700 Yıldır Fethedilemeyen Kaleyi Bir Zammı Yüzünden Kuşatan Öğrencilerin Hikayesi

16 Kasım 1949'da Belçika'nın Gent kentinde, bira zammına tepki gösteren 138 üniversite öğrencisi, yaklaşık 700 yıldır hiçbir ordu tarafından fethedilemeyen Gravensteen Kalesi'ni işgal ederek tarihin en sıra dışı kuşatmalarından birine imza attı.
700 Yıldır Fethedilemeyen Kaleyi Bir Zammı Yüzünden Kuşatan Öğrencilerin Hikayesi

tarih boyunca sayısız kuşatma görmüş, savaşlara, krallara ve işgallere meydan okumuş bir kale düşünün. kalın taş duvarları yüzlerce yıl boyunca hiçbir ordu tarafından aşılamamış. sonra bir gün, o yenilmez kaleyi fethedenler silahlı şövalyeler ya da askerler değil çürük meyveler taşıyan üniversite öğrencileri olacaktı.

16 kasım 1949 günü, belçika'nın gent kentinde sıradan bir sonbahar sabahı yaşanıyordu. ancak şehirde dolaşan küçük el ilanları, birkaç saat sonra ülke tarihinin en tuhaf "kuşatmalarından" birine dönüşecek olayın habercisiydi. öğrenciler birbirlerine tek tek haber veriyor, dikkat çekmeden gravensteen kalesi'ne gelmelerini söylüyorlardı. kimse toplu halde yürümeyecek, plan son ana kadar gizli kalacaktı. şehirde bira fiyatının belçika frangı olarak 3 franktan 4 franka çıkarılması gençler için isyan ateşini yakmıştı!

kalenin kapısından ilk giren grup, sıradan ziyaretçiler gibi görünüyordu. rehber, onlara şövalyelerin ve savaşların hikâyesini anlatırken grubun liderlerinden biri gülümseyerek sözünü kesti.

"bugün bu kalede yeni bir savaş başlayacak."

görevli önce bunun şaka olduğunu sandı. az sonra içeride gerçek bir hazırlık başladı. el arabaları dolusu meyve, havai fişekler, sis bombaları ve pankartlar surlara taşındı. kalenin burçlarına renkli sloganlar asıldı. birkaç dakika sonra ise kapılar kapanmış, sürgüler çekilmiş ve yüzyıllardır fethedilemeyen kale, 138 üniversite öğrencisinin kontrolüne geçmişti. sloganlar ve pankartlar aynıydı.

"birayı üç franka istiyoruz!"

"yeni polis şapkalarına hayır!" ( nedense gençler o dönem polis şapkalarının da tıpkı postacılarınki gibi beyaz renk olarak değişmesini de istemiyorlardı)

dışarıdan bakanlar bunun ciddi bir isyan mı yoksa devasa bir öğrenci şakası mı olduğunu anlayamıyordu. işin ilginç yanı, uzun süre hiçbir şey olmadı.

öğrenciler heyecanla polis bekliyor, aşağıdan geçen insanlar ise yalnızca gülümseyip onlara el sallıyordu. içeridekiler, bütün planlarının sıkıcı bir sessizlik içinde sona ereceğinden korkmaya başlamıştı.

derken iki polis memuru bisikletleriyle kalenin önünden geçti. onlar da yukarıdaki kalabalığa gülümseyerek el salladı. tam o sırada havadan bir çürük meyve geldi. sonra bir tane daha. bir anda kahkahalar yerini alarma bıraktı. bisikletlerini bırakan polisler kapıya koştu ama kalın demir kapıları açamadılar. dakikalar içinde bölge polis araçlarıyla doldu. meraklı vatandaşlar meydanı doldururken öğrenciler surlardan slogan atıyor, polis ise çaresizce aşağıdan onları izliyordu. çatışma büyüyünce itfaiye de çağrıldı.

yangın hortumları açıldı. su jetleri surların üzerine yükseldi. ancak beklenen olmadı. ıslanan öğrenciler kaçmak yerine daha da neşelendi. üzerlerine yağan suya rağmen çürük meyve yağmurunu sürdürdüler. merdivenlerden tırmanmaya çalışan itfaiyeciler ise yukarıdan gelen meyveler ve toprak parçaları yüzünden geri çekilmek zorunda kaldılar.

saatler ilerledikçe meydandaki kalabalık büyüyor, olay uluslararası bir gösteriye dönüşüyordu. gazeteciler, meraklı halk ve güvenlik güçleri aynı meydanda toplanmıştı. bir ara öfkesine hâkim olamayan bir komutan havaya uyarı ateşi bile açtı. ancak kale hâlâ öğrencilerin elindeydi. sonunda itfaiye yeni geliştirilmiş uzun uzatmalı merdivenini getirdi. daha önce hiç kullanılmamış bu dev merdiven, kalenin zayıf noktasına sessizce yanaştırıldı. itfaiyeciler surlara ulaşıp içeriden kapıyı açınca güvenlik güçleri kaleye akın etti.

direniş sona ermişti.

öğrenciler gözaltına alındı ve sorgulanmak üzere götürüldü. polis, yakaladığı gençlerin arasında hukuk öğrencileri, profesör çocukları ve hatta bir bakanın yeğenini görünce şaşkına döndü. herkes haklarında ağır cezalar bekliyordu. ama tam tersi oldu.

basın, bu olayı "tehlikeli bir isyan" değil, zekice planlanmış dev bir öğrenci şakası olarak gördü. gent halkı da büyük ölçüde öğrencilerin tarafını tuttu. kamuoyunun baskısı sonucunda hiçbir öğrenci yargılanmadı. ancak bira fiyatları da geri çekilmedi.

üstelik hikâye burada bitmedi. o gün, gravensteen kalesi'nin yüzlerce yıllık tarihinde tek bir gerçek "fetih" yaşanmış olarak kayıtlara geçti. ne bir kral, ne bir ordu ne de yabancı bir devlet bunu başarmıştı. yalnızca canı sıkılan bir grup üniversite öğrencisi...

bugün bile her 16 kasım'da gent sokakları yeniden şenleniyor. öğrenciler kortejler düzenleyerek kaleye yürüyor, şarkılar söylüyor ve bolca bira eşliğinde o unutulmaz günü kutluyorlar.

çünkü bazen tarihe geçen en büyük kuşatmalar, top sesleriyle değil, kahkahalarla yazılır.