Nazi Almanyası'nın Sanata Çok Zarar Veren ve Fazla da Bahsedilmeyen Tarafları
nazi almanyası döneminde soykırıma uğrayan sadece insanlık değil, aynı zamanda da sanat eserleriydi
adolf hitler, 1933 yılında almanya şansölyesi olduktan sonra sanat eserlerini yağmalamak için bir birim oluşturdu ve başına da kendisinin gözüne girmek için can atan sanat düşmanı, kafatasçı ve köktendinci einsatzstab reichsletier rosenberg'i getirdi.
hatta aynı yılın 15 mart tarihinde onun ve biriminin aracılığı ile bir kara liste yayınladı. ilk iş olarak george grosz vatandaşlıktan çıkarıldı. bauhaus okulu pasifize edildi. max lieberman, kathe kollwitz, paul klee, max beckmann, otto dix gibi isimlerin sanat okullarındaki görevlerine son verildi. ki bu görevden alınmalardan yaklaşık bir hafta önce de joseph goebbels'in başına getirileceği propaganda bakanlığı resmen duyurulmuştu. yani her şey aslında önceden planlanmıştı.
adolf hitler'e göre nasyonal sosyalizmin önündeki en büyük kültürel engellerden biri de sanattı
modernistleri, sanatı çarpıtanlar olarak tanımladı. fütüristler, kübistler ve dadaistler de buna dahildi. eserleri beş para etmezdi. çünkü ona göre sanat siyasete yardımcı olmalı ve en kısa sürede de nazi propagandasının bir parçası haline getirilmeliydi.
zaten kısa bir süre sonra, 18 temmuz tarihinde, nazi propagandasının ilk sanatsal sergisi kunst berlin'de açıldı. sergide arno breker, josef thorak ve adolf ziegler gibi, adolf hitler yalakası sözüm ona sanatçıların resimleri ve heykelleri yer alıyordu. ve elbette farklı kişilerin yaptığı bolca adolf hitler portresi ile partisinin bugünlere gelişi sanatsal açıdan görselleştiriliyordu.
ki hemen hemen aynı aylarda, max von schillings ve wilhelm furtwangler'in önderliğini yaptığı komisyon da, dönem itibariyle faaliyette olan müzisyenleri, radyo kanallarını ve bestecileri sansürlemekle meşguldü. elbette televizyon programları, filmler de sansür mekanizmasına takıldılar. ve 1935 yılında, devlet destekli, tarihin ilk propaganda filmi triumph des willens gösterime girdi.
fakat adolf hitler bununla da yetinmedi. 1938 yılının mayıs ayında, einsatzstab reichsletier rosenberg ile joseph goebbels'in tasarladığı dejenere sanat yasasını yürürlüğe soktu. bu yasa ile birlikte hükümet uyduruk gerekçelerle ve hiçbir tazminat ödemeden sanat eserlerine el koyabilecekti. zaten çok da beklenilmedi.
el konulan sanat eserlerinin büyük bir çoğunluğu, sanatı ve sanatçıyı küçümseme amacıyla çok ucuz fiyatlarla satıldı. satılamayanlar ise düzenli bir şekilde berlin'de şenlik adı altında yakıldı.
hangi bölümünde olduğunu tam hatırlamamakla birlikte, rahmetli ilber ortaylı hocanın teke tek programında söylediği "dünya tarihinde sanata ve kültüre nazilerden daha fazla zarar veren bir şey olmamıştır..." cümlesini hatırlıyorum. ki fazlası var eksiği yok gerçekten.
Nazilerin kendi yarattığı estetiğe bir parantez açarak bitirelim
nazi almanyası, 13 yıl avrupa'da hüküm sürmüş, korkunç suçlar işlemiş bir imparatorluk. tam olarak korkunç suçları işlemesinden ötürü ise estetiği muhteşem şekilde kullanarak insanların midesini bulandıracağı yerde döneminde gıpta edilen bir hareket olmuştur nazi partisi.
bir siyaset bilimci olarak benim estetiğe dair ilgimi çeken konuya ve bu entry'ye konu olacak mefhuma gelirsek siyasette estetik kullanımı sadece nazilerde değil, pek çok ideolojide gözlemlenebilir. marksist, liberal, muhafazakar, milliyetçi... siyasette estetiğin ne olduğunu az sonra izah edeceğim lakin söylemek gerekir ki siyasette estetik kullanımının en belirgini ve başarılısı 20. asrın faşistleridir. bilhassa bu işin zirvesi nazi almanyası'dır.
öncelikle çok temel birkaç kavramı yerine oturtmak gerekiyor. estetik nedir? estetik, insanda güzellik duygusunun uyandırılmasıdır. güzel bir renk, güzel bir bina, güzel bir kadın/erkek; izahı zor ama tespiti mümkün bir duyguyu evrensel olarak her insana verir. işte benim bir siyaset bilimci olarak meraklı olduğum estetik budur. peki neden bunun zirvesi insanlık tarihinin en mide bulandırıcı suçlarını işleyen nazi'lerdir? tıpkı modern parfümün, banyo mefhumunun zayıf olduğu paris metropolünde insanlardaki kötü kokuyu bastırmak için geliştirilmesi gibi estetiğin siyasetteki en başarılı kullanımının da insanlığın en büyük suçlarını işleyen nazi almanyası'nda olması şaşırtıcı değildir. kötü kokuyu duymak istemediğimiz gibi kan, şiddet, silahların soğuk çeliğini her yerde görmek istemiyoruz. oysa ki nazi almanyası bunların üzerine kurulmuş bir devletti. o halde estetiğin parfümünü üzerine boca ederek güzel kokmak bu devlet için bir mecburiyet, bir hayatta kalma meselesi idi.
nazilerin 1932-1945 arasındaki iktidarlarında hapsettikleri, öldürdükleri, sürgün ettikleri siyasi figürlerden tutun endüstriyel metotlar ile toplu şekilde öldürdükleri 6 milyon yahudi dahil; geçmişi 1920'lere kadar dayanan son derece "şiddet" odaklı bir siyaseti vardı. 1920'lerde münih'te gündüz vakti boş bir sokakta yürümek pek de akıllıca bir iş değildi. o sokak boştu zira muhakkak az sonra bir grup komünist ve nazi iki farklı cenahta toplanacak ve ortalığı savaş alanına çevirecekti. bu ortalama bir insan için korkunç bir vandallıktır. midesi bulanır böylesi bir şiddet açlığından. oysa ki bu vandallar 10 yıl kadar sonra almanya'nın mutlak hakimi olacaktı.
bu dönemin (1920-1932) nazi partisi henüz iktidar değildir. hitler önderliğinde kurulan sturmabteilung, kısaca sa, partinin silahlı kanadıdır. sokaklarda nöbet tutar, komünist döver, polisin sağlayamadı güvenliği sağlar. sa'nın estetiğinde alman halkının hoşuna giden çok bariz şeyler vardır. sa mensupları kahverengi gömlek giyerler, hatta bu sebeple kahverengi gömlekiler olarak anılırlar. kaba kumaştan yapılmış bir kahverengi gömlek, o dönem almanya'daki hans'ın giydiği kıyafettir. halkın, sıradan adamın kıyafetidir. ayrıca sa, karışıklığın hakim olduğu almanya'da bir milis kuvvet olarak disiplini muhteşem şekilde sergiler. hayatında bir defa askeri geçit töreni izlemiş biri kabul edecektir ki ordunun enteresan bir estetiği vardır. eş güdümlü adım sesleri, şık üniformalar, dik duran sağlıklı vücutlar, gururlu bakışlar, gücün sembolü görkemli tüfekler; bunların hepsini sa çok başarılı şekilde kullanıyordu. buna ek olarak nazi selamı olarak bilinen o "ihtişamlı" hareket, insanlara aradığı ait olma hissini veriyordu. bu görkemli geçit törenini, bu güzel üniformalı, şık adamları sadece izlemek zorunda değildiniz. nazi selamı ile herkes bu ihtişamdan payını "kansız" şekilde alabiliyordu.
sa'nın bir gecede tasfiye edilmesiyle burada oluşan güç boşluğunu dolduran ve bizler tarafından daha çok bilinen ss ise alman şıklığının vücut bulmuş haliydi. ss üniformaları ve simgelerini karl diebitsch gibi asıl mesleği sanatçılık olan adamlar tasarlamıştı. eğer insanların midesini bulandıran suçlar işliyorsanız bu durumun icabına bakmak göze hoş görünmekten ibaretti. jilet gibi duran, vücuda tam oturan siyah ss üniformalarının formülü şuydu: runik yazıdan esinlenilerek oluşturulmuş ve yakaya işlenmiş bir ss sembolü, kollarda gamalı haç, şapkada kadim alman imparatorluğu kartalı, ceketlerde ise kaliteli ve parlak düğmeler ve boyunda ipeksi bir kravat ile bir ss subayı rahatlıkla 20. asrın en şık erkeklerinden biriydi. bu şıklıktaki ss subaylarının imha kamplarında binlerce yahudiyi öldürmesi sizi şaşırtmasın, zira şık insanların yaptığı "çirkin" işler sindirilebilir olmuştur her zaman.
dahası hitler başarısız bir ressam olarak estetiğe şahsen meraklıydı. bu sebepleydi ki albert speer isimli genç mimar ile çok yakın bir ilişki geliştirmişti. speer enteresan bir adamdır. münih teknik üniversitesi mezunu parlak bir genç mimar ve başarısız ressam hitler'in estetik hayallerini gerçeğe dönüştürecek bir dosttur. hitler speer'i geleceğin almanyası'nın mimarı olarak görüyordu. ikisi birlikte ihtişamlı binalar yapacak, ihtişamlı şehirler tasarlayacak ve "güzel" görünümlü alman erkekleri ve kadınları, insanlık tarihinin en "güzel" imparatorluğunda yaşayacaktı. speer'in eserleri 2. dünya savaşı'nın yıkımına dayanmadı lakin kendisinin tasarladığı 1936 tarihli nürnberg'teki mitingde yapılan cathedral of light ya da almanca lichtdom isimli gösteri şu linkte görülebilir.
sonuç olarak diyeceğim şu ki siyasette estetik konusunun üzerine pek eğilen olmaz. siyasi başarı daha çok iletişim, propaganda gibi kavramlarla izah edilir. hiter'in gücü pekiştirmesinde goebbels'ten herkes bahseder, lakin bu propagandanın sözlerden ibaret olmadığını, muhakkak ki "güzel" gözüken bir etkinliğin buna eşlik ettiğini anlatan olmaz. estetik, çağrışım itibariyle bize nazileri hatırlatmaz. çünkü naziler kötüdür, naziler gaddardır, naziler "çirkin" işler yapmıştır. halbuki tam da bu sebeple estetiğe en çok ihtiyaç duyan siyasi hareket nazilerdir. savaşı kaybetmemiş olsalardı 6 milyon yahudiyi öldürmenin nahoş kokusu, yakışıklı ss subaylarının gölgesinde, görkemli parti mitinglerinin hararetinde yok edilecekti. hatta 1945'e gelinene kadar çoktan ediliyordu bile.