New York'un Turistler Tarafından Hemen Anlaşılamayacak Olan Özel Tarafı
new york bence gezilecek şehirden çok yaşanacak şehir
empire state'i görün, times square'e gidin, central park'ta yürüyün, brooklyn bridge'den geçin diye bir liste yapmak kolay. ama new york'u sevdiren şey bunların hiçbiri değil. hatta ilk kez giden birisi bunların hepsini görüp "ee, bu muydu?" diye de dönebilir.
new york'un olayı şehrin içine karışmak.
sabah kahveni alıp sokağa çıkmak, subway'e binmek, yanlış trene binip iki durak sonra fark etmek, bir deli'den sandviç almak, bir yerde siren sesi duymak, 5th avenue'da yerden çıkan buharın içinden yürümek, akşam hiçbir planın yokken kendini bir jazz barında, broadway'de ya da küçücük bir restoranda bulmak.
şehir size sürekli bir şey yapıyor.
paris daha güzel olabilir. roma daha tarihi olabilir. londra daha düzenli olabilir. başka şehirlerin yemeği daha iyi, metrosu daha temiz, insanları daha sakin olabilir.
ama new york'ta başka bir enerji var.
sabah sekizde başka şehir, öğleden sonra başka, gece yarısı başka. yazın başka, kışın başka. aynı caddede birkaç blok yürüyorsunuz, mahallenin insanı, yemeği, kokusu, müziği değişiyor.
benim için iyi şehir "görülecek çok şeyi olan şehir" değildir zaten.
yapılacak çok şeyi olan şehirdir.
new york bu konuda dünyanın en iyilerinden biri.
bir de insanı içine alması var. otelden çıkıp birkaç dakika yürüyünce turist olmaktan çıkıyorsunuz. binlerce insanın arasında kaybolup o gün için şehrin bir parçası oluyorsunuz. kimse sizin kim olduğunuzla ilgilenmiyor. zaten herkes başka bir yerden gelmiş.
belki bu nedenle yıllar geçtikçe new york'a bakışım pek değişmedi.
şehir yaşlandı, ben yaşlandım, bazı mahalleler değişti, bazı şeyler güzelleşti, bazı şeyler bozuldu.
ama new york hala new york.
bu konuda zamanında biraz daha uzun konuşmuşum: https://bulentinheybesi.blogspot.com/…new-york.html