Yeni Nesillerin Kelime Dağarcığında Pek Bulunmayan Bir Kelime Öbeği: Kanaat Etmek

kanaat etmek... bir metinde geçen ve on üç yaş grubu öğrencilerin bulunduğu bir sınıfta, kanaat etmek ne demek olabilir, diye sorduğumda cevap alamadığım söz öbeğidir.
bir konuda görüş bildirmek mi öğretmenim, diyen birkaç öğrenci oldu ki bu sevindirici. çünkü bu da kanaatin sözlük anlamlarından biri. ama “yetinme, yeterli bulma, elindekinden hoşnut olma, fazlasını istememe” gibi ilk anlamlarından hiçbirini söyleyemediler.
önce yadırgadım bir süre ama kısa sürdü. çünkü onların dünyasında bunun karşılığının olmamasını anlamak zor değil. ebeveyn ve etraflarının, onlar henüz dünyaya gelmeden başlayan tüm ihtiyaçlarını karşılama çabası, sonrasında da tüm hızı ve özverisiyle devam ediyor çünkü. bu çocuklar yetinmek zorunda kalmadı ki hiç. çok şükür bolluk, bereket içinde doğdular ve büyüyorlar.
kanaati bilenler biz yani kırk ve üzeri yaşta olanlar daha çok. bizler, komşu çocuğunun çantasını, elbisesini, ders kitaplarını kullanmak, okul yardımlarıyla eksikleri tamamlamak zorunda kalanlardık.
azı, çok edecek çözüm arayışları, var olanı paylaşıp eksiği giderme vardı o zamanlar. muhtaçlık, bir insanın diğerine ihtiyaç duyması ne demek, az çok görerek öğreniyordu insanlar. şimdi, her şeyi tamam olsun, aman çocuğumuz hiçbir şeyden eksik kalmasın, bizim görmediğimizi onlar yaşasın anlayışı hâkim.
eskiler yoklukla sınanmıştı, şimdikiler de varlıkla sınanıyor işte, başka da bir şey değil. ancak bizim nesil için böyle sıradan kelime yahut kavramların çocukların dünyasında karşılığının olmadığını fark etmek ayrı, kabullenmek ayrı zor. zor demeyelim de ilginç diyelim. çünkü en basit anlaşma, iletişim dilini de yitiriyoruz böyle böyle.
“bir doyumdu aradığınız, buldunuz
evinize dönün artık esenliğe uzanın” der adil izci, (bkz: bugün) adlı şiirinde.
aranan doyum bitmez ama bulunanlardan duyulan esenlikle, yetinmeyle uzanmanın keyfini biliriz az ya da çok. bilemeyecek olanlara da kolaylıklar olsun, başka ne denir?