Drive Filmini İzleyip Biraz Düz Bulanların Mutlaka Okuması Gereken Bir Film Kritiği

2011 tarihli Nicholas Winding Refn şaheserine fazla yükselmediyseniz, bakışınızı değiştirebilecek bir alt metin okumasını şuraya bırakmak isteriz.
Drive Filmini İzleyip Biraz Düz Bulanların Mutlaka Okuması Gereken Bir Film Kritiği
Uyarı: Spoiler içerir.

drive... birincisi bu bir dram filmi. hem de çok iyi bir dram filmi. aşk, aile gibi kavramları fazla işe katıp işi bulandırmadan, bir kişinin hayatını verebilen bir dram. film sıkıcı kelimesini hak etmiyor çünkü tam aksine büyük bir tempoya sahip. peki film ne anlatıyor? dublör olan ve araba yeteneklerini yasa dışı eylemlerde kullanan bir adamın hikayesi. peki bu hikaye çok mu düz anlatılıyor? hayır.

filmde karakterlerin derinliği olmadığı koca bir yalan

evet yan karakterlerde fazla detaya girilmemiş ama bunun sebebi olayı tamamı ile esas oğlanın gözüne indirgeyebilmek. shannon gibi karakterleri daha iyi tanısak, duygu bölünmesi yaşayabilirdik ancak onların yüzeysel geçilip ryan’ın karakterine odaklanılması filmi birincil açıdan izlemenizi sağlıyor.


bir defa ryan’ın yapısını iyi incelemek lazım

bazıları “ya onun da hiç mimiği yok, çok düz” diye eleştirmiş ancak bu role de o iyi oturmuş. çünkü bu karakter, zaten duygularını yansıtmak ve yaşamak konusunda özürlü bir karakter. kendisine iş veren shanon hariç ikinci bir insanla yakınlaşamıyor bile. ancak komşusu ve oğlu arasında oluşan bağ ona özlemini çektiği “aile” kavramına yaklaştırıyor ki sonra adamın hapisten çıkması ile hayatın kendisine koklattığı bu nimet geri çekiliyor. şimdi burada detaylı düşünülmesi gereken çok nokta var. ryan bir dublör, yani hayatını kendini başkalarının yerine koyarak kazanan biri. aynı anda kendisine ait bir hayatı da yok. kendisine özel olan tek durum gece çıktığı yasa dışı soygunlar. onda da kuralları çeşitli ancak en önemlisi, çalıştığı insanlarla tekrar görüşmemesi. bu çok önemli, unutmayalım. ryan, komşusu ile yakaladığı uyum sonrası kendini tekrar hayatta dublör konumundan esas oğlan konumuna geçmiş hissediyor. tam bu anda, yatırım ile gelen yarış marış mevzuları patlıyor. bunlar paralel. ryan’ın insan ilişkilerini geliştirdikçe, hayattaki rolünün daha ön plana çıkmasını anlatıyor. ryan, kendi hayatının başrolüne oturdukça, buna sebep olan komşununa daha çok bağlanıyor. öyle ki, hiçbir halükarda onu (ve oğlunu) kaybetmemek için, en önemli kuralını yıkıyor. neydi o kural? iş yaptığı insanlarla tekrar görüşmemek. barda kendisine yanaşan adamı terslediği sahne boşa konulmamış. ancak değil tekrar görüşmek veya iş yapmak. arkadaşım dediği bir insan ile çalışmak onun kendi kurallarını yerle bir etmesi anlamına geliyor. dediğimiz gibi ryan hayatta bir dublör değil, esas oğlan olmak istiyorsa bu duvarı yıkmak zorunda hissediyor. ancak işler ters gidiyor. sorunsuz hayatı, ihlal ettiği kendi kuralları yüzünden bir karmaşa dönüyor. shannon’un ölümü kritik sahne. onu gördüğü zaman ryan işlerin tamamen ters gittiğini ve asla düzelmeyeceğini anlıyor. o yüzden kadın için güvenli ortamı sağladıktan sonra şehri terk ediyor.


aslında filmin sonu, aynı anda filmin başı da sayılabilir

çünkü karakterimizin nereden geldiği meçhul, tek ipucu dışında. shannon, komşu kadın arabasını getirdiğinde, 5-6 sene önce geldi iş istedi verdim, yarı ücret verdim gene çalıştı diyor aynı zamanda becerilerini övüyor. bu becerideki bir adamın işsiz olarak ve düşük şartlarda çalışmaya hazır olarak bir anda belirlemesi fazla olanaksız. belli ki beybaba, daha önce de böyle bir durum yaşamış ve insanlara yanaştığı için bedel ödemiş ve film, izlediğimiz yere gelmiş. bunu daha önce de yaşadı mı? tekrar yaşayacak mı? bilmiyoruz. ama ryan, gölgelerde yaşamak ve hayatta hep dublör olmak zorunda. çünkü ne zaman normal bir insan olmaya çalışsa, ne zaman başrole geçmeye çalışsa sonu felaket oluyor. etrafındaki insanlara zarar veriyor.

böyle sağlam bir karakterin yanı sıra, beklenmedik ölümler, silahlı çatışmalar, araba sahneleri de filmin ekstrası oluyor. şahsen standard vurulduğunda “hadi be” tepkisi verdim. bu kadar kibar değil tabii ilk iki harf aynı sadece gerçek tepki ile. ha keza soygun ortağı hatunun kafası patlayınca.

ryan’ın, yasa dışı işlerle uğraşmasına rağmen, esasen “kötü adam” olmadığı ve olamayacağı da, strip club benzeri bastığı yerdeki sahne ile mükemmel verilmiş bana kalırsa. içeri girmiş şeklini koyan, estiren ryan, telefonda karşısında gerçekten tecrübeli birini bulunca panikliyor ve hata yapıyor. çünkü ryan dublör. esas oğlan değil. ortaya koyduğu “badass” imaj sadece bir maket. sevdiği insana zarar verebilir diye kafatasını ezdiği adam da bu gerçeği değiştirmiyor. final boss’u boğması da. çünkü bunları yapma motivasyonu para, ün, şöhret değil. bu da son sahnede parayı geride bırakması ile vurgulanıyor.


özetle toplarsak

film için mükemmel, herkes izlesin diyecek değilim. ancak öneri olarak vermekten çekinmeyeceğim, içine aksiyon sosu çok güzel yedirilmiş başarılı bir dram filmi.

aklıma gelen tek “keşke” şu; babası öldükten sonra ufak oğlanı bir daha görmüyoruz bir yatak sahnesi dışında. adamın, onları korumak için girdiği karakter sırasında tekrar belirebilirdi genelde sertleşen ve vahşileşen karakterler, çocuk figürler üzerinden eleştirilir. klişe ama güzeldir.