İlk Filmi Bir Nevi Klasik Haline Gelen The Devil Wears Prada 2'nin İncelemesi

2006 tarihli ilk filmden tam 20 yıl sonra çekilen devam filmi nasıl olmuş?
İlk Filmi Bir Nevi Klasik Haline Gelen The Devil Wears Prada 2'nin İncelemesi

2006'da vizyona giren ilk film the devil wears prada (şeytan marka giyer), ilgi çekici hikayesi ve içindeki harika oyunculuklarla çok başarılı projeydi. proje diyorum çünkü ilk film hiç bir zaman sinemaya büyük katkı sağlayan bir eser olmadı. bunun yanı sıra, uyarlama senaryosundaki başarı ve o sırada oldukça genç olan, yıldız adayı oyunculardan alınan kaliteli performanslarla, özellikle kadın ve gay seyirci için başucu filmi haline geldi. bunun sebebi elbette filmin moda dünyasındaki ikonik bir figürün etrafında şekillenmesiydi.

yapım bütçesinin 10 katı gişe yaparak, büyük bir kesime hitap etme başarısını gösteren ilk film, 1988'den beri ünlü moda dergisi vogue'un editörlüğünü yapan anna wintour'un işyerindeki çalışanlarına hayatı dar etmesini ve o'nun tedrisatından başarıyla geçtiğinizde, hayatınızda mutlaka seçimler yapmanız gerekeceğini anlatıyordu. zaten ilk filmin uyarlama senaryosu, wintour'un asistanlığını yapan ve 2003 yılında çok satan aynı adlı romanı yayınlanan lauren weisberger'di.

anna wintour, filmde kendisini canlandıran usta oyuncu meryl streep'i çok beğendiğini, yorumunu "eğlenceli ve komik" bulduğunu söylemişti. yani yılların moda ikonundan, ilk film iyi not almıştı. ayrıca ilk filmde henüz kariyerlerinin başında olan şimdinin iki önemli oyuncusu bulunuyordu. başrolde o sıra 23 yaşında olan anne hathaway ve yardımcı rolde emily blunt. ikisinin de kariyeri bu filmden sonra hızla tırmandı. anne, oscar ödüllü bir oyuncu olurken, blunt da oscar adaylığı kazanmış oyuncu oldular. dolayısıyla bu film, ikisi için de gayet iyi bir kariyer basamağı olmuştu. (anna wintour, her sene new york'ta düzenlenen ve moda dünyasına yön veren ünlü davet met gala'nın, yöneticisi ve organizatörüdür.)


böylesine başarılı bir film için, 20 yıl beklenmesi beni biraz şaşırttı. çünkü ikinci filme kaynaklık eden roman, 2013'te yayınlanmıştı. yani 20 yıl yerine, 10 yıldan az bir sürede, çok başarılı projenin ikincisi çekilebilirdi. bununla beraber bu yirmi yıllık bekleyiş, ikinci filme dair beklentileri aşırı biçimde artırdı. ilk filmin bulunduğu seviyeyi, sanki çok daha üstlerdeymiş gibi bir algıya yol açtı. ilk filmi başucu filmi olarak değerlendirenler, ikinci filmin haberi geldiğinde heyecandan tırnaklarını kemirdi. tüm bunları görünce, filmin aslında organik bir fenomen olduğunu, ben de kabul etmek durumunda kaldım.

şimdi ikinci filmi değerlendirmeden önce, filmin afişine göz atalım

burada gördüğünüz üzere, ilk filmden de biliyoruz ki filmin isminde geçen "şeytan'ı" canlandıran usta oyuncu meryl streep. kendisinin ikinci filmdeki bir davette bu iddialı kırmızı elbiseyi giymesi, rengin şeytanla ilişkisi açısından gayet anlaşılabilir bir durum.


diğer önemli karakterlere baktığımızda, miranda'nın sağında duran andy sachs beyaz renkte bir takımla (bu fotoğrafa özel, kızılcık şerbeti çimen'e benzeyen hathaway'i görmek şaka mı?) solunda ise emily'nin giydiği siyah elbise, aslında incelediğimizde bize filmin hikayesi hakkında spoiler veriyor. şöyle ki;

Uyarı: Spoiler içerir.

miranda'nın çalışanlarına öğütlediği bazı şeyleri hatırlayalım. "başkasının üstüne basmadan ve ayağını kaydırmadan yükselemezsin!". "senin yerine bu iş için canını verecek, milyonlarca genç kadın var." işte bu tehlikeli sözler, miranda'nın çalışanlarına aşıladığı, bir nevi "gücün karanlık tarafına çağrı" anlamına gelmektedir. bu çağrıyı kabul eden ve uygulamaya geçiren emily siyah elbise giyip, şeytanın elçisi olurken, gülüşüne hayran olduğumuz andy'nin beyaz takımıyla hala "melek" olarak kalmakta ısrarcı olacağını görüyoruz. yani kendisi asla, miranda'nın aklı oyunlarına uyup, "düşmüş melek" olmayacaktır. emily ise yapacağı manipülasyonlarla, ikisini de alt edip, karanlık tarafın hakkını vermelidir. peki ya nigel? çelik gibi sinirlere sahip, miranda'nın sağ kolu olan nigel'ın, dengeyi temsil ettiğini ve artık kendi kanatlarıyla uçmaya hazırlanan bir kartal olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

işte size filmin ana düşüncesini tek bir fotoğrafta anlatmış oldum

böyle söyleyince eminim şunu düşündünüz, "bu kadar basit senaryoya sahip bir film, gerçekten iyi olabilir mi?" burası biraz tartışmalı. konuyu açalım;

şimdi açık yüreklilikle söylemeliyim; ikinci filmi izleyince, ilk filmin değeri nezdimde arttı. çünkü ilk filmdeki o komik, eğlenceli ve samimi havayı, ne yazık ki ikinci filmde bulamadım. ikinci film daha çok işyeri dramasına odaklanan ve benim asıl beklentimi oluşturan o esprili sahnelere "eser" miktarda sahip olan bir yapım. günümüz gerçeklerine değinen film, miranda'yı bizim gibi fanilerin seviyesine düşürmüş. bu miranda'nın hater kitlesi için keyifli olabilir ama emin olun benim gibi bunun tersini düşünenler için hiç de eğlenceli değil.

yeni filmin bir başka tartışmalı yönü ise, ilk filmin işleyişinin bire bir kopyalanmış olması

yani yeni film, tutan formülü hiç bozmayan ve riske girmeyen bir yapım. anlaşılan şimdiye dek en parlak başarısı, 1997 yılında kısa film oscar'ı kazanmak ve ilk filmin de yönetmeni olmak olan david frankel , yapım şirketinin gelir/gişe hırsıyla paralel hareket etmiş. iz bırakacak bir film çekmek gayesini öteleyip, "ortalama seyir zevkine sahip seyirci" için film yapmış. bu da elbette filmin kalitesini düşüren bir etmen olmuş.

filmde beni rahatsız eden birinin varlığından bahsetmesem olmaz

lady gaga denen tartışmalı şarkıcı, ne yazık ki bu filmde de kendini göster(t)erek, filmin itildiği vasatlık tuzağını pekiştirmekten başka bir işe yaramamış. repliğinin olduğu sahne öylesine cringe ki, meryl streep gibi bir devin ona katlanması bile takdire şayan. şarkı söylediği sekanslar bile filmi bir "sinema" eseri olmaktan uzaklaştırıp, moda/defile temalı, video klibe dönüştürüyor.

yine de ikinci filmi ilkinin önüne koyduğum bir parametre mevcut

efendim bu filmde, beyaz yakalı genç işçi adayı ve stajyerleri, ilgilendiren sahneler mevcut. yeni film işletme fakültelerinde, özellikle yönetim & organizasyon ana bilim dalında ders olarak okutulabilecek bir yapım. iş hayatına atılmadan önce, özel sektörde başınıza gelebilecek bir çok şey, ilk filmden daha fazla oranda ikinci filmde bulunuyor. iş dünyası çoğu yerde kurtlar sofrası ve kaynayan kazan. bunu idrak etmek için, özel sektörün beyaz yakalı bir adayıysanız, mutlaka her iki filmi de izleyin derim. suratında envai çeşit maskeyle dolaşanların birbirine zoraki gülümsediği, arkalarından işler çevirdiği ortama şimdiden kendinizi hazırlasanız iyi olur.

oyunculuklara gelirsek

bu filmde artık klas performanslar da bir zahmet olsun modundayım. yani tek tek oyunculukları övmek, bana biraz klişe geliyor. zaten film orta bütçelinin üst sınırında olan bir yapım. dolayısıyla bu pahalı casting, filmin kalitesini artıran bir etmen. ancak ben yine de, oyuncu grubundan çok daha fazlasını gördüğüm için, bu sığ senaryoyla yeteneklerini cömertçe sergilemeye gerek duymadan, su içer gibi oynadıklarını düşünüyorum.

filmin olası ödül adaylıkları bahsine geldiğimizde, ilk film 2 oscar adaylığı ve 3 altın küre adaylığı almış, meryl streep o sene altın küre'yi kazanmıştı. ikinci filmin aynı başarıyı tekrarlaması mümkün değil. filme belki kostüm dalında adaylık gelebilir ama filmin parıltısının yetersizliği sebebiyle, önemli dallarda rekabete girmemesinin oldukça zor olduğu aşikar.

the devil wears prada 2, ilk filmi sevenleri bile tam olarak tatmin etmeyi başaramayan bir yapım olmuş

dolayısıyla ilk filme karşı soğuk olanların kaybedeceği herhangi bir şey yok. filmin genel olarak artısı, iyi kotarılmış kurgusu, oyuncu grubu performansları ve artan bütçeyle beraber, prodüksiyon kalitesi olarak görünüyor. "20 yıl beklemeye değdi mi?" sorusuna gelince; buna cevabım "kesinlikle hayır" olurdu.

letterboxd puanı: 2.5/5 (link)

önemli not: hem bu film hakkında, hem de yakın tarihli hollywood yapımlarının, neden eskisi gibi iyi görünmediği hakkında, son derece öğretici bir içerik paylaşan sinemori'nin kısa videosunu mutlaka izleyin. instagram, youtube shorts