri olan maus, bu yüzden dolayı 5 yıldır kütüphanemde okunmadan duruyordu. kitabı (iki cildi tek kitapta toplayan 'the complete maus'u) geçenlerde elime aldım ve akıcılığından dolayı bu otobiyografik öyküyü kısa sürede bitirdim. açık bir şekilde söyleyebilirim ki maus, okuduğum-izlediğim en bilgilendirici, en arabeskten uzak, en gerçeklere dayanan, kısacası 'en iyi yahudi soykırımı eseri' çıktı.


bu kitaptaki yahudi protagonist, janradan alışık olduğumuz hollywood plastiği yakışıklı mı yakışıklı, içi iyilik dolu, sevilesi bir süper kahraman değil. gözü paradan başka bir şey görmeyen ve bu yönüyle çevresindeki herkesi bezdirmiş, duygulardan uzak makyevelist bir adam.

yazar-çizer art spiegelman, hiç sevgi beslemediği babası vladek spiegelman'ı karşısına geçirmiş. ses kaydı alarak onun yahudi soykırımında neler yaşadığını ilk gününden son gününe kadar anlattırmış. kitapta o korkunç günlerde yaşananların ne eksisi, ne fazlası var. ana kahramanın önceden de bahsettiğim gibi duygulardan uzak makyevelist bir herif olması, eser sahibi oğlunun da tarafsız anlatımı sayesinde acıtasyondan uzak, şahane bir eser ortaya çıkarmış.


hollywood yahudi soykırımı filmlerindeki kahramanlık tonuyla çelişen öyle gerçekçi bir tasvir var ki, herkes ne pahasına olursa olsun kendi totosunu kurtarma derdinde. onca insan lastiği patlatırken vladek soykırımdan, şans+hayatta kalma güdüsünün yanında, 'çıkarcı ve bencil' bir insan olması sayesinde sağ çıkmayı başarıyor denilebilir. zaten survival reisin kitabın başında oğluna söyledikleri her şeyi özetler nitelikte: "arkadaşların mı? arkadaşlar mı? onları bir hafta boyunca aç ve susuz, bir odaya kapa; işte o zaman bak bakalım arkadaş neymiş?"

6. sayfa:

bunlara ek olarak, anladığım kadarıyla birçok okuyucu, yazarın farklı ırkları, farklı hayvanlar olarak tasvir etmesini (yahudiler fare, almanlar kedi, polonyalılar domuz vs) yersiz bulmuş. kitapta anlatılan 'ağlayan 5-6 yaşındaki çoçukları susturmak için, yavrucakların bacaklarından tutulup, kafalarının duvara çarpıla çarpıla patlatılması' gibi olaylar, insanların olağan günlerinin bir parçası olmuş. böylesine brutal bir atmosferi karikatür hayvanlar yerine insan tasviriyle mi okumayı tercih edersiniz? manyak mısınız olm siz? hayvan metaforunun zayıf olduğuna ben de katılıyorum ancak dediğim gibi kitapta yaşananlar o kadar ağır, o kadar korkunç şeyler ki, öyle bir durumda tüm kitabı bitirmeyi çoğu kişinin yüreği kaldırmazdı.

dipnot

şahsi fikrimce ırk-hayvan tasviri 'yahudiler fare, almanlar kedi' de kalsa (diğer ırklar ve hayvanlar karıştırılmasa) çok daha iyi olurmuş. zira yahudiler, hikaye boyunca kediler tarafından avlanmamaya çalışan çaresiz fareler gibi delikten deliğe kaçarak hayatta kalmaya çalışıyor. naziler de hakkaten yahudileri 'fare gibi öldürülesi haşaratlar' olarak görüyor ve onları, kedigiller gibi hiç empati yapmadan oynaya oynaya avlıyor. buraya kadar tasvir konusunda her şey yolunda, ancak polonyalıların domuz, fransızların kurbağa, abdlilerin köpek şeklinde resmedilmesinin içi iyi doldurulmamış gibi duruyor.

bunların dışında siyah-beyaz çizimler zayıf. akılda kalıcı tek bir kare ya da yaratıcı bir panel yok. onlar da tam olsa hakkaten 10 üzerinden 10'luk bir eser ortaya çıkacakmış ama bu güçsüz çizimli haliyle bile bir roman gibi kendini bir solukta okutuyor keraneci. -niye ağzımı bozdum bilmiyorum, iyisi mi yavaştan yol alayım.- bu hikayeyi çizgi romanseverlerden ziyade, tarihe ilgisi olan tüm edebiyatseverlere öneririm. eyyorum bu kadar, herkese iç dünyasında huzurlu günler dilerim.