Project Hail Mary'yi İzlerken Kafalarda Oluşabilecek Boşlukların Açıklaması

Andy Weir'ın nefis romanından uyarlanan Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi), oldukça ayrıntılı bir kitabı iki saatlik filme dönüştürmesi nedeniyle kafalarda ister istemez boşluklar yaratıyordu. İşte bunların toplu açıklaması.

kitapta uzaylılar izafiyet teorisini bilmedikleri için yolculuğun daha uzun süreceğini sanıyorlar ve gereğinden çok daha fazla yakıt koyuyorlar gemilerine. rocky de grace’e bu fazla yakıtı teklif ediyor. esasında bir fedakârlık söz konusu değil yani. kısa sürede dünyalılara göre çok daha fazla yakıt üretebilmelerinin sebebi de gezegenlerinin çok sıcak olması. ne kadar sıcaklık o kadar astrophage demek zira. dünyadakiler misal gerekli ısı enerjisini elde edebilmek için sahra çölü’ne devasa güneş panelleri kuruyor. ama yine de geri dönüş yolculuğu için yeterli gelmiyor.


görülebileceği üzere yakıt meselesiyle ilgili çok fazla ayrıntı var kitapta. tüm bunların tam olarak anlatılabilmesi için filmde kısaca işlenen enerji ihtiyacının yanı sıra uzaylı ırkın gezegenlerinin özelliklerine, anatomilerine, yakıt üretme konusundaki avantajlarına vb. de yeterince yer ayrılması gerekirdi. bunun yerine rocky, eve altı yıl daha geç ulaşma pahasına, çok da fazla olmayan yakıtını veriyor grace’e. böylece dünya’ya göre neden daha avantajlı olduklarının açıklanması gerekmiyor.

uzaylı ırkın yaşam sürelerinin çok uzun olduğunun es geçilmesi de bu altı yıllık süreyi daha anlamlı hâle getiriyor elbette. gerçi rocky ile eşinin yüz küsur yıldır birlikte oldukları söylenerek yaşam sürelerinin uzun olduğu hissettiriliyor ama çok da üzerinde durulmuyor. biz böylece romanda bolca yer tutan zaman ve matematiksel hesaplamalar meselesine hemen hiç girmeden karakterlerin dostluklarına daha fazla odaklanıyoruz. zaten birçok yapımda bu ışık hızına ulaşılırken zamanın izafi hâle gelmesi konusu fazlasıyla işlenmişti.

misal interstellar’da dünyadaki, gemideki, kara delikteki zaman arasındaki farklar dramatik olarak kurgunun bir parçası olduğundan önem arz ediyordu. bu filmde ise 30 yıllık bir süre ortaya atılıyor. romanda geminin hedefe varışı dünya zamanıyla 13 yıl sürüyor. ama ışık hızına yakın hareket edildiğinden gemide 4 yıl deneyimleniyor. geriye dönüş de 13 yıl süreceğinden 26 yıl gibi bir süre ortaya çıkıyor. filmde bu rakam 30’a yuvarlanıyor ve gemide neden 4 yıl geçtiği ya da 30 yıllık sürenin ayrıntıları pek fazla irdelenmiyor. çünkü gerek yok. hedef uzakta, yolculuk da bu yüzden uzun sürüyor. izleyici açısından bu kadarının bilinmesi yeterli.

astronotların yolculuk süresince uyutulması meselesi de sinemada bolca karşılaştığımız; dolayısıyla da izleyicinin boşlukları doldurabileceği, ön varsayımlarla hareket edebileceği bir konu. planet of the apes’ten tutun da birçok modern örneğe kadar mürettebatın bilinçli olarak sokuldukları komadan sağ çıkamamaları konusu işlenmişti. tabii kitapta bu meselenin tıbbi arka planına fazlasıyla değinilmişti ama film süresini ekonomik kullanmak adına bu kısımlar atlanmış ve izleyicinin bilgi birikimine bel bağlanmış.

Görevin psikolojik yan etkilerinden korunmak için yolculuğu uyuyarak, yani komaya girerek yapmaları gerekiyor. Bunun için yedi bin kişide bir bulunan koma genine sahip insanlar göreve seçiliyor. Ama bu yine de kesin bir çözüm değil, bir olasılık. Zira Yao ve İlyukina bu dört yıllık komaya dayanamayıp komada ölüyorlar, Grace dayanıklı çıktığı için yaşıyor. (E.N.)


yemek meselesinin filmdeki işlenişi de bence kitaba göre çok daha mantıklıydı

üstelik kitapta sayfalarca anlatılan konu filmde saniyeler içinde geride bırakıldı. kitapta rocky yemek yerken izlenmek istemiyor. zira grace’in yeme faaliyetine göre çok daha iğrenç olduğunu düşünüyor. bu yüzden kendi toplumunda yeme faaliyeti mahrem bir konu. filmde ise rocky, grace’in yeme faaliyetini iğrenç buluyor ve kendi yeme şeklini müthiş bir öz güvenle gösteriyor. bu bana neden daha mantıklı geldi? çünkü yemek gibi bir konunun uzaylı toplumunda tuvalet yapmak gibi bir anlama geldiğini gösterecekseniz tuvaletin anlamını da işlemeniz gerekir. film ise o noktaya kadar gitmek istemiyor.

başkahramanın eğitimsiz olmasına rağmen profesyonel bir astronot gibi hareket etmesi de haklı olarak göze batmış ayrıca

ama aslında tam olarak eğitimsiz değil. gemiye binmek istemediği için eğitimsiz olduğunu söylese de diğer astronotlar eğitim alırken grace de hep orada. doğrudan eğitim uygulamalarına katılmasa da gözlemci olarak eğitimleri takip ediyor. o yüzden gemide çok zorlanmıyor. tabii bu kısım biraz daha iyi açıklanabilirdi. ama yine de grace’i pilotluk alıştırması yaparken görüyoruz. zaten mürettebat pilot, mühendis ve bilim elemanından oluşuyor. bilim elemanı kendisi; diğer ikisi ise ölmüş durumda. mühendisin görevini rocky üstleniyor. bu yüzden grace’in pilotluğa çalışması tutarlı bir hareket.

özetle

kitabı okumamış olsanız da gayet anlayabileceğiniz ve keyif alabileceğiniz bir film olmuş. zaten bu amaçla olaylar ve neden-sonuç ilişkisi olabildiğince sadeleştirilmiş. bence romana kıyasla dışarıda bırakılan ya da değiştirilen hemen hemen her şey film açısından doğru tercihler. sadece fikri mülkiyet sahnesine de bir iki dakika yer verilebilirdi. günümüzde mütemadiyen yapay zeka şirketlerine fikri mülkiyet haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle dava açılıyor nitekim. romanda dünyadaki bütün bilgiler, kitaplar, filmler vs. depolanarak mekiğe konuyordu. bunun neticesinde de stratt’a dava açılıyordu. filmde ise bunlar yok. dünyanın yok oluşu söz konusuyken bile fikri mülkiyetlerin tartışılmasını resmetmek film açısından güzel bir dokunuş olurdu.

son olarak

bir sahnede grace ile rocky konuşurlarken, grace’in eski sevgilisinin mark diye biriyle birlikte olduğundan ve grace’in mark’tan nefret ettiğinden bahsediliyor. buradaki mark sanırım the martian’ın başkahramanı olan mark watney oluyor. güzel bir gönderme olmuş.